Yedinci Bölüm

 

TÜRKİYE-POLONYA İLİŞKİLERİ

 

Ankara’daki Polonya Büyükelçiliği

Ticari ve Ekonomik İlişkiler

Polonya’daki Türk Yatırımları

Polonya’daki Türk Firmaları

Türkiye’deki Polonya Yatırımları

Kültürel İlişkiler

Türkiye-Polonya İlişkilerinin Gelişimine Katkıda Bulunanlar

 


Türkiye ile Polonya, tarihin her döneminde çok iyi ilişkiler içerisinde, dostluklarını sürdürmüşlerdir. Çok eski tarihe gitmeden; Türk ve Leh uluslarının, ilişkilerine bir göz attığımızda görülen manzara şudur:
1386’da Litvanya Prensi Wladyslaw Jagiello Lehistan Kraliçesi Jadwiga ile evlendi. Daha önce pek önemsenmeyen Lehistan’la Litvanya, bu evlilik sayesinde Avrupa’nın dikkatini çektiler. 1387’de Boğdan Prensi Petro’nun, Lehistan’ın himayesine girmesiyle Lehistan-Litvanya Krallığı, hem büyük ve güçlü bir devlet haline geldi; hem de, Osmanlı İmparatorluğu ile sınır komşusu oldu.
1414’te Osmanlı Devleti’ne ilk Polonya sefirleri geldi. Bu sefaret, Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan-Lituanya Krallığı arasındaki resmi ilişkilerin başlamasını sağladı.
O dönemde Macaristan’ı himaye altına almak, gerek Lehistan, gerekse Osmanlı İmparatorluğu için önemli bir sorundu. 1439’da, Osmanlı Sefiri, o zamanki başkent Krakov’a geldi. Gelişinin amacı, Macarlara karşı işbirliğini sağlamaktı. 1440’da Leh Kralı III. Wladyslaw Warnenczyk (Varnalı Vladislav) ‘ın Macaristan Kralı seçilmesi, Leh-Osmanlı dostluk havasının değişmesine yol açtı. Genç Kral, Polonya asilzadelerinin önerileriyle Osmanlı’ya karşı bir sefere hazırlandı ve 1444’te aslında Lehler arasında pek taraftar bulmayan, hatta resmen Lehistan tarafından da desteklenmeyen bir Haçlı Seferi başlattı. Saflarında bazı Leh şövalyelerini de barındıran Macar ordusu, Varna önlerindeki bu savaştan Osmanlı Ordusuna yenildi.
1455’te Boğdan Prensi Petru Aron, Osmanlı egemenliğini tanıyor, ama öte yandan Lehistan hakimiyetinden de çıkmıyordu. 1504 yılına kadar devam eden bu çelişkili durum, Lehler ile Osmanlılar arasında anlaşmazlıklara yol açtı. 1476’da Lehistan Kralı Kazimierz Jagiellonczyk Boğdan Prensi Stefan Çel Mare’ye destek vermek amacıyla, Fatih Sultan Mehmet’e Marcin Wrocimowski adlı bir elçi gönderdi.
Kırım Hanlığı’nın Osmanlı himayesine alınması ve Fatih Sultan Mehmet’in vefatı, Osmanlı-Lehistan ilişkilerini olumsuz etkiledi. II.Beyazıt saltanatının ilk yıllarında Kili ve Akkerman’ın alınması, Lehistan’da, Osmanlı devletine karşı endişeler yarattı. Kralın yolladığı ordu, bu kaleleri geriye alamadı! 22 Mart 1489’de İstanbul’a gelen Elçi Mikolaj Firlej’e, Padişah tarafından Lehistan Krallığına gönderilen ilk Osmanlı ahitnamesini teslim edildi. 1492’de Lehistan tahtına çıkan Jan Olbracht ahitnamenin yenilenmesi ve ilk ticari antlaşmanın yapılması amacıyla, 1494’de İstanbul’a sefir olarak Mikoloj Strzezowski’yi gönderdi. Ne yazık ki barış dönemi uzun sürmedi. 1497’de Kral Olbracht, ordusuyla Boğdan topraklarına gelip, Osmanlı ordusuna karşı başarı kazanamadığı bir savaşa girişti. 1501’de yeni bir antlaşma imzalandı ve yaklaşık yüz yıl kadar süren bir barış sağlandı.
XVI.Yüzyıl’da, Kanuni Sultan Süleyman ile Lehistan Kralı Sigismund arasındaki sıcak ilişkiler, uzun bir barış ve dostluk döneminin yaşanmasını sağladı. Bunun tezahürü olarak 1533’de “ebedi ahitname” imzalandı. Bu sayede ticaret, dil ve kültür alanlarında da ilişkiler kuruldu. 1551’de Joachim Strasz, İbrahim Bey adını alarak, Kanuni’nin Lehçe ve Almanca tercümanı oldu. Osmanlı Sarayında sevilip sayılan İbrahim Bey, daha sonra Lehistan’ın Osmanlı Devleti nezdindeki Sefirliğine tayin edildi. Öte yandan Kral, Türkçe öğrenmesi için Krzysztof Dzierzek’i İstanbul’a Elçi olarak gönderdi. Elçi altı yıl kaldığı İstanbul’da, Türkçe’nin bütün inceliklerini öğrendi ve ülkesine döndükten sonra da Kralın baş tercümanı olarak görevlendirildi.
Lehistan Kralının tercümanı Fransız asıllı François Mesgnien-Meninski, 1649’da Leh Dili Gramerini yazdıktan birkaç yıl sonra, Türkçe öğrenmek amacıyla İstanbul’a gitti. Lehistan Sefiri olarak görevlendirilen Meninski, Türkçe için de kaynak eser kabul edilen “Türkçe-Arapça-Farsça Sözlüğü”nü ve “Türk Dilinin Grameri”ni hazırladı ve bu iki eser, 1681’de Viyana’da yayımlandı. O tarihlerde İstanbul’da bulunan bir başka Polonyalı, Wojciech Bobowski, Ali Ufki adıyla, musiki sahasında önemli işler yapıyordu. Çocuk yaşında içoğlanı olarak saraya alınan bu Leh, o zamanki Türk musikisine, yeni motifler kazandırıyordu.
Sonraki dönemde, zaman zaman çatışmalar; zaman zaman barış anlaşmaları yapıldı. III. Jan Sobieski’nin Lehistan Kralı olmasından sonra takındığı tutum; ardından Osmanlı Ordusunun Viyana’yı kuşatması üzerine, Lehistan Ordusunun, Avusturya ile birlikte Osmanlı’ya karşı savaşa girmesi; Osmanlı Ordusu’nun geriye çekilmesine sağladı ama; bu sonuç Lehistan devletinin yararına olmadı!...Zira, sürekli savaşlar ve soyluların, devleti dışlayarak yaptıkları girişimler, Lehistan’ı zayıf düşürdü ve komşularına bağımlı hale getirdi.
1777’de Osmanlı Sefiri olarak Lehistan’a giden Numan Enis Bey, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi için büyük çaba harcadı. Varşova’da sekiz ay kalan bu zat, Leh halkı tarafından çok sevildi ve sayıldı. O’nun tavırları, giyim-kuşamı büyük hayranlık uyandırdı. Zaten o dönemde Osmanlı giysileri en şık giysiler; Osmanlı silahları en güzel silahlar olarak kabul edilirdi. Hatta önceki dönemde Jan Sobieski bile, Kırım’dan Türk giysileri getirtir, onları giyerdi.
1790’da Kral Stanislaw August Poniatowski, İstanbul’a gönderdiği Sefir Franceszek Potocki vasıtasiyle, askeri yardımlaşma antlaşması önerdi. Ne yazık ki bu anlaşma hayata geçirilemeden 1792 tarihinde Rus Ordusu Polonya topraklarına girdi!... Üç yıl sonra Lehistan üçüncü kez parçalandı ve Rusya, Prusya, Avusturya tarafından paylaşıldı!...
Polonya’nın işgali ve bağımsızlığının sona erdirilmesini tanımayan tek devlet Osmanlı İmparatorluğu oldu. Denilir ki; Padişah yabancı diplomatları kabul ettiğinde, hep Lehistan elçisini sorar, bunun üzerine sadrazam, usulca yaklaşır ve herkesin duyacağı şekilde, padişahın kulağın şunu söyler: Lehistan elçisi yoldadır, ancak gelişi, yollardaki müşkülat yüzünden gecikmiştir…Bu Türk’ün Leh ulusuna olan sevgisinin somut bir tazahürüdür. Şu rivayet de çok yaygındır ve Leh ulusunun büyük çoğunluğu tarafından bilinir: Osmanlı atlıları Vistül Nehrinde su içince, Lehistan kurtulacaktır…
İstanbul, uzun yıllar Polonyalı göçmenlerin en önemli yerleşim merkezi oldu. Türkler, yurtsever Leh’lere, Türk Yurdunu daima açık tuttular; onlara yurt kurabilecekleri toprak verdiler; yardımlarda bulundular. 1774’de Rusya ile imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre, bu göçmenlerin Rusya’ya iadesi gerektiği halde, anlaşmanın o maddesi uygulanmadı.
XIX. yüzyılda, baskı altındaki Polonyalılar ayaklanma hazırlıkları yaptılar; 1831, 1848 ve 1863’de gerçekleştirilen ayaklanmalar, Polonya tarihinin önemli olayları arasında yer almakla birlikte, Türk tarihini de yakından ilgilendiriyordu. Bu ulusal ayaklanmada başarı sağlayamayan devrim liderleri, başlarını ancak Osmanlı Devletine sığınarak kurtarabildiler. Bunların bir kısmı İstanbul’a geldikten sonra da mücadelelerini sürdürdüler. Rusya ile Avusturya, bu mültecilerin iade edilmesini ısrarla talep ettiler; ama zamanın Osmanlı Padişahı Abdülmecit, bu talepleri reddederken şu sözü de dünya üzerinde yankılandı: “Tahtımı veririm; fakat devletime sığınanları asla geri vermem!...”
Polonyalı mülteciler, İstanbul’a yerleştikten sonra, Türk ulusunun gelişimi için önemli hizmetlerde bulundular.Bunların en ünlüsü, 1848 ayaklanmasına katılan ve Murat Paşa adını almış olan General Jozef Bem oldu. Arkadaşlarıyla birlikte İslam dinini kabul eden Murat Paşa, Halep’teki Osmanlı Ordusu’nun komutanlığına atandı. O dönemin bir başka ünlü Polonya’lısı, Kont Michal Czajkowski idi. 1850’de Müslüman olunca Mehmet Sadık adını alan Sadık paşa, kırım Savaşı esnasında Kazak’lardan oluşan Polonya lejyonunun komutanı oldu. 1853-1856 yılları arasında Rus’lara karşı kahramanca savaşan sadık Paşa’nın birliğine Padişah tarafından nişan ve sancak verildi. Kocasıyla birlikte Müslüman olan Ludwika Czajkowska tanınmış kadın bilgindi ve Osmanlı Sarayında saygı dolu dostluklar kurmuştu. Sadık Paşa 1886’da Cihangir’deki evlerinde vefat eden eşini, görkemli bir cenaze töreniyle Polonezköy’de toprağa verdi. Köy sakinleri daha sonra onun anısına bir anıtmezar yaptılar.
Asıl adı Konstantyn Borcezki olan Mustafa Celalettin Paşa, 1848 ayaklanmasına karıştığı için, önce Fransa, sonra Türkiye’ye sığındı. Borzecki, İstanbul’a gelir gelmez Osmanlı Ordusuna katıldı ve maiyetinde görev yaptığı Ömer Lütfi Paşa’nın takdir ve sevgisini kazandı. Müslüman oldu ve Ömer Paşa’nın kızıyla evlendi. 1869’da “Les Turcs Anciens et Moderns (Eski ve Modern Türkler)” adlı eserini yayımladı. Fransızca yazılan eser, daha sonra başka dillere de tercüme edildi. M. Celalettin paşa bu eseriyle Türklerin ulusal bilinçlenmelerine katkıda bulunmayı amaçlıyordu. Yıllar sonra Atatürk O’nun için; “Bu Polonyalı, gerçek altında bir anıta layıktır” demişti. Uzun yıllar Harp Okulunda Harita Hocalığı yapan Celalettin Paşa, katıldığı savaşlarda da başarılı hizmetlerde bulundu. Oğlu Enver Bey de, paşalığa kadar yükselen ünlü bir komutandır. Torunu Nazım Hikmet Ran ise, dünya çapında bir Türk şairi olarak adını tarihe yazdırdı.
Türk-Leh ilişkileri, Leh diline kimi Türkçe sözcüklerin girmesine neden oldu. Örneğin, Leh dilinde, Türkçe anlamlarıyla birlikte şu sözcükler yer almaktadır: Adam/Adem, aga, Allah, as, atak, baklajan (patlıcan), garnizon, kapuska, kave, kilim, kule, kumandan, torba, şapka, vişne. Ayrıca Kara Kule, Ali Baba, Barbakan gibi Türkçe yer adları da bulunmaktadır.
Polonya, Lozan antlaşmasının imzalanmasından bir gün önce, Atatürk’ün kurduğu yeni Türk devletini tanıyan ilk ülke oldu.
Büyük Atatürk’ün bu jesti unutması mümkün değildi. Bu nedenle ve de Leh Ulusuna duyulan sevginin tezahürü olarak; Ankara’da yeni bir başkent oluşturulurken, Polonya Büyükelçiliği’ne, en güzel yerden ve geniş bir alan tahsis edilmiş ve burada, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının yapılması sağlanmıştır.

Polonya özgürlük ve bağımsızlığını elde ettikten sonra, büyükelçiliği ziyaret eden İsmet İnönü’nün oturduğu koltuk; Polonya Büyükelçiliği konuklarının ağırlandıkları salonda özenle korunmakta ve daima boş tutulmaktadır…

Ankara’daki Polonya Büyükelçiliği
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanını müteakip, İstanbul’daki Polonya temsilciliği 1923 yılında kapatıldı ve temsilcilik, 1924 yılı haziran ayına kadar İstanbul’da, konsolosluk görevi yaptı. Daha sonra Polonya misyonu, Ankara’da, kendisine tahsis edilen üç binada çalışmaya başladı. Aktepe’deki bu üç binadaki yaşantı, taşra yaşantısının tüm özelliklerini yansıtıyordu. Binaların çatıları akıyor, pencereleri sert rüzgarları, adeta içeriye buyur ediyordu. Kar yağınca yollar kapanıyor, Büyükelçiliğe gelen araçlar, zaman zaman şarampole yuvarlanıyordu. O günleri anlatan Büyükelçi Wladyslaw Günther şöyle diyordu: “Artık, Ankara’da bir Polonya temsilciliği vardı ve faaliyetteydi…Binamızın tepesine Polonya’nın sembolünü, Polonya Cumhuriyeti bayrağını dikmiştik. Kırmızı-Beyaz bayrak yükseldiğinde, açılıp berrak Türk göklerinde dalgalandığında, istemdışı tepki olarak şapkalarımızı çıkartıyor ve heyecanlanıyorduk.”
Büyükelçiliğin yaşadığı güçlüklerin bilincinde olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bugün Büyükelçiliğin üzerinde kurulu olduğu araziyi Polonya’ya bağışladı ve arazinin tapusunu bizzat dönemin Başbakanı İsmet İnönü, , Polonya büyükelçisi Günther’e teslim etti.
Büyükelçi Günther, inşa edilecek olan yapının, geleneksel Polonya mimarisini yansıtmasını arzu ediyordu ve bu düşünceleri doğrultusunda hazırlattığı projeyi, Polonya Hükümetine de onaylattı…Polonya’daki ünlü Belweder Sarayı örneğine göre inşa edilen ve ormanlar içine kurulu bir Polonya köşküne Ankara’da hayat veren bugünkü Büyükelçilik binası, Büyükelçi Günther’in düşlerinin gerçekleşmesiydi. Ve bu gerçekleşme, 1970’lerde Türkiye’de görev yapan Büyükelçi Stanislaw Piotrowski’nin anlatımıyla şöyle görünüyordu: “Elçilik, Belweder Sarayı’nın iç kısmına benzer bir köşk üslubunda inşa edilmiş. Sütunlarla süslenmiş tek katlı bina, rengarenk, kocaman bir çiçek tarhının çiçekleriyle ve çimden çit sıralarıyla bezenmiş halde parkın yeşilliğine karışıyor. Üç gür söğüt, Büyükelçiliği parka bağlayan temel bir vurgu. Adam Mickiewicz’in yeşillikler ortasındaki mermer büstünü kırmızı ve beyaz güller çevreliyor.”
Polonya Dışişleri Bakanlığı, 1924 yılında, Mühendis Karol Iwanicki’yle, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının inşası sözleşmesini imzalar. Ancak inşa çalışmalarının başlaması, türlü mali zorluklar nedeniyle gecikir. Türkiye büyük Millet Meclisi, 1926’da yabancı temsilciliklerin arazi satın alımı için ek kredi sağlanması tasarısını kabul eder ve Polonya Hükümetince talep edilen parseli de satın alarak, Polonya’ya devreder. 1927 yılında nihayet gerekli finansman sağlanır ve arazi, komşu arsanın da satın alınması suretiyle, Polonya büyükelçiliğine şakışır ihtişamda bir binanın sığdırılabileceği ölçülere çıkarılır.
1928’de inşaata başlanır. Söylentilere göre, temel atma törenine, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de katılır ve elleriyle temele birkaç taş atar. Bundan da anlaşılmaktadır ki, Büyük Atatürk, Polonya’ya ve Leh Ulusuna büyük değer veriyordu.
İnşaat 1929 yılında bitirilir. 1930 yılında resmi açılış yapılırken; Polonya’nın Ankara’daki temsilciliğinin seviyesi de, Elçilikten, Büyükelçiliğe yükseltilir.
1834 yılında, Dışişleri Bakanlığı’nın da izniyle, Büyükelçi Jerzy Potocki komşu bir arsayı daha satın alarak, Büyükelçilik arazisini biraz daha genişletir.
1935’de, bodrum katındaki mutfak bacasının kusurlu yapısından kaynaklanan bir yangın, Ankara itfaiyesinin ve Büyükelçilik çalışanlarının bütün çabalarına karşın, binaya oldukça büyük bir hasar verir. Çatının sağ tarafı tamamen yanmış; Büyükelçi konutu ve birinci katın tavanları hazar görür. Hemen binanın onarımına girişilir…
O yıllar, Başkent Ankara’nın yeni baştan kurulduğu, topyekun inşaa yıllarıdır. Bakanlık binaları, Tren Garı, 19 Mayıs Stadyumu, Gençlik Parkı, İlk, Orta ve Yüksek dereceli okullar, Çubuk Barajı vb. inşaatları, Ankara’yı baştanbaşa şantiyeye çevirmiştir.
1951’de Büyükelçiliğin yeni çevre duvarı yapılır; üzerine de Polonya’dan özel olarak gönderilen demir parmaklıklar monte edilir. “Diplomex” adını taşıyan bu bahçe duvarı Polonya’da “Iskra” İş Kooperatifi tarafından projelendirilir ve Ankara’da müteahhitliğini Tarık Elbi üstlenir. 1955’de Büyükelçilik bahçe duvarı üzerine camla kaplı ve geceleri ışıklandırılan iki vitrin konulur. Çok sayıda insanı buluşturan otobüs durağı ve gazete büfesi yanına yerleştirilen bu vitrinlerde, her hafta Polonya hakkında bilgi veren duvar gazeteleri yayınlanır. Ankaralıların, bu vitrin gazetelerine gösterdikleri büyük ilgi, Büyükelçilik görevlilerini memnun ve mutlu eder.
Ankara hızla büyür ve nüfusu artarken, şehir içindeki yolların da genişletilmesi planlanır. O arada Ankara Belediyesi Atatürk Bulvarının genişletilmesi projesi çerçevesinde, Büyükelçilik arazinin 811 metrekarelik bir kısmını Polonya Büyükelçiliği’nden talep eder. 1957 yılındaki bu talep, 1964 yılında, Atatürk Bulvarı ile Kuğulu Park sınırlarının yeniden belirlenmesi çalışmaları sırasında yerine getirilir ve Büyükelçilik büyük bir özveriyle, kendisine ait olan arazinin bir bölümünü, Ankaralılara armağan eder.
Büyükelçilik sınırı ile Kuğulu Parkı ayıran caddeye, 2000 yılında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından “Polonya Caddesi” adı verilir ve bu caddenin açılış törenine dönemin T.C. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski de katılırlar.
Büyük Atatürk, Leh Ulusu ile Türk Ulusu arasındaki duygusal ilişkileri çok iyi biliyordu. Gerek bu, gerekse, Polonya’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke oluşu nedeniyle Atatürk, Ankara’da yeni bir başkent oluşturulurken, Polonya Büyükelçiliği’ne, en güzel yerden ve geniş bir alan tahsis edilmesini sağlamış ve burada, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının yapılması sağlanmıştır.
İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün de, Polonya’ya özel bir sevgi ve sempati beslediğini biliyoruz. İsmet Paşa’nın, Polonya’nın Zubrowka - Bison Brand Vodka markalı, ünlü votkasını çok sevdiğini, diplomat dostlarımızdan öğrendik. Paşa’yla ilgili şu bilgi da burada kaydetmekte yarar görüyoruz: Almanlar Polonya’ya saldırıp, işgal ettikten sonra, bugünkü Büyükelçilik binasının kendilerine verilmesi konusunda, T.C. Hükümetine başvurduğu zaman, İsmet Paşa bu talebi şiddetle reddetmiş ve Alman Büyükelçisine şu cevabı vermiştir:“Biz Polonya’yı 130 yıl bekledik; bir süre daha bekleriz!...”
Polonya özgürlük ve bağımsızlığını elde ettikten sonra, büyükelçiliği ziyaret eden İsmet İnönü’nün oturduğu koltuk; Polonya Büyükelçiliği konuklarının ağırlandıkları salonda özenle korunmakta ve daima boş tutulmaktadır…
Görüleceği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Polonya Cumhuriyeti ile ilişkileri, her zaman en üst düzeyde, Cumhurbaşkanları seviyesinde sürdürülmüştür.

Ticari ve Ekonomik İlişkiler
Türkiye-Polonya ticari ilişkileri 23 Nisan 1974 tarihinde imzalanan “Ticaret Anlaşması” uyarınca serbest döviz esasına göre, ekonomik ilişkiler ise 31 Ocak 1980 Tarihinde imzalanan “Ekonomik ve Teknik İşbirliğinin Geliştirilmesine Dair Anlaşma (Karma Ekonomi Komisyonunun Kurulmasını Öngören Anlaşma)” ve “Sınai Projelerin Yürütülmesine Dair Anlaşma” çerçevesinde yürütülmektedir. Karma Ekonomik komisyon 10.Dönem toplantısı 25-27 Ocak 1993 Tarihlerinde Varşova’da yaptı. İki ülke arasında 21 Ağustos 1991 Tarihinde “Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması” imzalandı. Ayrıca, Polonya özel hesaplarının işleyişini görüşmek üzere iki ülke yetkilileri 24-25 mayıs 1993 tarihleri arasında Ankara’da bir araya geldiler ve görüşmeler sonunda bir “Mutabakat Zaptı” İmzalandı.
1991 yılına kadar, ticarette denge, sürekli olarak Polonya lehine gelişmiş iken; 1992 yılından itibaren denge T.C.lehine döndü. Ne var ki Polonya’nın AB üyesi olmasından sonra ticaretteki durum değişti. İki ülke arasında, 1 Mayıs 2000 tarihinde “Serbest Ticaret Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmayla iki ülke arasındaki sanayi ürünleri ticareti liberalize edilmiş, 2002 yılından itibaren tüm sanayi mallarının ticaretinde gümrük vergileri kaldırılmıştır. 2000 yılı sonrasında Türkiye-Polonya arasındaki dış ticaret hacmi beş katı artış kaydederek 2004 yılı sonunda 1.6 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret ağırlıklı olarak Türkiye lehine seyrini sürdürmüştür. Ancak, 2004 yılında iki katına çıkan dış ticaret hacminde ithalatın hızlı artışı nedeniyle bu grafik Polonya lehine dönmüştür. 2005’de de rakamlarda yükseliş gerçekleştirilmiştir. Türkiye 2004 yılında Polonya’ya 695.8 milyon dolarlık ihracat yaparken, ithalatı 995.2 milyon dolar olmuş; 2005 yılı ağustos ayı itibariyle ihracat 513.8 milyon dolar, ithalat ise 764.3 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Polonya’nın 1 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleşen AB üyeliği sonrasında ilişkiler AB yükümlülükleri kapsamında Gümrük Birliği çerçevesinde yürütülmeye başlanmıştır. Gümrük Birliği uygulamaları ile iki ülke arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması feshedilmiştir.
2005 Ocak-Ağustos dönemi itibariyle Türkiye’nin ticaret yaptığı ilk 50 ülke arasında Polonya ihracatta 20., ithalatta ise 19. sırada yer almaktadır. Aynı dönemde Türkiye’nin toplam ihracatında Polonya’nın payı % 1.1 iken, ithalatındaki payı % 1’dir.
Polonya Ticaret ve sosyal İşler Bakanlığı 2004 yılı ilk 9 ayı verileri ışığında Türkiye’nin Polonya ihracatındaki payı % 1.16, toplam ithalatındaki payı % 1.28’dir. Ticaret ilişkilerinde otomotiv ve yan sanayi, manika-ekipmanlar, kimya ve tekstil sanayi ağırlıklı gelişimini sürdürmüştür.
Okuyucuyu, bir takım rakamlarla sıkmamak için, Türkiye’nin Polonya’ya ihraç ettiği malların adlarını vermekle yetineceğiz: Otomotiv ve yan sanayi, kazanlar, makineler, pamuk, elektrikli makineler, özel dokunmuş mensucat, çeşitli meyveler, sentetik suni devamsız lifler, sentetik suni filamentler, örme giyim eşyası,kauçuk ve kauçuktan üretilen maddeler, duvar halıları, ayakkabılar, vb.
Polonya’dan satın aldığımız şeyler ise şunlardır: Mineral yakıtlar, yağlar ve mumlar, organik kimyasallar, plastik ve plastikten mamul eşya, kauçuk ve kauçuktan mamul eşya, kağıt ve karton, yün, kıl ve bunların iplik ve dokumaları, dokumaya elverişli suni ve sentetik lifler, demir ve çelik, elektrikli makine ve parçaları, otomotiv ve yan sanayi, kazanlar, makineler, uçucu yağlar, hububat ve un müstahzarları vb.
Türkiye’nin AB ile gerçekleştirdiği Gümrük Birliği çerçevesinde, Birliğin tekstil ve konfeksiyon ürünleri ithalatında üçüncü ülkelere karşı uyguladığı kota ve gözetim önlemlerinin TC tarafından üstlenilmesi yükümlülüğüne ilişkin olarak, Polonya ile 1995’de Brüksel’de bir Mutabakat Zaptı imzalandı. Bu mutabakat ile Polonya, tekstil ürünlerinin belirlenen limitler çerçevesinde Türkiye’ye ihracatını kısıtlamayı kabul etti. Bu zaptın yürürlüğe girdiği 1996 yılının başından itibaren Polonya, TC orijinli tekstil ürünleri ithalatında herhangi bir miktar kısıtlaması ve eş etkili önlemler uygulamayacaktır.
Öte yandan iki ülke arasındaki anlaşmalar çerçevesinde Polonya firmaları Türkiye’deki Yatağan, Kemerköy, Tunçbilek termik santralarıyla Karabük Kuvvet Santralının
Modernizasyonu projelerinin gerçekleştirilmesini üstlendi.
 


Polonya’daki Türk Yatırımları
Almanya, Rusya ve batlık pazarlarına coğrafi yakınlığı, zengin hammadde olanakları ve gelişmiş bir ulaşım ve sanayi alt yapısına sahip olması nedeniyle Polonya pazarı, yabancı yatırımcıların hedef pazarlardan biri konumuna gelmiştir. 2004 yılı itibariyle kümülatif yabancı sermaye girişi 84.4 milyar dolara ulaşmıştır.
Türk şirketleri Polonya’da toplam 100.1 milyon dolar tutarında yatırım yapmıştır. Bu yatırım miktarının Polonya’ya yapılan toplam doğrudan yatırımlar içerisindeki payı binde bir değerindedir.
Polonya’da yaklaşık 700 sermayeli firma faaliyet göstermektedir. Tekstil başta olmak üzere gıda, gastronomi, elektronik, beyaz eşya, turizm, inşaat ve otomotiv gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli firmalarla beraber, ağırlıklı olarak tekstil üretimi, ihracatı ve pazarlaması alanında çalışan küçük ölçekli firmalar bulunmaktadır.
Türk Reform Şirketi 50 milyon dolarlık yatırımla Varşova’da muhteşem, Reform Palaza İş Merkezi’ni kurmuştur. Rumeli Grubu 45 milyon dolarlık yatırımıyla, Nowa Huta Çimento Fabrikasının % 55’lik hissesine sahip olmuştur. Saspol Şirketi 3 milyon dolarlık yatırımıyla Lodz kentinde bir iş ve ticaret merkezi inşa etmiş; Dallas International adlı şirketimiz ise 2.1 milyon dolar yatırım yaparak Walbrzych giyim eşyaları üretmeye başlamıştır.
Bunların yanı sıra, mayıs 2005’te açılışı yapılan, Nurol ve Mesa ortaklığında kurulan Euro Power İnşaat ve Müteahhitlik Firmasının Varşova’da yapmış olduğu Maximus Tekstil ve Hazır Giyim Toptancıları Merkezi, Polonya’nın en büyük satış merkezidir.
Polonya’nın NATO’ya üyelik hazırlıkları kapsamında askeri alanlarda yatırım projelerine Türk müteahhitleri de yönelmiştir. Bu kapsamda NATO, ilk kez Türkiye dışında Polonya’da Türk müteahhitlerine iş vermiştir. Kas ve Yenigün Konsorsiyumu, Gdansk Limanında Deniz Komutanlığı’na ait iki rıhtım inşa edecektir. Bu projenin maliyeti 42 milyon dolardır.
Antercan, Yenigün, Usluel ve Makyal firmalarının ortaklığında Varşova merkezinde toplam 120,000 metrekare alan üzerine 22 ve 24 kat arasında 4 ofis kulesi ve 320 odalı dört yıldızlı otel yatırımı ve inşaatı devam etmektedir. Projenin yatırım miktarı 160 milyon dolardır.
Öte yandan Varşova’nın mutena semti olan Vilanow Belediye Sarayı inşaatı için açılan ihaleyi de Polonya’daki bir Türk firması kazanmıştır.

Maximus
Nurol ve Mesa ortaklığında kurulan Euro Power şirketinin, Varşova’nın toptan alış-veriş merkezindeki düzlükte, 111 hektara inşa ettiği, “Maximus Tekstil ve Hazır Giyim Toptancıları Merkezi”, Türk müteahhitliğinin ve Türk iş adamlığının yüz akı olarak, Varşova’yı süslemektedir. Esasen, Türk müteahhitleri, dünyanın her tarafında yaptıkları inşaatlarla, kendilerini kanıtlamış kişilerdir. Nitekim Avrupa coğrafyasının o bölgesindeki Maximus, her Türk’e gurur, onur ve kıvanç verecek düzeyde ve güzelliktedir.
Türkçe anlamı, “En Büyük” demek olan Maximus’un 17 Mayıs 2005 Tarihinde yapılan açılış töreninde Polonya Başbakanı ile birlikte Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan ve Devlet Bakanımız Kürşat Tüzmen de hazır bulundular. Türk heyetinde Nurol Grubundan Nurettin ve Erol Çarmıklı, Mesa Grubundan Atilla Şenol ve Vecdan Tokatlı; T.C.Varşova Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Çelik, Milletvekili Egemen Bağış ile Rafet Akgüney, Daryal Batıbay, Murat Mercan, Ahmet Davutoğlu, Nabi Avcı, Yalçın Akdoğan, Fuat Tanlay ve Erdoğan Teziç gibi önemli isimler yer alıyordu. Keza eski Bakanlardan Lütfullah Kayalar ve Hüsnü Doğan, ile birlikte çok sayıda iş adamı da Varşova’daydı.
Açılışından dört ay sonra, Maximus’u ziyaret ederek, gezip görme ve bilgiler edinme olanağını bulduk. Bu büyük eserin yaratılmasında en büyük pay sahibi olan Sabri Bektaş’ın yaşadığı gurur ve onuru paylaştık. Mardinli olan Sabri Bektaş, önce İstanbul’a; sonra da Varşova’ya yerleşerek, Türkiye ile Polonya arasında, gerçek bir köprü işlevini üstlenmiş bulunuyor. Anılan Maximus’un yerini saptayıp, burada böylesine muhteşem bir kompleksin yapılmasını sağlayan O’dur.
1997 yılında, Polonya Türk İş Adamları Derneği kuruldu ve açılışını zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaptı. 1999 yılında Polonya’da meydana gelen sel felaketi sonrası bir araya gelen Türk iş adamları, aralarında topladıkları önemli miktardaki parayı, Polonya makamlarına teslim ettiler. Ayrıca Wroslaw’da büyük hasar gören bir okulu restore edip, yeniden tefriş ettiler. Bir okula Atatürk’ün adı verildi. Atatürk Meslek Lisesi adını taşıyan bu okuldaki Atatürk Köşesi önünde her yıl 10 Kasım’larda ve Polonya’nın ulusal bayramı olan 11 Kasım’larda, tören yapılmakta, T.C.Varşova Büyükelçiliği ile birlikte Atatürk anılmaktadır.
Sabri Bektaş, “dostlukla her sorun çözülür” demekte çok haklıdır. Zira, Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler olumlu yönde geliştikçe, Türk iş adamlarının bu ülkedeki sayıları da artacaktır. Bugün, Varşova’da 2000 Türk’ten 1500’ünün iş yeri var. Bunlar 5000 kişiye iş veriyor. Polonya’nın AB’ne girmesinden sonra, yabancıların şirket kurmaları kolaylaştı. AB üyesi olan bir ülkenin iş adamı burada mülk sahibi olabiliyor.
Maximus’taki dükkanlarda giyim-kuşam vb.eşyalar, Varşova merkezindeki dükkanlara nazaran daha ucuz fiyata satılıyor. Burada faaliyet gösteren 700 dükkanın yaklaşık 100 tanesini Türkler kiralamışlar ve daha çok Türkiye’den getirdikleri malları satıyorlar. Kompleksin bir bloku, tamamen Vietnam ve Çinliler tarafından kiralanmış.
Türk iş adamları, sadece kendileri için kazanç sağlama peşinde değiller. Sabri Bektaş’ta gördüğüm heyecan, bize, iş adamlarımızın, kendi çıkarlarının yanı sıra, Türkiye’nin çıkarlarının gözetilmekte olduğu izlenimi verdi. Örneğin, Türk Hava Yolları işletmesi ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyette bulunacak olan Turizm Müşavirliği için gerekli mekanları da iş adamları temin ettiler. Turizm Müşavirliği’nin faaliyete geçmesinden sonra yılda 270 bin kişiye yakın Polonyalı, tatillerini Türkiye’de geçirmektedir.
Polonya’da, Türk mutfağının sunulduğu lokantalar ve dönercilik yapan küçük aşevleri de bulunmaktadır. Lokantalarda, başta kebap kültürü olmak üzere, çeşitli Türk yemekleri de yapılmakta olup, Polonyalıların, Türk yemeklerine gösterdikleri ilgi giderek artmaktadır.
Türkiye-Polonya Ticaret ve Ekonomi ilişkilerinin bundan sonra daha hızlı ve daha verimli bir şekilde sürdürüleceğine kuşku yoktur.
 


Polonya’daki Türk Firmaları
Türk firmaları doğrudan ticaret veya Polonya’da temsilcilik açmak suretiyle, bu dost ülkede para kazanmaktadır. Halihazırda Türk firmalarının Polonya piyasasında faaliyette bulundukları başlıca sektörlere de kısa kısa bir göz atalım:
Kozmetik Ürünleri: Sabun ve traş köpüğünün de dahil olduğu Türk kozmetik ürünleri, Polonya piyasasında ilgi görmektedir. Çünkü Türk firmaları uygun kalite ve fiyat sunmaktadır.
Konfeksiyon: Türkiye’nin Polonya ihracatının % 40’ını tekstil-konfeksiyon oluşturmaktadır. Ancak özellikle bay-bayan hazır giyiminde Türk ürünleri Pazar payını arttırmada zorlukla karşılaşmaktadır. Perakende piyasasındaki yeni oluşumlar çerçevesinde zincir mağazalara hitap edecek şekilde pazarlama stratejileri geliştirmek, hatta doğrudan mağazacılığa girmek alternatif çözümler arasında yer almaktadır.
İnşaat Malzemeleri: Gerek konut ihtiyacının fazlalığı, gerekse alt yapı projeleri, inşaat sektörünü cazip kılmaktadır. Seramik yer karoları, sıhhi tesisat, mermer vb. gibi inşaat malzemeleri açısından ticari olanaklar sarf edilecek çaba ile arttırılabilir.
Beyaz Eşya ve Mobilya: Ciddi bir rekabetin bulunduğu bu sektörde Türk ürünleri fiyat avantajına sahiptir. Tanıtım ağırlıklı bir pazarlama politikası ile ihracat arttırılabilir.Ayrıca yeni teknoloji ve modern tasarım, türetici açısından önem taşımaktadır. Yaş Meyve ve Sebze: Zamanında ulaşım, kaliteli ve taze ürün sunma olanağına sahip Türk firmaları için Polonya piyasasında her zaman için rekabet olanağı bulunmaktadır.
Ne Satılabilir?
Türkiye’den Polonya’ya ihraç edilebilecek ürünleri de belirtmekte yarar görüyoruz:
Ev Tekstil Ürünleri: Türl perde, havlu, bornoz, yatak çarşafı gibi kategorilerde Türk ürünlerinin fiyat ve kalite yönünden büyük avantajı bulunmaktadır. Üstelik bu sektörde üretim yapan az sayıda Polonyalı firmanın, hızla gelişen tüketici talebi ve artan kalite tercihlerini karşılaması oldukça zor görülmektedir.
Mücevherat: İtalya’nın hakim bulunduğu piyasada Türk ürünlerinin gerek fiyat gerekse işçilik ve tasarım açısından önemli rekabet gücü bulunmaktadır.
PVC Profil: Dinamik bir inşaat piyasasına sahip Polonya’da PVC ve diğer bir çok inşaat malzemesi kaleminde ihraç olanakları Türk firmalarının pazarda kendi lojistik alt yapılarını kurmalarına bağlı olarak çok geniştir.
Zeytinyağı: Polonya tüketicisi için yeni olmasına rağmen hızla kabul gören bu ürün markanın iyi tanıtımı ve doğru dirstribütör firma bulunması yoluyla doğrudan ihraç edileceği gibi, rafine edilmiş olarak gönderilip Polonya’da yerli firmaların markaları altında şişelenebilir.
Otomotiv Yan Sanayi: 1999 yılında 640 bin yeni otomobil satışı yapılan Polonya, Avrupa’nın altıncı büyük otomotiv pazarı konumuna gelmiştir. Ülkemizde üretilen otomobil markalarının Polonya’da da üretiminin bulunması, yan sanayiimiz için önemli bir fırsattır. Bunun yanında otomotiv ana sanayiinde 2001-2002 döneminde Türk firmaları önemli ölçüde ihracatlarını arttırmışlardır.
Konsantre Meyve Suları: Kişi başına meyve suyu tüketiminin AB ortalamasına yakın olduğu Polonya’ya yönelik önemli ihracat potansiyeli bulunmakla beraber, aşılması gereken en önemli engel, meyve suyu konsantreleri için konulmuş bulunan standart ve normlardır.
Ayakkabı: Türkiye’deki ayakkabı üreten fabrikaların da, Polonya’da geniş bir Pazar şansı bulunmaktadır.


Türkiye’deki Polonya Yatırımları
2003 yılı itibariyle, Türkiye’de 4 Polonya sermayeli firma faaliyet göstermektedir. Söz konusu firmaların toplam sermayesi 206 milyar TL. Bu sermayenin 123.2 milyarlık bölümü Polonya sermayesidir. Toplam sermaye içindeki Polonya sermayesi payı % 59.85’dir.
İşbirliği Olanakları
Otoyol, telekomünikasyon ve köprü gibi alt yapı yatırımlarının yanı sıra, otel, hastane, iş merkezi gibi büyük ölçekli inşaatlar ve askeri alanlarda yatırım projelerine öncelik verilmesi nedeniyle, inşaat ve taahhüt alanında iş imkanları yüksektir.
Polonya, 38 milyonu aşan nüfusuyla geniş bir tüketici pazarına sahiptir.Tekstil, konfeksiyon ve deri ürünleri alanında faaliyet gösteren Türk firmalarının bir marka yaratarak perakende sektörüne girmeleri önerilmektedir. Halihazırda dağıtım ağlarının fazla gelişmemiş olması nedeniyle doğrudan perakende sektöründe yatırım yapılması avantajlı olmaktadır.
Turizm, iki ülke arasında işbirliği olanakları sağlayan bir diğer önemli sektördür.
Farklı iş deneyim ve becerilerine sahip iki ülke, üçüncü pazarlarda işbirliği yapabilirler. Ayrıca, AB’nin sağladığı Çerçeve Programları gibi fonlara ortak başvuru yaparak ortak projelerde yer alabilirler.
Türkiye ile Polonya, kimi sektörlerde stratejik işbirliği geliştirebilirler. Örneğin tekstil alanında…Polonya tekstil sektörünün başlıca sorunları sermaye eksikliği, ham hamde kaynaklarına ve modern makine parkına sahip olmayışıdır. Bu nedenle rekabetçi ithal ürünlere ihtiyacı bulunmaktadır. 2001 yılında Polonya’nın yıllık tekstil ithalatı 2.6 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Özellikle iplik ve kumaş Polonya konfeksiyon sanayi izin vazgeçilmez ara girdileri oluşturmaktadır. Ancak Polonya hazır giyim sektöründe faaliyette bulunan çok sayıda küçük ölçekli firma bulunması, bunların tedarikçisi konumundaki firmalar için pazarda özel bir yapılanmayı gerektirmektedir. Söz konusu yapılanma kapsamında müstakilen Polonya’da pazarlama-depo ünitesi şeklinde bir şirket açılabileceği gibi, ham madde Türkiye’den getirilmek üzere üretim yapmak da mümkündür. Her iki alternatif için de Polonyalı firmalarla işbirliği olanakları mevcuttur.
Yurt dışı taahhüt hizmetlerinde kendini kanıtlamış olan Türk firmaları, gerek alt yapı yatırımları, gerekse konut yapımı konusunda Polonyalı firmalarla birlikte ortaklıklar oluşturmak suretiyle önemli fırsatlar yaratabilirler.
Polonya açısından önemli ve ihracata dönük bir üretim sanayi konusundaki mobilya sektöründe Türk firmalarıyla işbirliği fırsatları mevcuttur. Polonya ham madde kaynakları ve eğitimli iş gücü ile başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine bir fason üretim merkezi olarak hizmet vermektedir. Türk ve Polonya firmaları mevcut üretim hattında mukayeseli üstünlüklerini kullanmak suretiyle ortaklıklar oluşturabilirler.
Ham deri kaynakları açısından belirgin bir potansiyeli olan Polonya ile deri işleme konusunda işbirliği yapmak suretiyle her iki ülkede mevcut ayakkabı, mobilya ve deri konfeksiyon sektörüne hizmet verilebilir.
Tül, çarşaf ve havlu üretim sektöründe Polonya’nın yerli üretiminin yetersizliği
Ve hızlı gelişen tüketim potansiyeli dikkate alınarak ortak üretime yönelik işbirliği olanakları değerlendirilebilir.
Polonya’da iklim kuşağına bağlı olarak yetişmeyen ürünlerin Türkiye’den getirilmek suretiyle işleme ve ambalajlama sürecine tabi tutulması ve piyasaya arzı konusunda da işbirliği olanakları mevcuttur.
Son yıllarda Fransa, Almanya ve Hollanda gibi Avrupalı ve Amerikalı firmalar Polonya’da hipermarket zincirleri kurmaktadır. Hipermarket sektörü kısa sürede perakende piyasasında % 22’lik bir paya ulaşmış olup, 2005 yılı itibariyle bu oranın % 50’ye yükselmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Türk firmalarının bu sektörle ilgilenmeleri salık verilir. Zira başta tekstil ve ham maddeleri, beyaz eşya, mobilya, yaş ve kuru meyveler, mücevherat, oto yan sanayi olmak üzere bir çok konuda Türk ürünlerinin fiyat konusunda rekabet gücünün bulunması, hipermarket zincirlerinde yer almalarına olanak sağlayacaktır.




Polonya-Türkiye İş Konseyi
Varşova’da ziyaret ederek, görüşme yaptığımız yerlerden birisi de “Polonya-Türkiye İş Konseyi” oldu. Başkanlığını Franciszek-Roman Kikut’un yaptığı Konsey, Polonya Milli Ekonomi Odasına bağlı olup, Türkiye ile Polonya arasındaki üst düzey temaslarda danışmanlık hizmeti vermektedir. Ticari ilişkilerin çok iyi olduğunu belirten Kikut, geçen yıl T.C.Cumhurbaşkanının ziyareti sırasında, Türk iş adamlarıyla ilgilendiklerini ve yararlı görüşmeler yaptıklarını söyledi. O görüşmede Kikut’tan önemli bilgiler edindik.
“Türkiye-Polonya ticari ilişkileri XVI.Yüzyılda başladı. İki tarafın tüccarları o denli iyi ilişkiler kurdular ki, Polonyalı aileler Türk giysilerine benzeyen giysiler giyiyorlardı. Osmanlı etkisi, giysilerde somut olarak görülüyordu. Dünya savaşları, ilişkilerin aksamasına ve yavaşlamasına neden oldu. 1945’den sonra yeniden ivme kazanan ilişkiler 1960’dan bu yana sürekli bir gelişim içinde oldu. Denizcilik ve otomotiv konusunda işbirliği yaptık; motosiklet parçalarını gönderip, montajını Türkiye’de yaptık. 1970’de iş ilişkilerimiz en iyi seviyede idi. O yıllar ideal yıllardı. Örneğin Almanlarla birlikte Tunçbilek Termik Santralını yaptık ve Yatağan Santralı ihalesini kazandık. Bu 400 milyon dolarlık bir projeydi…” Diyen Roman Kikut Elektrim-Megadex firmasının başında bulunuyordu; uzmanlar Polonyalı, işçiler Türk’tü. Bu iş biterken, Polonya yeni bir ihale daha kazandı; Japon, Alman ve Çek firmalarının katıldıkları 300 milyon dolarlık Yeniköy Termik Santralı ihalesini de aynı firma kazandı. Polonyalılar Türkiye’de kazandıkları işlere seve seve gidiyorlardı. Zira hem çalışıyor, hem de çevredeki turistik yerlerde tatil yapıyorlardı. Uzmanların da dış görev için tercih ettikleri yer Türkiye olunca, Polonya Gökova’da Kemerköy Termik Santralı ihalesini de aldı. 1993 yılında bu inşaat tamamlanınca Türkiye’deki çevreciler ayaklandılar. Bunun üzerine 1995’de 300 metrelik bir baca; üzerine zehirli dumanı önleyen filtre ve küller için denizin içinde bir baraj yapıldı.
Polonya, Türkiye’de başka işler de yaptı. Örneğin 2 büyük feribot kısa sürede yapılıp, teslim edildi…Bandırma’da Kürküt Asit Fabrikası; Ordu’da Ayçiçeği Rafinerisi; Tarsus’ta Boya Fabrikası kurdular. Halen Kopex firması Zonguldak’ta kömür madeni, Toroslar’da tünel kazıyor ve İstanbul’da metro çalışması yapıyor.
Roman Kirkut, o görüşmemizde şunları da sözlerine ekledi:
“Ben 7 yıl Türkiye’de kaldım. Ülkenizi iyi bilirim. İç ulaşımda, karayolları yerine demiryollarına ağırlık vermenizde yarar var. Bu konuda Polonyalılar uzmandır. Mevcut demir yollarınızın onarımında ve yeni demiryolu inşa edilmesinde işbirliği yapabiliriz. İş Konseyimiz bu konuda çalışma yapmakta ve bir teklif hazırlamaktadır.”
 

 


Kültürel İlişkiler
Türkiye ile Polonya arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilere paralel olarak, kültürel ilişkiler de sürekli gelişmektedir. Türkiye’de düzenlenen folklor ve müzik festivallerine, Polonya’dan mutlaka bir grup davet edilmektedir. Zira Polonya halk oyunları topluluklarının zarif giysileri, oyun figürleri ve müziği, Türk seyirci tarafından büyük bir beğeni ile izlenmektedir. Zaman zaman da, Türk halk oyunları toplulukları, Polonya’daki festivallere katılmaktadır.
T.C.’ni yöneten hükümetler, tarihin her döneminde Polonya’yla sıcak ilişkilerin kurulmasına özen gösterdi. Son savaştan sonra Polonya Hükümetini 17 Ağustos 1945 Tarihinde resmen tanıyan T.C. çok yönlü ilişkilerin başlamasına da önayak oldu. Kısa sürede, iki ülkede yaşayan insanların kültürlerinde önemli benzerlikler saptandı. Örneğin, Leh dilinde fincan, kilim, tütün, boncuk, garnizon, kumandan, torba, şapka, vişne vb. gibi kimi Türkçe kelimeler bulunmaktadır. Bialistok dolayında “Karakule”, Varşova’da “Ali Baba Bar” adlı yerlerin oluşu ve Varşova kalesindeki burçlardan birinin “Barbakan” adını taşıması, kimi yer adlarının da Türkçe’den esinlenilerek alınmış olduğu görülmektedir.
Esasen Polonyalıların doğululara, özellikle Türklere karşı sevgi beslediklerini tüm seyahatlerimizde gördük. Yüzyıllarca Avrupa kültürü ile yetiştikleri halde, müzelerde sergilenen eşyalardan anlaşılacağı gibi, giyim kuşamlarının bazılarında, silahlarında, atlarında ve ev içi eşya ve dekorlarında Türk geleneklerinin izleri görülmektedir. Dokudukları kilimlerin motiflerinde de büyük benzerlikler vardır. Geçmişte Türk Evleri, Türk Salonları, Türk Odaları, Türk Süslemeleri Polonyalıların yaşamına giren sanat tutkularından idi. Ev içi dekorlarında bile, Türk süslemeleri revaçtaydı. İstanbul’daki hamamlardan esinlenerek “Türk Hamamları” yapıldığı da bilinen gerçeklerdendir. Bu amaçla Türkiye’ye mimarlar ve ressamlar gönderilerek yapıların incelendiği ve planlarının götürüldüğü elimizdeki verilerden anlaşılmaktadır.
Polonyalı yazarların eserleri Türkiye’de, Türk yazarların eserleri de Polonya’da yayımlanmakta; böylelikle iki ülke edebiyat severleri, birbirlerinin edebiyatları hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Bu alanda Musa Şamgul’un Türkçe’ye çevirip, yayınını sağladığı romanlar ve öyküler önemli yer tutar. Bunlardan ikisi H.Sienskiewicz’in “Töton Şövalyeleri” ile “Ateş ve Kılıç” adlı romanlardır. Krakov Üniversitesi’nde yüksek tahsil yapan ve Polonyalı bir kızla evlenen Şamgul, daha sonra K.Pruszynski’nin “Semerkandlı Borazancı” adlı eserini tercüme etti. Keza Borowski, S.Mrozek gibi yazarların öyküleri de Şamgul’un Türkçesi’ye, Türk okuyucuya ulaştırıldı. Bu çalışmalarından dolayı Musa Şamgul’a “Polonya Kültür Nişanı” verildi.
Lehçe’den, Türkçe’ye çevrilen bu eserlerden başka, çeşitli batı dillerinden Türkçe’ye çevrilmiş olan, Polonyalı yazarlar da vardır. Örneğin J.Andrejewski’nin “Kül ve Elmas”, I. Jurgielewicz’in “Önemli ve Önemsiz”, J. St. Stawinski’nin “Kanal”, H. Senkiewicz’in “Qou Vadis” ve J.Korczak’ın çocuklar için yazdığı “İ. Macius Kral” adlı eserleri bunlar arasındadır.
Kuşkusuz Polonya’da da Türk Edebiyatının önemli yazarlarının eserleri Leh dilinde yayımlandı. Yarı Polonyalı sayılan Nazım Hikmet’in bütün eserlerinden başka, Aziz Nesin ve Yaşar Kemal’in de birçok eseri. Polonyalı okuyucuyla buluştu. Türkoloji ve Türkologlar’dan söz ederken, Türk Edebiyatı hakkında yapılan öteki çalışmalara da değineceğiz. Ayrıca Ankara Üniversitesi DTCF Leh Dili ve Edebiyatı Bölümün’de görevli bilim adamlarının yaptıkları yayınlar da, Türkiye-Polonya, kültür ve edebiyat ilişkilerinin boyutlarını ortaya koymaktadır.
Tiyatro alanında da yoğun bir işbirliği mevcuttur. Ancak daha çok Polonya tiyatrosunun Türkiye’yi ziyaret etmekte olduğu gözlenmektedir. Türk tiyatrosunun Polonya sahnelerinde sergilendiği nadiren görülmektedir. Türkiye’de sahnelenmesi yasak iken, Nazım Hikmet’in eserleri Polonya’da tanındı ve sahnelendi. Örneğin Fransızca ve Rusya’ya verilmiş olan “Yusuf İle Menofis” Jaroslaw Iwaszkiewicz’in Lehçe çevirisiyle hem kitap bütünlüğünde yayımlandı, hem de sahnelendi… Lodz şehrinde Nowy Tiyatrosunda Polonya’nın önemli yönetmenlerinden Kazimierz Dejmek, çeşitli metinlerin adaptasyonu olan “Opowiesc o Turcji (Türkiye’den Bir Öykü)” adıyla bir oyun sahneledi…Ewa Fiszer’in çevirisiyle “Aşkname” adlı bir Türk Dramı “Legenda o Milosci” adıyla, başta Varşova ve Krakov olmak üzere çeşitli şehirlerin tiyatrolarında sahnelendi…1962 yılında M.Labecka-Kocherowa çevirisiyle Demokles’in Kılıcı (Miecz Damoklesa), Bielsko-Biala Şehir Tiyatrosu’nda , daha sonra da Varşova Klasik Tiyatrosu’nda sunuldu. “Allem Kalem Oyunu” gibi M.Labecka-Kocherowva adaptasyonları olan Nazım Hikmet oyunları, kukla çocuk tiyatrolarına girmiştir. Nazım’ın “Sevdalı Bulut” adlı eseri de birkaç yıl önce, Bialistok Devlet Akademisi Kukla Tiyatro Yönetmenliği bölümü mezunları Tadeusz Wierbicki ve Marek Pawlowski tarafından sahneye konuldu. Polonya’da Diyalog dergisinde yayımlanan Yük adlı monodram, Torun’da Tek Oyuncu Tiyatrosu Festivalinde, 1976 ve 1977 yıllarında iki kez gösterildi.
Leh diline çevrilmiş ama sahnelenmeyen Türk Tiyatro eserleri arasında Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”, Melih Cevdet Anday ve Necati Cumalı’nın bazı eserleri, Bilgesu Erenus’un “İkili Oyunlar” gibi eserler bulunmaktadır.
Boğaziçi Üniversitesi yayını olan Mimemis Dergisi 1992 yılında, Grotowski’nin Yoksul Tiyatrosunu konu alan özel bir sayı çıkararak, Polonya Tiyatrosu hakkında yüzeysel de olsa bir verdi.
Zeynep Oral ve hayati Asılyazıcı’nın Çağdaş Polonya Tiyatrosu üzerine yayımladıkları yazılar da, Türk tiyatro meraklılarına Polonya Tiyatrosu hakkında özlü bilgiler verilmesini sağladı.Jerzy Grotowski’nin Laboratuar Tiyatrosu’na 1968’de Oben Güney ve 1974’de ise Tuğrul Çetiner gibi sonradan bu alanda ünlü olan i iki Türk sanatçının burslu olarak gitmeleri ve burada eğitimlerini tamamlamaları; Leon Kruczkowski’nin “Almanlar”, “Szaniawski” ve “Szajna” oyunları, Tadeusz Rozewicz’iın “Pulapka (Tuzak)” gibi Polonya oyun metinlerinin Türkçe’ye başarılı çevirisine katkı sağladı.
1977’de Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından Türkiye’de ilk kez, Polonya Ulusal Operası Stanislaw Moniuszko’nun “Halka”sı, M.Foltyn adlı Polonyalı sanatçı yönetiminde sahnelendi. Daha sonra aynı sanatçının 1987’de bir başka ünlü Polonya eseri olan “Straszny Dwor (Perili Köşk)” Operası, Türk ve Polonyalı sanatçılar tarafından ortaklaşa sahnelendi.
Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali’nde Jozef Szajna’nın “Dante ve Replika” (Replik) oyunları sahneye taşındı. 1984 yılında Ayla ve Beklan Algan’ın katkılarıyla Replika’nın Polonya-Türkiye versiyonu hazırlandı.Olsnienie (Kamaşma), oyunuyla Janusz Wisniewski Tiyatrosu ve sonra dans tiyatrosu “Teatr Ekspresji Zun” gösterisiyle festivalin Türk seyircilerinden çok sıcak ilgi gördü. Ankara’da Ewva Wycichowska’nın Modern Dans tiyatrosu “Faust goes rock” gösterisini sergiledi.
Türkiye - Polonya kültür anlaşmasının imzalanmasından sonra Witold Gombrowicz’in “Iwona Ksiezniczka Burgunda” oyunu Ewa Bulhak yönetimiyle Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelendi ve bu oyunun getirdiği başarının peşi sıra Jozef Szajna’nın “İzler” adlı eseri, 1993 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelendi. Ankara Opera sahnesinde Ewa Szelburg -Zarembina’nın bir masalına dayanan ve müziği Krysztof Penderecki ve Marek Stachowski tarafından yazılan “Cesur Şövalye” çocuk operası , Wojciech Wieczorkiewicz yönetimiyle ve Jan Berdyszak sahne dekoruyla seyirciye ulaştı.
Türk ve Polonya tiyatrolarında farklılıklar olmasına karşın, temelde bazı benzerliklere rastlamak mümkündür. Doyumsallık duygusuyla algılama bakımından anlamsızlık ile grotesk eğilimi gösteren çağdaş Polonya sanatının ortak halk geleneklerinden, derbeder edebiyatından ve halk tiyatrosu biçimlerinden büyük ölçüde yararlanmasıyla Türk geleneksel sanatına benzer olduğunu söylemek mümkündür.
1995 yılında Wroclaw kentinde Jerz Grotowski Sanatı ve Teatral-Kültürel Arayışlar Araştırma Merkezi tarafından “Türk Tiyatrosu-Bugünü, Kaynakları ve Gelenekleri” Semineri düzenlendi. Bunun karşılığında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünde “Polonya Tiyatrosu” üzerine bir seminer düzenlendi ve bu seminerde sunulan bildirilerle Polonya Tiyatrosu enine-boyuna irdelendi. Ertesi yılın Nisan ayında Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümünde “Polonya Tiyatrosu” konusunda ikinci bir seminer düzenlendi. Polonya tiyatrosu ile ilgili bildiriler, daha sonra “Agon” Tiyatro Dergisinde yayımlandı.
Poznan Polonya Bilimler Akademisi’nin Ankeoloji ve Etnoloji Enstitüsü ile Poznan Üniversitesi’nin Prehistorya Enstitüsü’ne mensup arkeolog ve öğrenciler Çatalhöyük’ te kazılar yaptılar. Bu kazı projesinin amacı Çatalhöyük I ve II olarak bilinen ve M.Ö.7. Bin yılın sonuna tarihlenen, son iki Neolitik yerleşim evresini incelemektir. Yapılan çalışmalar sonunda, yeni yerleşim birimleri saptandı. Polonya ekibinin bu saptamalarıyla, Çatalhöyük’ün Neolitik dönemden çok sonralara değin süren uzun ve karmaşık bir tarihinin olduğu görüldü. Neolitik dönemle birlikte sona ermeyen höyüğün öyküsü, Helenistik, Roman ve Bizans dönemlerinde de devam etmektedir. Çevrenin önemli bir parçasını oluşturan höyüğün, yaşayanlar ve ölüler için sıklıkla kullanılmış bir mekan konumunda olduğu anlaşıldı.
Polonya Kültür ve sanat Bakanlığı, tüm bu etkinliklere rağmen, Türkiye-Polonya Kültür İlişkilerini yeterli bulmuyor. Bize göre de yeterli değil. Ne var ki, iki ülke arasındaki kültür ilişkilerini düzenleyen anlaşma 1990 yılında yapılmış ve maalesef 2005 sonuna kadar yenilenmemiştir. Birçok kültür ilişkisi de, anlaşma dışında, iyi iyi niyetli yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Polonezköy’ün kültür yapılarının düzenlenmesi yapılmış ve Polonya Kültür ve Sanat Bakanı İstanbul’a gelerek, Polonezköy’e bir piyano hediye etmiştir. Öte yandan, iki ülkenin devlet arşivlerini yönetenler, kendi aralarında sıkı bir işbirliği kurmuşlardır.
 


Dostluk Dernekleri
Türkiye ile Polonya arasındaki çok yönlü araştırmalar devam ederken, iki ülkede dostluk dernekleri kuruldu. Bu konudaki ilk atılım, Varşova’da yapıldı. 24 Nisan 1979 Tarihinde “Polonya-Türkiye Dostluk Derneği” kurulurken, Başkanlık görevini, Polonya’nın Ankara eski Büyükelçilerinden Ignacy Loga-Sowinski, Genel Sekreterliğini de Türkolog Dr. Danuta Chimielowska üstlendi. Buna mukabil İstanbul’da Necla Kavala başkanlığında, bir dernek kuruldu. Bu Derneğin Ankara’da da bir şubesinin açılması için yapılan girişimler sonuçsuz kalınca, Dr.İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun girişimi ve çabasıyla Ankara-Varşova Dostluk Derneği kuruldu; Başkanlığını Kamil Özdemir, Genel sekreterliğini ise İrfan Ünver Nasrattınoğlu üstlendiler. Halen Varşova’daki derneğin başkanlığını Danuta Chimielowska, Ankara’daki derneğin başkanlığını Ahmet Sevgi, Genel Sekreterliğini de K.Nezih Demirtepe yürütmektedir. Bu dernekler, Büyükelçiliklerle temasta bulunarak, zaman zaman iki ülkenin kültürel değerlerini konu alan etkinliklerde bulunuyorlar.
Ekselansları Grzegorz Michalski’nin Büyükelçi olarak Türkiye’ye, tekrar gelişiyle birlikte olumlu yönde ivme kazanan Türkiye-Polonya ilişkileri, Ankara’da yeni derneklerin kurulmasına yol açtı. Örneğin Okan Atilla başkanlığında “Türkiye-Polonya Dostluk, Kültür, Yardımlaşma, Turizm İşbirliği Derneği” kuruldu. Yeni dernek kurma girişimlerinin bilinmesi sevindirici olsa da, maddi ve manevi güçlerin bölünmesi Büyükelçi Ekselansları Michalski’nin, derneklerin bir çatı altında toplanmaları konusunda harekete geçirdi.

 

 

Türkiye-Polonya İlişkilerinin Gelişimine Katkıda Bulunanlar
Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler, son derece olumlu yönde gelişimini sürdürmektedir. Kuşkusuz bu gelişimde öncelikle, iki devleti yönetenlerin katkıları vardır. Bundan sonra, iş adamlarıyla, kültür ve sanat adamlarının katkılarını kaydetmek mümkündür. Fakat bize göre en büyük katkıyı, Varşova ve Ankara’da görevli olan Büyükelçiler yapmaktadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye-Polonya diplomatik ilişkilerinin tarihi epeyce eskidir. Örneğin, Polonya daha XV.Yüzyılda, İstanbul’a resmi temsilciler göndermeye başladı. Gora’mı Skarbek ile Ermeni Gregor bu konuda öncülerdir. O yüzyılda, bilahare üç temsilci daha gedi. XVI. Yüzyılda, tam 42 temsilci Osmanlı Padişahı nezdinde temsilci olarak görevlendirilirken, bu sayı XVII.Yüzyılda 35; XVIII.Yüzyılda 26’da kaldı. XIX.Yüzyılda gönderilen temsilci sayısı, sadece 4. Ve XX.Yüzyılda önce Elçilik, sonra da Büyükelçilik düzeyinde açılan misyon temsilciliğinde, değerli diplomatlar görev yaptılar. Geçen yüzyılda açılan Elçilik görevinde Roman Knoll, Karol Baber, Jozef Wierusz-Kowalski ve Kazimierz Olszowski elçi sıfatları ile 1924-1928 yılları arasında görev yaptılar. O arada kısa bir süre de Kazimierz Papee, Maslahatgüzar sıfatiyle Polonya’yı Ankara’da temsil etti.
1930’lu yıllara girerken, Polonya Elçiliği, Büyükelçilik düzeyine yükseltildi ve son Elçi, K.Olszowski, Büyükelçi kariyerine yükseltildi. O’nu aynı sıfatla Jerzy Potocki, Michal Sokolnicki, Romuald Buczynski, Jan Druto, Janusz Zambrowicz, Kazimierz Dorosz, Boleslaw Gebert, Stanislaw Piotrowski, Ignacy Loga-Sowinski, Kazimierz Sidor, Kazimierz Michalski, Miroslaw Palasz, Wojciech Hensel, Miroslaw (İkinci kez), Andrzej Ananicz ve Grzegorz Michalski Polonya’nın Ankara Büyükelçiliğine atandılar. Bu arada Romuald Buczynski, Stanislaw Sosnicki, Tadeusz Bieganski, Romuald Kunat, Michal Sieczkowski, İrena Tatarzynska, Grzegorz Michalski, Lech Faszcza ve Pawel Czerwinski Büyükelçi yetkisiyle Maslahatgüzar görevi yaptılar.
Bu Büyükelçilerden Miroslaw Palasz, Türkiye’de 1987-1991 ve 1997-2000 yılları arasında iki kez Büyükelçi olarak Ankara’da görev yaptı. Ne yazık ki talihsiz bir şekilde, Ankara’da yaşamını yitirdi. Aynı talihsiz sonla, Ülkemizde yaşamını yitiren bir başka Büyükelçi de, Türkolog dostumuz Wojciech Hensel oldu.
2005 yılında Büyükelçi olarak Ankara’ya gelen Grzegorz Michalski, daha önce iki kez Türkiye’ye geldi. İlk gelişinde, Kültür ve Basınla ilgili Ataşe konumunda görev yapan Eksalansları .Michalski, daha sonra Müsteşar sıfatıyla Ankara’ya geldi ve o arada, Maslahatgüzarlık görevini de üstlendi. Bu değerli diplomat, nihayet Büyükelçi olarak Türkiye’yi onurlandırdı. Türkçe’yi ve Türk milletini çok iyi bilen Ekselansları . Michalski’nin Türkiye-Polonya ilişkilerinin gelişimi için yaptığı hizmetler saymakla bitmez.