Dördüncü Bölüm
NATO ÜYELİĞİ
NATO'nun üyeliğine Polonya'nın geçtiği yol
Polonya, işgallerden ve dayatılan rejimlerden bıkmış, usanmış bir ülkedir. Zira,
Leh Milleti, hiçbir zaman işgalleri ve dayatılan rejimleri benimsememiş; bundan
kurtulmak için, gerekli bütün mücadeleyi vermiştir. Dünyadaki komünist sistemi
yıkan ilk ülke Polonya’dır. Demokratik sisteme geçer geçmez yaptığı ilk işlerden
birisi, NATO (Kuzey Atlantik Paktı)’ya girmek istemiş olmasıdır. Çünkü bir
güvenlik işbirliği örgütü olan NATO, Polonya’nın bir daha, herhangi bir ülke
tarafından işgal edilmesini önleyecektir. Türkiye Cumhuriyeti, Polonya’nın NATO
üyeliğini içtenlikle desteklemiş; özellikle T.C.’nin Dokuzuncu Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel bu hususta her türlü desteği vermiştir.
NATO'nun üyeliğine
Polonya'nın geçtiği yol
Varşova Paktı, Sovyetler Birliği gibi eski yapıların ve bağların çöküşü,
Polonya`nın kendisini kararsız güvenlik alanının içinde bulmasına neden oldu. Şu
anda Polonya`nın siyasi ve askeri çevreleri tehdit oluşturmuyor. Bu nedenle,
bütün Doğu ve Orta Avrupa`nın istikrarı adına hareket ederek Polonya`nın,
Avrupa`da Soğuk Savaşın eski ayırmalarını yansıtan özel güvenlik belirsiz (gri)
kuşağını yok etme ihtiyacını ortaya çıkarttı. Buna son verebilen tek yol,
Polonya`nın batı entegrasyon kuruluşlara üyeliğidir, özellikle NATO, Avrupa
Birliği ve Batı Avrupa Birliği. 1989 yılından beri oluşturulan tüm hükümetlerın
yöneticileri gibi 1997 yılında ikidara gelen yani Polonya Başbakanı Jerzy Buzek
dahil parlamentoda, Polonya`nın Avrupa-Atlantik kuruluşlara üyeliğine doğru
devamlı olarak çaba sarfetmesi gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Bu belirli
konuda Polonya`da siyasi partiler uzun zamandır tam itifak halindedir. Kamu oyu
anketleri çoğunlukta da (yüzde 80 -90) Polonya`nın NATO, Avrupa Biriliği, Batı
Avrupa Birliği`ye çabuk katılmasını tercihini göstermektedir.
Avrupa Polonya için istisnai önemi taşımaktadır. Mayis 96 yılında dönem Polonya
Dışişleri Bakanı, Dariusz Rosati Seym`e yaptığı konuşmasında Polonya`nın dış
politikasının esaslı görevleri olarak şu hususları sergilemiştir:
. Polonya`nın NATO, AB, BAB ile entegrasyon aracılığıyla Batı Dünyasına dönüşü,
bu kuruluşların üyeleriyle hem iki taraflı hem de çok taraflı işbirliği.
a. Devletlerin ve uluslarası kuruluşların arasındaki işbirliğine ve özellikle
tüm Arupa`yı kapsayan güvenlik sisteminin kurulmasına iştirakına dayanan
Avrupa`nın yeni düzeninin kurulmasına katılım. Avrupa Konvansyonel Silahları
Antalşması, Açık Semalar Antlaşması ve güvenlik ve işbiriliği artan önlemleri
konusunda 1994' Viena Belgesi başta olmak üzere Polonya, Avrupa kıtasının
güvenliğini sağlama anlamını taşıyan anlaşmaların tam yürütülmesine iştirak
eder. Polonya`nın dış politikası için Avrupa ölçüsü başlıca Avrupa Barış ve
Güvenlik Işbirliği Teşkilatının performansına bağılıdır. 1998 yılında Polonya
bir yıllık süresi olan AGIT dönem başkanlığı görevini üstelenmiştir.
b. işbirliği ve iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek amacıyla karşılıklı
dostluk antlaşmalarına dayanan iyi komşuluk ilişkilerin geliştirilmesi,
c. Orta Avrupa`da bölgesel/yöresel bağların sağlanması ve kuvvetlendirilmesi. Bu
amaçlar Visegrad Grup (Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya Cumhuriyeti ve
Macaristan), CEFTA (Orta Avrupa Serbest Ticaret Birliği), CEI (Orta Avrupa
Teşebbüsü) ve Baltik Devletleri Kurulu gibi kuruluşları tarafından önemli
çabalar sarfediliyor.
Bunun yanısıra, Polonya, 36 tane uluslararası uzmanlık kurumları, komisyonları
ve diğer organların çalışmalarına ve programlarına katılarak Birleşmiş
Milletleri arenasında çok aktiftir. Güvenlik Konseyi`nin 1996-1997 dönemi için
geçici üyesi olarak tekrar seçilmesi, dünyanın başta gelen siyasi ve ekonomik
merkezleri ile işbirliği için Polonya için yeni olanakları yarattı.
NATO`ya üye olmak ve NATO`nun Polonya`yı bir partner olarak görmesi
Polonyalı`lar için tek güvenilir garanti olabilir. Bu perspektifin içerisinde
Polonya`nın alabileceıi tek makul istikameti Avrupa-Atlantik istikametidir. Ne
Rusya`nın güvenlik beyanları ne de bölgesl veya tüm Avrupa`yı kapsayan güvenlik
kuruluşları buna allternatif olabilir. NATO, AB, BAB`ya tam üyeliği Polonya`ya
gerçek güvenlik anlamını verebilir. Bunun gerçekleşmesi, henüz başlatılan ve
büyük toplumsal çabasını ve fedarkarlığını gerektiren sistem transformasyonları
olan Polonya için özellikle önemlidir.
Batı kültürüne sahip olan Polonya, II. Dünya Savaşından önce ve esnasında Batı
Avrupa ülkelerle müttefik olup Nazi Almanya'ya karşı kahramanca savaştı.
Memleketin içerisinde işgalci kuvvetlerine devamlı olarak direnen askeri
örgütlerinin dışında Polonyalı mühacirlerden ve gürbetçilerden müteşekkil olan
güçlü ordular II. Dünya Savaşının hemen hemen bütün cephelerinde savaştılar.
Norveç'te (Narvik), Libya'da (Tobruk), Italya'da (Monte Cassino ve Ancona),
Fransa'da (Falaise), Ingiltere'de (Londra'nın gök savaşı), Hollanda'da (Breda),
Belçika'da (Gent). Ayrıca Sovyetler Birliğinde bir Polonya Ordusu kurulumuş ve
doğu cephesinde çeşitli operasyonlara katılarak 1945'te Berline girmiştir. Bütün
bu fedakarlıklara rağmen müttefikler Polonya'yı doğu blokuna sevkedip 50 sene
süren talihsizliğe bıraktılar. Bu nedenlerden dolayı Polonya NATO'ya girmek için
çoktan beri moral bir hak kazanmıştır.
Avrupa`nın II. Dünya savaşından sonrakı tarihi NATO`nun savunma yapısı olduğu
gibi politik, sosyal, ekonomik, ve kültürel entegrasyonun katalizörü olarak
verimliğini açık bir biçimde gösteriyor. Avrupa`da askeri ve politik durumun
değişimi NATO`nun varolmasının nedenini sorgulamıyor. Avrupa`nın yeni durumuna
daha iyi uyumu sağlayacak olan Antlaşma`nın politik ve askeri prensiplerine
ulaşmak önemli olmaya devam ediyor. NATO`nun Doğuya açılma düşüncesi bu yeni
prensibin anahtar faktörüdür. NACC ( Kuzey Atlantik Birliği) ve PfP`in ( Barış
için Işbirliği) çerçevelerinde işbirliğiyle ve Bosna`da IFOR`un ( Bosnia'daki
Uluslarası Barış Kuvvetleri) operasyon girişimi ile Antlaşma, Avrupa`nın
güvenlik işbirliğini bir nevi promotörü ve organizatörü olmuştur.
Polonya`nın NATO`ya, ancak NATO`nun sunduğu politik ve askeri garantiler uğruna
talip olmuyor. Polonya için önemli olan NATO`nun yalnızca askeri değil aynı
zamanda ekonomik ve ekolojik kategorilerde güvenlik görevi yapmasıdır. Polonya,
NATO ile ilişkilerinin gelişimine dikkati ederek mevcut olan sistem
transformasyonlarına politik, maddi ve teknolojik desteıi çekmek şansını
kazanmaktadır. NATO, AB gibi kuruluşlara üyeliği, ülkenin reform çabalarının
başarısına ve onların tatmin edici gelişimine nitekim bir nevi garanti
vermektedir.
Polonya`nın NATO`ya kabulu stratejik boyutunu taşımakta. NATO`nun etkin
genişliğinin büyültmesi ve doğuya yaklaşık 500 km mesafesinde savunma hattının
taşınmasına bağlıdır. NATO`nın askeri yapılarında mümkün olduğu kadarıyla büyük
rolü oynamak isteyen Polonya, donatıldığı teçhizatın kısmen eski olmasına
rağmen, etkili ve gelişmiş askeri, ekonomik ve savunma iç yapılarını içeren
mühim askeri potansyeli NATO`ya teslim edecektir.
1989 yılından sonra, Polonya`nın diğer Orta Avrupa ülkeleri ile NATOyla sıkı
ilişkileri kurmayı engelleyen asıl nedenler Varşova Paktı'nın ve Sovyetler
Birliği'nın dağıtılmasıyla birlikte kayboldu. NATO bu konuda tarihi şanstan
yararlanmaya istekliydi ve yeni demorasilerle işbirliğinin gelişmesine ilgi
gösterip kendisini Doğu`ya açmak ihtiyacını ifade etti.
16+1 (NATO`nun 16 üyesi ve arzu eden ülkeler) förmülüne göre individual diyalog
1996 yılında başlamıştır ve Polonya`nın ve NATO arasındaki işbirliğinin
sahnesine ön rolünü oynamıştır. Diyalog Polonya `ya, NATO üyeliğinin çeşitli
biçimlerini tanımasına ve aldığı uyumlaştırma önlemlerin düzenenin
yiyleştirilmesine yardimcı oldu.
Işin diğer yanı, Atlantik ülkelerin, Polonya`nın kolektif savunma konusundaki
potansyellerini daha iyi tanımalarına yardımcı oldu. Anlaşmaya katılmak isteyen
Polonya ve diğer ülkelerden, diğer müzakereler ve konsultasyonların temeli
olarak görülen Study on NATO Enlargement`in ilerisinde konulabilecek tezler
hususunda onların ayrı ayrı olarak durumlarıni ortaya koyan sözde yazılı
tartışmayi teklif etmeleri istendi.
Polonya kendi Bireysel Tartışma Belgesini NATO Karagahına Nisan 1996 yılında
sundu. Bu Belge NATO`nun gelişmesinin hususlarını, geliştirilmiş Antlaşma ve
Avrupa`nın güvenlik mimarlığının geniş anlayişi konusundaki görüşlerini teklif
eder. Bu Polonya`nın NATO`nun kuvvetlendirilmesine nasıl iştirak edebileceği ve
üyeliğin kriterlerini nasıl karşılabileceğinin ölçüsünü göstermektedir.
Ekte ise Belge NACC ve PfP programların altında Polonya ve NATO işbirliğinin ve
Polonya`nın diğer belirli Atlantik ülkeleriyle iki taraflı ve çok taraflı
müsabetlerinin değerlendirilmesini vermektedir.
NATO ile çok aktiv işbirliğinin sonucu olarak 1997 yılında NATO ülkelerince
Madrit Toplantısında Polonya olmak üzere Macaristan ve Çek Cumhuriyeti ile
NATO'ya tam üyeliğine davet edildi. 1997 Ağustos - Kasım ayları arasında yapılan
NATO ile Polonya üyelik görüşmeleri neticesinde Polonya, NATO'nun bütün
sorumlukları ve görevleri üstlenmek hazır olduğunu açıkça ve resmen beyan edip
üyeliği hakkında mutabak sağlandı.
1997 Aralık ayında NATO Dışişleri Bakanlarınca "üyelik protokolu" imzalandı.
NATO'nun 16 milli parlamentolarına Polonya'nın NATO'ya üyeliği hakkındaki karar,
onayına sunduktan sonra 12 Mart 1999 yılında Polonya NATO üyesi olup Türkiye'nin
de yeni müteffiği.
NATO üzerinde düşüncelerimiz
NATO’ya giriş, Leh Milletini büyük ölçüde sevindirmiş ve bu örgüte üye oluşun
ilk yıldönümü, görkemli törenlerle kutlanmıştır. Polonya’nın NATO’ya girişinin
birinci yıldönümü ile ilgili olarak, Dışişleri Bakanı Bronislaw Geremek, bir
dizi makaleler ve demeçler yayınlayarak dünya kamuoyuna mesajlar vermiştir. Bu
mesajların bazı bölümleri de Polonya’nın Ankara Büyükelçisi (o tarihte
Maslahatgüzar) Sayın G. Michalski tarafından Türk kamuoyuna duyurulmuştur.
Artık, NATO bünyesinde müttefikimiz olan Polonya’nın NATO üyeliği ile ilgili
bilgi edinilebilecek en güzel kaynak olan bu duyuruyu, aynen buraya almak
isteriz:
…Bundan bir buçuk yıl kadar önce, Amerika’nın Independence kentinde, Polonya’nın
NATO’ya giriş belgesinin altına atmış olduğum imza, Polonya tarihinde yeni bir
dönemin açılması anlamına geliyordu. İçeriği, milyonlarca Polonyalının
hayallerine uygun şekilde, ikiyüz yıldır tarihimizin sayfalarında baskın çıkan
döneminkine taban tabana zıt olacak bir dönem.
…Zira, ülkemizin 1999 yılından önce uzun yıllar boyunca mahrum kaldığı güvenliği
sağlayarak, faaliyetinin ahlaki ve siyasi temelleri ile askeri gücü ve etkisinin
birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiği bir paktın üyesi olmuştuk. İşte,
dünyanın en etkili savunma paktına girmiştik.
…NATO’ya girerken belirli sorumluluklar da üstlendik. Bunların sayısı çok ve
yalnızca silahlı kuvvetlerimizin teknik açıdan ve kurumsal olarak dönüşümünü
değil, ama ayrıca 51 yıldır Kuzey Atlantik Paktı maddelerinin temelleri üzerinde
kabul edildiği değerlere de sadık kalmayı kapsamaktadır.
…Polonya’nın NATO üyesi olmasının, önümüze, Pakt ile bütünleşmemizin dolaylı
koşulu oluşturan, yeni bir takım ödevleri de koyduğunu hatırlamak gereklidir.
Bunu söylerken, uluslar arası kamuoyunda ve Orta Avrupa Bölgesi’nde Polonya’nın
kendisine bir konum ihya etmesinin gerekliliği kanaatindeyim. Zira NATO
üyeliğinin elde edilmesi Polonya’nın güvenliği ve dış siyaseti bağlamında
jeopolitik durum değerlendirmesinin tamamen aksi yönde yeniden değerlendirilmesi
gerekliliği anlamına gelmekteydi. Dış siyasetimizle güvenlik siyasetimizi,
devletin güvenliğini ve uluslar arası platformda konumunu güçlendirebilecek hale
gelebilmeleri için, yeni koşul ve gerekliliklere uygun hale getirmek
mecburiyetindeydik. Diğer taraftan da, Polonya Cumhuriyeti’nin 4 Ocak 2000
tarihli Güvenlik Stratejisi’nin “…dünyada ve Avrupa’da demokrasi değerlerine,
insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve dayanışmaya dayanan, adil, kesintisiz
barış düzenine verilen sürekli desteğin arttırılması…” şeklindeki ifadesi de
amaçlarından biri olan Polonya güvenliği ve dış siyasetinin hayata geçirilmesine
yarayacak bir enstrüman olarak, NATO platformundan nasıl yararlanmamız
gerektiğini de öğrenmek mecburiyetindeydik ve bunların öğrenmeyi de
sürdürmekteyiz.
…NATO üyeliğimizin ilk senesinde, üstümüze aldığımız sorumlulukları yerine
getirebilecek durumda olduğumuzu kanıtladığımıza inanmaktayım. Kosova kriziyle
ve Yugoslavya bölgesinde askeri müdahalenin başlatılması gibi zor bir karar
almak gerekliliğiyle yüz yüze kalındığında, Polonya hiçbir tereddüde
kapılmaksızın Pakt’ın bu konudaki girişimlerini desteklemiştir. Savaş
fırtınalarıyla altüst olmuş bölgeye barışın yeniden getirilmesi yönünde uluslar
arası örgütlerin gösterdikleri çabalara da, gerek KFOR çerçevesinde barış gücü
göndererek, gerekse de insani yardım suretiyle somut bir katkı sağladık.
…NATO’nun çok sayıda karar ve danışma kurullarına faal bir biçimde iştirak
ettiğimiz bu süreçte, görüntümüzü de Pakt’ın güvenilir bir üyesi olarak
güçlendirmekteyiz. Yalnızca ülkemizi doğrudan ilgilendiren kararlarda değil, ama
NATO’nun tüm siyasetinin ortak şekillendirilmesinde de somut bir etki sahibi
olmayı hedeflemekteyiz.
…Pakt’ın Doğu Avrupa ülkelerine yönelik siyasetinin biçimlendirilmesinde
Polonya’nın istisnai bir rolünün olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden, NATO-Rusya
arasındaki sağduyulu ilişkilerinin korunması için gösterilen özenden de bağımsız
şekilde, partner devletlerle işbirliğinin geliştirilmesine, Ukrayna ile
stratejik partnerliğin inşasına ve gelecekte NATO üyesi olmayı talep eden
devletlerin bu konudaki eğilimlerine destek olmaya büyük önem vermekteyiz.
…Avrupa güvenliği ve savunma siyaseti konusunda partnerlerimiz, AB üyeleri
arasında devam eden tartışmaları da, bu siyasetin, bütün Pakt’ın savunma
becerisini zayıflatmayan kurumlarının güçlenmesi konusuna hassasiyet göstererek,
ilgi alanımıza dahil ediyoruz.
…Polonya, iç uyum programlarını tutarlılıkla hayata geçirmektedir; silahlı
kuvvetlerini modernleştirmekte, askeri kadrosunun bilgisini arttırmaktadır.
Kanunlarımızdaki eksiklik gideriyor, gizli bilgi akışının önünü kesiyoruz.
…Bu süreçte daha yolun çok başlarında olduğumuzun da elbette bilincindeyiz.
Ordunun modernizasyonu ve yeniden yapılandırılması, ülke dahilindeki
değerlendirme ve karar mekanizmalarının iyileştirilmesi, insanların düşünce
yapısının değiştirilmesi, Pakt’ın işleyişinin tüm boyutlarıyla öğrenilmesi uzun
vadeli ve maliyeti yüksek bir süreçtir.
…Üyeliğimizin ilerideki yıllarının, Polonya’nın Pakt bünyesindeki yerini
pekiştirmesi ve temel dönüşümün bitirilmesiyle ordumuzun Pakt’ın taleplerine
uygun hale gelmesinin yarısına bütün Avrupa-Atlantik bölgesi için istikrar
yaratılmasına yüksek düzeyde katkı sağlayacağımız işbirliği ve güvenlik
mekanizmalarının güçlendirilmesi anlamları taşıyacağı umudundayım.
…Polonya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın Polonya’nın NATO’ya giriş belgesi
altındaki imzamız, bütün Polonyalılar için hep önemli bir sembol olarak
kalacaktır. Zira, 12 Mart 1999 tarihinde ulusumuzun tarihinin akışını
değiştirdik. O gün, özgür ve güvenli bir ülkede yaşama hayallerimiz gerçeğe
dönüştü. O gün, zaten hep ait olduğumuz ve tarihimizle, kültürümüzle, ama her
şeyden önemlisi bölüştüğümüz değerler ve siyasi yaklaşımımızla hep bağlı
bulunduğumuz aileye geri döndük.
…Hayallerimizin gerçekleşmesi için uzun bir yol yürümüştük. Özgürlüğün ve
bağımsızlığın kazanılması uğrunda zorlu ve yorulmak nedir bilmez bir mücadelenin
yoluydu, bu. Yürüyerek bugüne geldiğimiz yol, zorluklardan kaçmayan ve hatta
vatanlarını korumak, demokratik değerler ya da kısacası insanlık onuru uğrunda
hayatlarını dahi esirgemeyen milyonlarca adanmış ve özverili insanın yoluydu.
Nihayetinde, yeniden yapılanma ve değişimler için elbirliğiyle ortaya konan bir
büyük emeğin yolu.
…İşte, ülkemizin meydana gelen bu siyasi, ekonomik yahut savunma alanındaki
değişiklik neticesinde ve de NATO’ya üyeliğin getirdiği sorumlulukları
üstlenmeye yönelik hazırlıklarımızın Pakt tarafından olumlu değerlendirilmesi
sayesinde, müttefiklerimizin güvenlerine nail olduk ve aslında başlangıçta
öngörüldüğünden daha da kısa bir süre için kuruluşa katılım daveti aldık.
…Bu güven kredisinin karşılığını kısa sürede ödemek zorundaydık. Gerçekte, yeni
duruma uyum sağlayabilmek ve Pakt bünyesine yavaş adımlarla girmez için pek de
zamanımız yoktu. Bize indirimli tarife de uygulanmamıştı. Hemen daha üyeliğe
kabulümüzden sonraki hafta, NATO, Kosova’da emsali görülmemiş bir harekata
başladı. Devlet olarak sağlam ve güvenilir bir müttefik gibi tepki
verebileceğimizi kanıtlamak durumundaydık.
…Bu bizim için önemli bir sınavdı. Zira, henüz daha üyeliğin eşiğindeydik, NATO
yapılanma mekanizmalarıyla kendi siyasi ve askeri yapılarımızın
bütünleştirilmesine devam etmek için önümüzde uzun vadeli bir süreç vardı. Buna
karşın, kısa üyelik stajını bahane ederek üyeliğin bize getirdiği
sorumluluklardan kaçırmak için herhangi bir neden görmedik.
…Hem siyasi kararlarımız, Pakt çerçevesinde değerlendirme ve karar sürecine
katılımımız, hem de yürüttüğümüz faaliyetler (enformasyon, mültecilerin kabulü
de dahil olmak üzere insani yardım ve KFOR operasyonuna katılımımız),
Polonya’nın Pakt’a, yalnızca üzerimize düşen sorumlulukları yeride getirecek
hazırlıkta olduğumuza dair siyasi deklarasyon yapmak suretiyle katılmadığını,
ama gerçekte ona kendi önemli gücünü de getirdiğini kanıtlamışlardır.
…Aynı zamanda, Pakt’ın XXI. Yüzyıldaki faaliyet alanlarını belirleyen Vaşington
“NATO Zirvesi” hazırlıklarına da, üyeliğimizin ilk gününden itibaren katıldık.
Bugün, Pakt’ın en önemli üyelerinden biri olarak değerlendirilmekteyiz.
…Siyasi alanda, Pakt’ın Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle, Ukrayna ve Rusya ile
olar işbirliğinde ya da NATO’nun genişlemesi yönündeki hazırlıklarda faaliyetler
yürütüyoruz. Bu konularda Polonya’nın katkıları açıktır.
…Yavaş yavaş da NATO üyeliğinin getirdiği somut yararları hissetmeye başladık.
Bu nedenle artık Pakt’ın bize getirdiği yükler ya da sorumluluklardan daha
ziyade, onun savunmamız için yaptıklarından gittikçe daha fazla söz
edebileceğiz.
…Dış siyasetimizin ve güvenlik siyasetimizin de çok açık başarıları arasında
sayılabilecek meselelerden bağımsız olarak, bu senenin, NATO’nun diğer yeni
üyeleri için olduğu kadar bilhassa Polonya için de bir eğitim senesi olduğunu
kabul etmek gerekiyor.
…Son on iki ay boyunca kurumun tüm faaliyet mekanizmalarını öğrendik; Pakt
yapısının işleyişi, tartışma ve karar alma süreci, farklı komitelerin ve NATO
temsilcilerinin çalışma, askeri bütünleşme ve işbirliği metotları konularında
bilgimizi derinleştirdik. Pakt’ın bize dışardan göründüğünden çok daha fazlasını
ifade ettiğinin, platformunda ateşli ve sık sık zorlu tartışmaların yapıldığı
demokratik bir kurum olduğunun hemen ayrımına vardık. Bizi ilgilendiren her
konuda görev almayı ve her uzlaşmaya katkı sağlamayı ilke edinerek bu
mekanizmalarla bütünleşebilmek için büyük çaba sarf ettik.
…Bu senenin getirdiği deneyimler, hayata geçirilmeleri kurumlarımızın, NATO
çerçevesi devam edecek işbirliğine iyi bir biçimde adaptasyonunu sağlayacak,
önceliklerin belirlenmesine de olanak vermiştir.
…Güvenlik siyaseti koordinasyonunu ve savunma görevlerinin devlet tarafından
realize edilmesini sağlayan dahili kurumlarımızda daha ileri ve yeni açılımlar
yapmak kaçınılmazdır. Halen var olan mekanizmaların yaratılması, dönüşüm
sürecinin, güvenlik alanındaki ulusal girişimlerin hayata geçirilmesi, ayrıca
ortak planlama ve savunma sistemi içinde yürütülecek faaliyet ülkenin tüm
savunma sisteminin uygun hale getirilmesi gibi gereksinimlerin doğurduğu
bölümünü oluşturmaktadır.
…Pakt’ın bütünleşmiş askeri-siyasal kurumları çerçevesinde etkili bir işbirliği
için silahlı kuvvetlerimizin ve devlet kurumlarımızın bütüncül adaptasyonunu
kapsayan, uzun bir yolun henüz başlarındayız. Aslında bu, Polonya devletinin
sivil-askeri alanda gerçekleşen ve ülkemizi yıllardan beri köklü demokratik
kurumlara ve silahlı kuvvetler üzerinde sivil kontrolü sağlayan enstrümanlara
sahip devletlerin standartlarına daha da fazla yaklaştıran sıradaki beşinci
yapısal reformudur.