Yedinci Bölüm
TÜRKİYE-POLONYA İLİŞKİLERİ
Ankara’daki Polonya Büyükelçiliği
Polonya’daki Türk
Firmaları
Türkiye’deki Polonya Yatırımları
Türkiye-Polonya İlişkilerinin Gelişimine Katkıda Bulunanlar
Türkiye ile Polonya, tarihin her döneminde çok iyi ilişkiler içerisinde,
dostluklarını sürdürmüşlerdir. Çok eski tarihe gitmeden; Türk ve Leh
uluslarının, ilişkilerine bir göz attığımızda görülen manzara şudur:
1386’da Litvanya Prensi Wladyslaw Jagiello Lehistan Kraliçesi Jadwiga ile
evlendi. Daha önce pek önemsenmeyen Lehistan’la Litvanya, bu evlilik sayesinde
Avrupa’nın dikkatini çektiler. 1387’de Boğdan Prensi Petro’nun, Lehistan’ın
himayesine girmesiyle Lehistan-Litvanya Krallığı, hem büyük ve güçlü bir devlet
haline geldi; hem de, Osmanlı İmparatorluğu ile sınır komşusu oldu.
1414’te Osmanlı Devleti’ne ilk Polonya sefirleri geldi. Bu sefaret, Osmanlı
İmparatorluğu ile Lehistan-Lituanya Krallığı arasındaki resmi ilişkilerin
başlamasını sağladı.
O dönemde Macaristan’ı himaye altına almak, gerek Lehistan, gerekse Osmanlı
İmparatorluğu için önemli bir sorundu. 1439’da, Osmanlı Sefiri, o zamanki
başkent Krakov’a geldi. Gelişinin amacı, Macarlara karşı işbirliğini sağlamaktı.
1440’da Leh Kralı III. Wladyslaw Warnenczyk (Varnalı Vladislav) ‘ın Macaristan
Kralı seçilmesi, Leh-Osmanlı dostluk havasının değişmesine yol açtı. Genç Kral,
Polonya asilzadelerinin önerileriyle Osmanlı’ya karşı bir sefere hazırlandı ve
1444’te aslında Lehler arasında pek taraftar bulmayan, hatta resmen Lehistan
tarafından da desteklenmeyen bir Haçlı Seferi başlattı. Saflarında bazı Leh
şövalyelerini de barındıran Macar ordusu, Varna önlerindeki bu savaştan Osmanlı
Ordusuna yenildi.
1455’te Boğdan Prensi Petru Aron, Osmanlı egemenliğini tanıyor, ama öte yandan
Lehistan hakimiyetinden de çıkmıyordu. 1504 yılına kadar devam eden bu çelişkili
durum, Lehler ile Osmanlılar arasında anlaşmazlıklara yol açtı. 1476’da Lehistan
Kralı Kazimierz Jagiellonczyk Boğdan Prensi Stefan Çel Mare’ye destek vermek
amacıyla, Fatih Sultan Mehmet’e Marcin Wrocimowski adlı bir elçi gönderdi.
Kırım Hanlığı’nın Osmanlı himayesine alınması ve Fatih Sultan Mehmet’in vefatı,
Osmanlı-Lehistan ilişkilerini olumsuz etkiledi. II.Beyazıt saltanatının ilk
yıllarında Kili ve Akkerman’ın alınması, Lehistan’da, Osmanlı devletine karşı
endişeler yarattı. Kralın yolladığı ordu, bu kaleleri geriye alamadı! 22 Mart
1489’de İstanbul’a gelen Elçi Mikolaj Firlej’e, Padişah tarafından Lehistan
Krallığına gönderilen ilk Osmanlı ahitnamesini teslim edildi. 1492’de Lehistan
tahtına çıkan Jan Olbracht ahitnamenin yenilenmesi ve ilk ticari antlaşmanın
yapılması amacıyla, 1494’de İstanbul’a sefir olarak Mikoloj Strzezowski’yi
gönderdi. Ne yazık ki barış dönemi uzun sürmedi. 1497’de Kral Olbracht,
ordusuyla Boğdan topraklarına gelip, Osmanlı ordusuna karşı başarı kazanamadığı
bir savaşa girişti. 1501’de yeni bir antlaşma imzalandı ve yaklaşık yüz yıl
kadar süren bir barış sağlandı.
XVI.Yüzyıl’da, Kanuni Sultan Süleyman ile Lehistan Kralı Sigismund arasındaki
sıcak ilişkiler, uzun bir barış ve dostluk döneminin yaşanmasını sağladı. Bunun
tezahürü olarak 1533’de “ebedi ahitname” imzalandı. Bu sayede ticaret, dil ve
kültür alanlarında da ilişkiler kuruldu. 1551’de Joachim Strasz, İbrahim Bey
adını alarak, Kanuni’nin Lehçe ve Almanca tercümanı oldu. Osmanlı Sarayında
sevilip sayılan İbrahim Bey, daha sonra Lehistan’ın Osmanlı Devleti nezdindeki
Sefirliğine tayin edildi. Öte yandan Kral, Türkçe öğrenmesi için Krzysztof
Dzierzek’i İstanbul’a Elçi olarak gönderdi. Elçi altı yıl kaldığı İstanbul’da,
Türkçe’nin bütün inceliklerini öğrendi ve ülkesine döndükten sonra da Kralın baş
tercümanı olarak görevlendirildi.
Lehistan Kralının tercümanı Fransız asıllı François Mesgnien-Meninski, 1649’da
Leh Dili Gramerini yazdıktan birkaç yıl sonra, Türkçe öğrenmek amacıyla
İstanbul’a gitti. Lehistan Sefiri olarak görevlendirilen Meninski, Türkçe için
de kaynak eser kabul edilen “Türkçe-Arapça-Farsça Sözlüğü”nü ve “Türk Dilinin
Grameri”ni hazırladı ve bu iki eser, 1681’de Viyana’da yayımlandı. O tarihlerde
İstanbul’da bulunan bir başka Polonyalı, Wojciech Bobowski, Ali Ufki adıyla,
musiki sahasında önemli işler yapıyordu. Çocuk yaşında içoğlanı olarak saraya
alınan bu Leh, o zamanki Türk musikisine, yeni motifler kazandırıyordu.
Sonraki dönemde, zaman zaman çatışmalar; zaman zaman barış anlaşmaları yapıldı.
III. Jan Sobieski’nin Lehistan Kralı olmasından sonra takındığı tutum; ardından
Osmanlı Ordusunun Viyana’yı kuşatması üzerine, Lehistan Ordusunun, Avusturya ile
birlikte Osmanlı’ya karşı savaşa girmesi; Osmanlı Ordusu’nun geriye çekilmesine
sağladı ama; bu sonuç Lehistan devletinin yararına olmadı!...Zira, sürekli
savaşlar ve soyluların, devleti dışlayarak yaptıkları girişimler, Lehistan’ı
zayıf düşürdü ve komşularına bağımlı hale getirdi.
1777’de Osmanlı Sefiri olarak Lehistan’a giden Numan Enis Bey, iki ülke
arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi için büyük çaba harcadı. Varşova’da sekiz
ay kalan bu zat, Leh halkı tarafından çok sevildi ve sayıldı. O’nun tavırları,
giyim-kuşamı büyük hayranlık uyandırdı. Zaten o dönemde Osmanlı giysileri en şık
giysiler; Osmanlı silahları en güzel silahlar olarak kabul edilirdi. Hatta
önceki dönemde Jan Sobieski bile, Kırım’dan Türk giysileri getirtir, onları
giyerdi.
1790’da Kral Stanislaw August Poniatowski, İstanbul’a gönderdiği Sefir
Franceszek Potocki vasıtasiyle, askeri yardımlaşma antlaşması önerdi. Ne yazık
ki bu anlaşma hayata geçirilemeden 1792 tarihinde Rus Ordusu Polonya
topraklarına girdi!... Üç yıl sonra Lehistan üçüncü kez parçalandı ve Rusya,
Prusya, Avusturya tarafından paylaşıldı!...
Polonya’nın işgali ve bağımsızlığının sona erdirilmesini tanımayan tek devlet
Osmanlı İmparatorluğu oldu. Denilir ki; Padişah yabancı diplomatları kabul
ettiğinde, hep Lehistan elçisini sorar, bunun üzerine sadrazam, usulca yaklaşır
ve herkesin duyacağı şekilde, padişahın kulağın şunu söyler: Lehistan elçisi
yoldadır, ancak gelişi, yollardaki müşkülat yüzünden gecikmiştir…Bu Türk’ün Leh
ulusuna olan sevgisinin somut bir tazahürüdür. Şu rivayet de çok yaygındır ve
Leh ulusunun büyük çoğunluğu tarafından bilinir: Osmanlı atlıları Vistül
Nehrinde su içince, Lehistan kurtulacaktır…
İstanbul, uzun yıllar Polonyalı göçmenlerin en önemli yerleşim merkezi oldu.
Türkler, yurtsever Leh’lere, Türk Yurdunu daima açık tuttular; onlara yurt
kurabilecekleri toprak verdiler; yardımlarda bulundular. 1774’de Rusya ile
imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre, bu göçmenlerin Rusya’ya iadesi
gerektiği halde, anlaşmanın o maddesi uygulanmadı.
XIX. yüzyılda, baskı altındaki Polonyalılar ayaklanma hazırlıkları yaptılar;
1831, 1848 ve 1863’de gerçekleştirilen ayaklanmalar, Polonya tarihinin önemli
olayları arasında yer almakla birlikte, Türk tarihini de yakından
ilgilendiriyordu. Bu ulusal ayaklanmada başarı sağlayamayan devrim liderleri,
başlarını ancak Osmanlı Devletine sığınarak kurtarabildiler. Bunların bir kısmı
İstanbul’a geldikten sonra da mücadelelerini sürdürdüler. Rusya ile Avusturya,
bu mültecilerin iade edilmesini ısrarla talep ettiler; ama zamanın Osmanlı
Padişahı Abdülmecit, bu talepleri reddederken şu sözü de dünya üzerinde
yankılandı: “Tahtımı veririm; fakat devletime sığınanları asla geri vermem!...”
Polonyalı mülteciler, İstanbul’a yerleştikten sonra, Türk ulusunun gelişimi için
önemli hizmetlerde bulundular.Bunların en ünlüsü, 1848 ayaklanmasına katılan ve
Murat Paşa adını almış olan General Jozef Bem oldu. Arkadaşlarıyla birlikte
İslam dinini kabul eden Murat Paşa, Halep’teki Osmanlı Ordusu’nun komutanlığına
atandı. O dönemin bir başka ünlü Polonya’lısı, Kont Michal Czajkowski idi.
1850’de Müslüman olunca Mehmet Sadık adını alan Sadık paşa, kırım Savaşı
esnasında Kazak’lardan oluşan Polonya lejyonunun komutanı oldu. 1853-1856
yılları arasında Rus’lara karşı kahramanca savaşan sadık Paşa’nın birliğine
Padişah tarafından nişan ve sancak verildi. Kocasıyla birlikte Müslüman olan
Ludwika Czajkowska tanınmış kadın bilgindi ve Osmanlı Sarayında saygı dolu
dostluklar kurmuştu. Sadık Paşa 1886’da Cihangir’deki evlerinde vefat eden
eşini, görkemli bir cenaze töreniyle Polonezköy’de toprağa verdi. Köy sakinleri
daha sonra onun anısına bir anıtmezar yaptılar.
Asıl adı Konstantyn Borcezki olan Mustafa Celalettin Paşa, 1848 ayaklanmasına
karıştığı için, önce Fransa, sonra Türkiye’ye sığındı. Borzecki, İstanbul’a
gelir gelmez Osmanlı Ordusuna katıldı ve maiyetinde görev yaptığı Ömer Lütfi
Paşa’nın takdir ve sevgisini kazandı. Müslüman oldu ve Ömer Paşa’nın kızıyla
evlendi. 1869’da “Les Turcs Anciens et Moderns (Eski ve Modern Türkler)” adlı
eserini yayımladı. Fransızca yazılan eser, daha sonra başka dillere de tercüme
edildi. M. Celalettin paşa bu eseriyle Türklerin ulusal bilinçlenmelerine
katkıda bulunmayı amaçlıyordu. Yıllar sonra Atatürk O’nun için; “Bu Polonyalı,
gerçek altında bir anıta layıktır” demişti. Uzun yıllar Harp Okulunda Harita
Hocalığı yapan Celalettin Paşa, katıldığı savaşlarda da başarılı hizmetlerde
bulundu. Oğlu Enver Bey de, paşalığa kadar yükselen ünlü bir komutandır. Torunu
Nazım Hikmet Ran ise, dünya çapında bir Türk şairi olarak adını tarihe yazdırdı.
Türk-Leh ilişkileri, Leh diline kimi Türkçe sözcüklerin girmesine neden oldu.
Örneğin, Leh dilinde, Türkçe anlamlarıyla birlikte şu sözcükler yer almaktadır:
Adam/Adem, aga, Allah, as, atak, baklajan (patlıcan), garnizon, kapuska, kave,
kilim, kule, kumandan, torba, şapka, vişne. Ayrıca Kara Kule, Ali Baba, Barbakan
gibi Türkçe yer adları da bulunmaktadır.
Polonya, Lozan antlaşmasının imzalanmasından bir gün önce, Atatürk’ün kurduğu
yeni Türk devletini tanıyan ilk ülke oldu.
Büyük Atatürk’ün bu jesti unutması mümkün değildi. Bu nedenle ve de Leh Ulusuna
duyulan sevginin tezahürü olarak; Ankara’da yeni bir başkent oluşturulurken,
Polonya Büyükelçiliği’ne, en güzel yerden ve geniş bir alan tahsis edilmiş ve
burada, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının yapılması sağlanmıştır.
Polonya özgürlük ve bağımsızlığını elde ettikten sonra, büyükelçiliği ziyaret
eden İsmet İnönü’nün oturduğu koltuk; Polonya Büyükelçiliği konuklarının
ağırlandıkları salonda özenle korunmakta ve daima boş tutulmaktadır…
Ankara’daki Polonya Büyükelçiliği
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanını müteakip, İstanbul’daki Polonya temsilciliği
1923 yılında kapatıldı ve temsilcilik, 1924 yılı haziran ayına kadar
İstanbul’da, konsolosluk görevi yaptı. Daha sonra Polonya misyonu, Ankara’da,
kendisine tahsis edilen üç binada çalışmaya başladı. Aktepe’deki bu üç binadaki
yaşantı, taşra yaşantısının tüm özelliklerini yansıtıyordu. Binaların çatıları
akıyor, pencereleri sert rüzgarları, adeta içeriye buyur ediyordu. Kar yağınca
yollar kapanıyor, Büyükelçiliğe gelen araçlar, zaman zaman şarampole
yuvarlanıyordu. O günleri anlatan Büyükelçi Wladyslaw Günther şöyle diyordu:
“Artık, Ankara’da bir Polonya temsilciliği vardı ve faaliyetteydi…Binamızın
tepesine Polonya’nın sembolünü, Polonya Cumhuriyeti bayrağını dikmiştik.
Kırmızı-Beyaz bayrak yükseldiğinde, açılıp berrak Türk göklerinde
dalgalandığında, istemdışı tepki olarak şapkalarımızı çıkartıyor ve
heyecanlanıyorduk.”
Büyükelçiliğin yaşadığı güçlüklerin bilincinde olan Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti, bugün Büyükelçiliğin üzerinde kurulu olduğu araziyi Polonya’ya
bağışladı ve arazinin tapusunu bizzat dönemin Başbakanı İsmet İnönü, , Polonya
büyükelçisi Günther’e teslim etti.
Büyükelçi Günther, inşa edilecek olan yapının, geleneksel Polonya mimarisini
yansıtmasını arzu ediyordu ve bu düşünceleri doğrultusunda hazırlattığı projeyi,
Polonya Hükümetine de onaylattı…Polonya’daki ünlü Belweder Sarayı örneğine göre
inşa edilen ve ormanlar içine kurulu bir Polonya köşküne Ankara’da hayat veren
bugünkü Büyükelçilik binası, Büyükelçi Günther’in düşlerinin gerçekleşmesiydi.
Ve bu gerçekleşme, 1970’lerde Türkiye’de görev yapan Büyükelçi Stanislaw
Piotrowski’nin anlatımıyla şöyle görünüyordu: “Elçilik, Belweder Sarayı’nın iç
kısmına benzer bir köşk üslubunda inşa edilmiş. Sütunlarla süslenmiş tek katlı
bina, rengarenk, kocaman bir çiçek tarhının çiçekleriyle ve çimden çit
sıralarıyla bezenmiş halde parkın yeşilliğine karışıyor. Üç gür söğüt,
Büyükelçiliği parka bağlayan temel bir vurgu. Adam Mickiewicz’in yeşillikler
ortasındaki mermer büstünü kırmızı ve beyaz güller çevreliyor.”
Polonya Dışişleri Bakanlığı, 1924 yılında, Mühendis Karol Iwanicki’yle,
Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının inşası sözleşmesini imzalar. Ancak
inşa çalışmalarının başlaması, türlü mali zorluklar nedeniyle gecikir. Türkiye
büyük Millet Meclisi, 1926’da yabancı temsilciliklerin arazi satın alımı için ek
kredi sağlanması tasarısını kabul eder ve Polonya Hükümetince talep edilen
parseli de satın alarak, Polonya’ya devreder. 1927 yılında nihayet gerekli
finansman sağlanır ve arazi, komşu arsanın da satın alınması suretiyle, Polonya
büyükelçiliğine şakışır ihtişamda bir binanın sığdırılabileceği ölçülere
çıkarılır.
1928’de inşaata başlanır. Söylentilere göre, temel atma törenine, Cumhurbaşkanı
Mustafa Kemal Atatürk de katılır ve elleriyle temele birkaç taş atar. Bundan da
anlaşılmaktadır ki, Büyük Atatürk, Polonya’ya ve Leh Ulusuna büyük değer
veriyordu.
İnşaat 1929 yılında bitirilir. 1930 yılında resmi açılış yapılırken; Polonya’nın
Ankara’daki temsilciliğinin seviyesi de, Elçilikten, Büyükelçiliğe yükseltilir.
1834 yılında, Dışişleri Bakanlığı’nın da izniyle, Büyükelçi Jerzy Potocki komşu
bir arsayı daha satın alarak, Büyükelçilik arazisini biraz daha genişletir.
1935’de, bodrum katındaki mutfak bacasının kusurlu yapısından kaynaklanan bir
yangın, Ankara itfaiyesinin ve Büyükelçilik çalışanlarının bütün çabalarına
karşın, binaya oldukça büyük bir hasar verir. Çatının sağ tarafı tamamen yanmış;
Büyükelçi konutu ve birinci katın tavanları hazar görür. Hemen binanın onarımına
girişilir…
O yıllar, Başkent Ankara’nın yeni baştan kurulduğu, topyekun inşaa yıllarıdır.
Bakanlık binaları, Tren Garı, 19 Mayıs Stadyumu, Gençlik Parkı, İlk, Orta ve
Yüksek dereceli okullar, Çubuk Barajı vb. inşaatları, Ankara’yı baştanbaşa
şantiyeye çevirmiştir.
1951’de Büyükelçiliğin yeni çevre duvarı yapılır; üzerine de Polonya’dan özel
olarak gönderilen demir parmaklıklar monte edilir. “Diplomex” adını taşıyan bu
bahçe duvarı Polonya’da “Iskra” İş Kooperatifi tarafından projelendirilir ve
Ankara’da müteahhitliğini Tarık Elbi üstlenir. 1955’de Büyükelçilik bahçe duvarı
üzerine camla kaplı ve geceleri ışıklandırılan iki vitrin konulur. Çok sayıda
insanı buluşturan otobüs durağı ve gazete büfesi yanına yerleştirilen bu
vitrinlerde, her hafta Polonya hakkında bilgi veren duvar gazeteleri yayınlanır.
Ankaralıların, bu vitrin gazetelerine gösterdikleri büyük ilgi, Büyükelçilik
görevlilerini memnun ve mutlu eder.
Ankara hızla büyür ve nüfusu artarken, şehir içindeki yolların da genişletilmesi
planlanır. O arada Ankara Belediyesi Atatürk Bulvarının genişletilmesi projesi
çerçevesinde, Büyükelçilik arazinin 811 metrekarelik bir kısmını Polonya
Büyükelçiliği’nden talep eder. 1957 yılındaki bu talep, 1964 yılında, Atatürk
Bulvarı ile Kuğulu Park sınırlarının yeniden belirlenmesi çalışmaları sırasında
yerine getirilir ve Büyükelçilik büyük bir özveriyle, kendisine ait olan
arazinin bir bölümünü, Ankaralılara armağan eder.
Büyükelçilik sınırı ile Kuğulu Parkı ayıran caddeye, 2000 yılında, Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından “Polonya Caddesi” adı verilir ve bu
caddenin açılış törenine dönemin T.C. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Polonya
Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski de katılırlar.
Büyük Atatürk, Leh Ulusu ile Türk Ulusu arasındaki duygusal ilişkileri çok iyi
biliyordu. Gerek bu, gerekse, Polonya’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan
ülke oluşu nedeniyle Atatürk, Ankara’da yeni bir başkent oluşturulurken, Polonya
Büyükelçiliği’ne, en güzel yerden ve geniş bir alan tahsis edilmesini sağlamış
ve burada, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği binasının yapılması sağlanmıştır.
İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün de, Polonya’ya özel bir sevgi ve sempati
beslediğini biliyoruz. İsmet Paşa’nın, Polonya’nın Zubrowka - Bison Brand Vodka
markalı, ünlü votkasını çok sevdiğini, diplomat dostlarımızdan öğrendik.
Paşa’yla ilgili şu bilgi da burada kaydetmekte yarar görüyoruz: Almanlar
Polonya’ya saldırıp, işgal ettikten sonra, bugünkü Büyükelçilik binasının
kendilerine verilmesi konusunda, T.C. Hükümetine başvurduğu zaman, İsmet Paşa bu
talebi şiddetle reddetmiş ve Alman Büyükelçisine şu cevabı vermiştir:“Biz
Polonya’yı 130 yıl bekledik; bir süre daha bekleriz!...”
Polonya özgürlük ve bağımsızlığını elde ettikten sonra, büyükelçiliği ziyaret
eden İsmet İnönü’nün oturduğu koltuk; Polonya Büyükelçiliği konuklarının
ağırlandıkları salonda özenle korunmakta ve daima boş tutulmaktadır…
Görüleceği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Polonya Cumhuriyeti ile ilişkileri, her
zaman en üst düzeyde, Cumhurbaşkanları seviyesinde sürdürülmüştür.
Ticari ve Ekonomik İlişkiler
Türkiye-Polonya ticari ilişkileri 23 Nisan 1974 tarihinde imzalanan “Ticaret
Anlaşması” uyarınca serbest döviz esasına göre, ekonomik ilişkiler ise 31 Ocak
1980 Tarihinde imzalanan “Ekonomik ve Teknik İşbirliğinin Geliştirilmesine Dair
Anlaşma (Karma Ekonomi Komisyonunun Kurulmasını Öngören Anlaşma)” ve “Sınai
Projelerin Yürütülmesine Dair Anlaşma” çerçevesinde yürütülmektedir. Karma
Ekonomik komisyon 10.Dönem toplantısı 25-27 Ocak 1993 Tarihlerinde Varşova’da
yaptı. İki ülke arasında 21 Ağustos 1991 Tarihinde “Yatırımların Karşılıklı
Teşviki ve Korunması Anlaşması” imzalandı. Ayrıca, Polonya özel hesaplarının
işleyişini görüşmek üzere iki ülke yetkilileri 24-25 mayıs 1993 tarihleri
arasında Ankara’da bir araya geldiler ve görüşmeler sonunda bir “Mutabakat
Zaptı” İmzalandı.
1991 yılına kadar, ticarette denge, sürekli olarak Polonya lehine gelişmiş iken;
1992 yılından itibaren denge T.C.lehine döndü. Ne var ki Polonya’nın AB üyesi
olmasından sonra ticaretteki durum değişti. İki ülke arasında, 1 Mayıs 2000
tarihinde “Serbest Ticaret Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmayla iki ülke
arasındaki sanayi ürünleri ticareti liberalize edilmiş, 2002 yılından itibaren
tüm sanayi mallarının ticaretinde gümrük vergileri kaldırılmıştır. 2000 yılı
sonrasında Türkiye-Polonya arasındaki dış ticaret hacmi beş katı artış
kaydederek 2004 yılı sonunda 1.6 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret ağırlıklı
olarak Türkiye lehine seyrini sürdürmüştür. Ancak, 2004 yılında iki katına çıkan
dış ticaret hacminde ithalatın hızlı artışı nedeniyle bu grafik Polonya lehine
dönmüştür. 2005’de de rakamlarda yükseliş gerçekleştirilmiştir. Türkiye 2004
yılında Polonya’ya 695.8 milyon dolarlık ihracat yaparken, ithalatı 995.2 milyon
dolar olmuş; 2005 yılı ağustos ayı itibariyle ihracat 513.8 milyon dolar,
ithalat ise 764.3 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Polonya’nın 1 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleşen AB üyeliği sonrasında ilişkiler
AB yükümlülükleri kapsamında Gümrük Birliği çerçevesinde yürütülmeye
başlanmıştır. Gümrük Birliği uygulamaları ile iki ülke arasındaki Serbest
Ticaret Anlaşması feshedilmiştir.
2005 Ocak-Ağustos dönemi itibariyle Türkiye’nin ticaret yaptığı ilk 50 ülke
arasında Polonya ihracatta 20., ithalatta ise 19. sırada yer almaktadır. Aynı
dönemde Türkiye’nin toplam ihracatında Polonya’nın payı % 1.1 iken,
ithalatındaki payı % 1’dir.
Polonya Ticaret ve sosyal İşler Bakanlığı 2004 yılı ilk 9 ayı verileri ışığında
Türkiye’nin Polonya ihracatındaki payı % 1.16, toplam ithalatındaki payı %
1.28’dir. Ticaret ilişkilerinde otomotiv ve yan sanayi, manika-ekipmanlar, kimya
ve tekstil sanayi ağırlıklı gelişimini sürdürmüştür.
Okuyucuyu, bir takım rakamlarla sıkmamak için, Türkiye’nin Polonya’ya ihraç
ettiği malların adlarını vermekle yetineceğiz: Otomotiv ve yan sanayi, kazanlar,
makineler, pamuk, elektrikli makineler, özel dokunmuş mensucat, çeşitli
meyveler, sentetik suni devamsız lifler, sentetik suni filamentler, örme giyim
eşyası,kauçuk ve kauçuktan üretilen maddeler, duvar halıları, ayakkabılar, vb.
Polonya’dan satın aldığımız şeyler ise şunlardır: Mineral yakıtlar, yağlar ve
mumlar, organik kimyasallar, plastik ve plastikten mamul eşya, kauçuk ve
kauçuktan mamul eşya, kağıt ve karton, yün, kıl ve bunların iplik ve dokumaları,
dokumaya elverişli suni ve sentetik lifler, demir ve çelik, elektrikli makine ve
parçaları, otomotiv ve yan sanayi, kazanlar, makineler, uçucu yağlar, hububat ve
un müstahzarları vb.
Türkiye’nin AB ile gerçekleştirdiği Gümrük Birliği çerçevesinde, Birliğin
tekstil ve konfeksiyon ürünleri ithalatında üçüncü ülkelere karşı uyguladığı
kota ve gözetim önlemlerinin TC tarafından üstlenilmesi yükümlülüğüne ilişkin
olarak, Polonya ile 1995’de Brüksel’de bir Mutabakat Zaptı imzalandı. Bu
mutabakat ile Polonya, tekstil ürünlerinin belirlenen limitler çerçevesinde
Türkiye’ye ihracatını kısıtlamayı kabul etti. Bu zaptın yürürlüğe girdiği 1996
yılının başından itibaren Polonya, TC orijinli tekstil ürünleri ithalatında
herhangi bir miktar kısıtlaması ve eş etkili önlemler uygulamayacaktır.
Öte yandan iki ülke arasındaki anlaşmalar çerçevesinde Polonya firmaları
Türkiye’deki Yatağan, Kemerköy, Tunçbilek termik santralarıyla Karabük Kuvvet
Santralının
Modernizasyonu projelerinin gerçekleştirilmesini üstlendi.
Polonya’daki Türk Yatırımları
Almanya, Rusya ve batlık pazarlarına coğrafi yakınlığı, zengin hammadde
olanakları ve gelişmiş bir ulaşım ve sanayi alt yapısına sahip olması nedeniyle
Polonya pazarı, yabancı yatırımcıların hedef pazarlardan biri konumuna
gelmiştir. 2004 yılı itibariyle kümülatif yabancı sermaye girişi 84.4 milyar
dolara ulaşmıştır.
Türk şirketleri Polonya’da toplam 100.1 milyon dolar tutarında yatırım
yapmıştır. Bu yatırım miktarının Polonya’ya yapılan toplam doğrudan yatırımlar
içerisindeki payı binde bir değerindedir.
Polonya’da yaklaşık 700 sermayeli firma faaliyet göstermektedir. Tekstil başta
olmak üzere gıda, gastronomi, elektronik, beyaz eşya, turizm, inşaat ve otomotiv
gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli firmalarla beraber, ağırlıklı
olarak tekstil üretimi, ihracatı ve pazarlaması alanında çalışan küçük ölçekli
firmalar bulunmaktadır.
Türk Reform Şirketi 50 milyon dolarlık yatırımla Varşova’da muhteşem, Reform
Palaza İş Merkezi’ni kurmuştur. Rumeli Grubu 45 milyon dolarlık yatırımıyla,
Nowa Huta Çimento Fabrikasının % 55’lik hissesine sahip olmuştur. Saspol Şirketi
3 milyon dolarlık yatırımıyla Lodz kentinde bir iş ve ticaret merkezi inşa
etmiş; Dallas International adlı şirketimiz ise 2.1 milyon dolar yatırım yaparak
Walbrzych giyim eşyaları üretmeye başlamıştır.
Bunların yanı sıra, mayıs 2005’te açılışı yapılan, Nurol ve Mesa ortaklığında
kurulan Euro Power İnşaat ve Müteahhitlik Firmasının Varşova’da yapmış olduğu
Maximus Tekstil ve Hazır Giyim Toptancıları Merkezi, Polonya’nın en büyük satış
merkezidir.
Polonya’nın NATO’ya üyelik hazırlıkları kapsamında askeri alanlarda yatırım
projelerine Türk müteahhitleri de yönelmiştir. Bu kapsamda NATO, ilk kez Türkiye
dışında Polonya’da Türk müteahhitlerine iş vermiştir. Kas ve Yenigün
Konsorsiyumu, Gdansk Limanında Deniz Komutanlığı’na ait iki rıhtım inşa
edecektir. Bu projenin maliyeti 42 milyon dolardır.
Antercan, Yenigün, Usluel ve Makyal firmalarının ortaklığında Varşova merkezinde
toplam 120,000 metrekare alan üzerine 22 ve 24 kat arasında 4 ofis kulesi ve 320
odalı dört yıldızlı otel yatırımı ve inşaatı devam etmektedir. Projenin yatırım
miktarı 160 milyon dolardır.
Öte yandan Varşova’nın mutena semti olan Vilanow Belediye Sarayı inşaatı için
açılan ihaleyi de Polonya’daki bir Türk firması kazanmıştır.
Maximus
Nurol ve Mesa ortaklığında kurulan Euro Power şirketinin, Varşova’nın toptan
alış-veriş merkezindeki düzlükte, 111 hektara inşa ettiği, “Maximus Tekstil ve
Hazır Giyim Toptancıları Merkezi”, Türk müteahhitliğinin ve Türk iş adamlığının
yüz akı olarak, Varşova’yı süslemektedir. Esasen, Türk müteahhitleri, dünyanın
her tarafında yaptıkları inşaatlarla, kendilerini kanıtlamış kişilerdir. Nitekim
Avrupa coğrafyasının o bölgesindeki Maximus, her Türk’e gurur, onur ve kıvanç
verecek düzeyde ve güzelliktedir.
Türkçe anlamı, “En Büyük” demek olan Maximus’un 17 Mayıs 2005 Tarihinde yapılan
açılış töreninde Polonya Başbakanı ile birlikte Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan
ve Devlet Bakanımız Kürşat Tüzmen de hazır bulundular. Türk heyetinde Nurol
Grubundan Nurettin ve Erol Çarmıklı, Mesa Grubundan Atilla Şenol ve Vecdan
Tokatlı; T.C.Varşova Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan, Başbakanlık Müsteşarı Ömer
Çelik, Milletvekili Egemen Bağış ile Rafet Akgüney, Daryal Batıbay, Murat
Mercan, Ahmet Davutoğlu, Nabi Avcı, Yalçın Akdoğan, Fuat Tanlay ve Erdoğan Teziç
gibi önemli isimler yer alıyordu. Keza eski Bakanlardan Lütfullah Kayalar ve
Hüsnü Doğan, ile birlikte çok sayıda iş adamı da Varşova’daydı.
Açılışından dört ay sonra, Maximus’u ziyaret ederek, gezip görme ve bilgiler
edinme olanağını bulduk. Bu büyük eserin yaratılmasında en büyük pay sahibi olan
Sabri Bektaş’ın yaşadığı gurur ve onuru paylaştık. Mardinli olan Sabri Bektaş,
önce İstanbul’a; sonra da Varşova’ya yerleşerek, Türkiye ile Polonya arasında,
gerçek bir köprü işlevini üstlenmiş bulunuyor. Anılan Maximus’un yerini
saptayıp, burada böylesine muhteşem bir kompleksin yapılmasını sağlayan O’dur.
1997 yılında, Polonya Türk İş Adamları Derneği kuruldu ve açılışını zamanın
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaptı. 1999 yılında Polonya’da meydana gelen sel
felaketi sonrası bir araya gelen Türk iş adamları, aralarında topladıkları
önemli miktardaki parayı, Polonya makamlarına teslim ettiler. Ayrıca Wroslaw’da
büyük hasar gören bir okulu restore edip, yeniden tefriş ettiler. Bir okula
Atatürk’ün adı verildi. Atatürk Meslek Lisesi adını taşıyan bu okuldaki Atatürk
Köşesi önünde her yıl 10 Kasım’larda ve Polonya’nın ulusal bayramı olan 11
Kasım’larda, tören yapılmakta, T.C.Varşova Büyükelçiliği ile birlikte Atatürk
anılmaktadır.
Sabri Bektaş, “dostlukla her sorun çözülür” demekte çok haklıdır. Zira, Türkiye
ile Polonya arasındaki ilişkiler olumlu yönde geliştikçe, Türk iş adamlarının bu
ülkedeki sayıları da artacaktır. Bugün, Varşova’da 2000 Türk’ten 1500’ünün iş
yeri var. Bunlar 5000 kişiye iş veriyor. Polonya’nın AB’ne girmesinden sonra,
yabancıların şirket kurmaları kolaylaştı. AB üyesi olan bir ülkenin iş adamı
burada mülk sahibi olabiliyor.
Maximus’taki dükkanlarda giyim-kuşam vb.eşyalar, Varşova merkezindeki dükkanlara
nazaran daha ucuz fiyata satılıyor. Burada faaliyet gösteren 700 dükkanın
yaklaşık 100 tanesini Türkler kiralamışlar ve daha çok Türkiye’den getirdikleri
malları satıyorlar. Kompleksin bir bloku, tamamen Vietnam ve Çinliler tarafından
kiralanmış.
Türk iş adamları, sadece kendileri için kazanç sağlama peşinde değiller. Sabri
Bektaş’ta gördüğüm heyecan, bize, iş adamlarımızın, kendi çıkarlarının yanı
sıra, Türkiye’nin çıkarlarının gözetilmekte olduğu izlenimi verdi. Örneğin, Türk
Hava Yolları işletmesi ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak
faaliyette bulunacak olan Turizm Müşavirliği için gerekli mekanları da iş
adamları temin ettiler. Turizm Müşavirliği’nin faaliyete geçmesinden sonra yılda
270 bin kişiye yakın Polonyalı, tatillerini Türkiye’de geçirmektedir.
Polonya’da, Türk mutfağının sunulduğu lokantalar ve dönercilik yapan küçük
aşevleri de bulunmaktadır. Lokantalarda, başta kebap kültürü olmak üzere,
çeşitli Türk yemekleri de yapılmakta olup, Polonyalıların, Türk yemeklerine
gösterdikleri ilgi giderek artmaktadır.
Türkiye-Polonya Ticaret ve Ekonomi ilişkilerinin bundan sonra daha hızlı ve daha
verimli bir şekilde sürdürüleceğine kuşku yoktur.
Polonya’daki Türk Firmaları
Türk firmaları doğrudan ticaret veya Polonya’da temsilcilik açmak suretiyle, bu
dost ülkede para kazanmaktadır. Halihazırda Türk firmalarının Polonya
piyasasında faaliyette bulundukları başlıca sektörlere de kısa kısa bir göz
atalım:
Kozmetik Ürünleri: Sabun ve traş köpüğünün de dahil olduğu Türk kozmetik
ürünleri, Polonya piyasasında ilgi görmektedir. Çünkü Türk firmaları uygun
kalite ve fiyat sunmaktadır.
Konfeksiyon: Türkiye’nin Polonya ihracatının % 40’ını tekstil-konfeksiyon
oluşturmaktadır. Ancak özellikle bay-bayan hazır giyiminde Türk ürünleri Pazar
payını arttırmada zorlukla karşılaşmaktadır. Perakende piyasasındaki yeni
oluşumlar çerçevesinde zincir mağazalara hitap edecek şekilde pazarlama
stratejileri geliştirmek, hatta doğrudan mağazacılığa girmek alternatif çözümler
arasında yer almaktadır.
İnşaat Malzemeleri: Gerek konut ihtiyacının fazlalığı, gerekse alt yapı
projeleri, inşaat sektörünü cazip kılmaktadır. Seramik yer karoları, sıhhi
tesisat, mermer vb. gibi inşaat malzemeleri açısından ticari olanaklar sarf
edilecek çaba ile arttırılabilir.
Beyaz Eşya ve Mobilya: Ciddi bir rekabetin bulunduğu bu sektörde Türk ürünleri
fiyat avantajına sahiptir. Tanıtım ağırlıklı bir pazarlama politikası ile
ihracat arttırılabilir.Ayrıca yeni teknoloji ve modern tasarım, türetici
açısından önem taşımaktadır. Yaş Meyve ve Sebze: Zamanında ulaşım, kaliteli ve
taze ürün sunma olanağına sahip Türk firmaları için Polonya piyasasında her
zaman için rekabet olanağı bulunmaktadır.
Ne Satılabilir?
Türkiye’den Polonya’ya ihraç edilebilecek ürünleri de belirtmekte yarar
görüyoruz:
Ev Tekstil Ürünleri: Türl perde, havlu, bornoz, yatak çarşafı gibi kategorilerde
Türk ürünlerinin fiyat ve kalite yönünden büyük avantajı bulunmaktadır. Üstelik
bu sektörde üretim yapan az sayıda Polonyalı firmanın, hızla gelişen tüketici
talebi ve artan kalite tercihlerini karşılaması oldukça zor görülmektedir.
Mücevherat: İtalya’nın hakim bulunduğu piyasada Türk ürünlerinin gerek fiyat
gerekse işçilik ve tasarım açısından önemli rekabet gücü bulunmaktadır.
PVC Profil: Dinamik bir inşaat piyasasına sahip Polonya’da PVC ve diğer bir çok
inşaat malzemesi kaleminde ihraç olanakları Türk firmalarının pazarda kendi
lojistik alt yapılarını kurmalarına bağlı olarak çok geniştir.
Zeytinyağı: Polonya tüketicisi için yeni olmasına rağmen hızla kabul gören bu
ürün markanın iyi tanıtımı ve doğru dirstribütör firma bulunması yoluyla
doğrudan ihraç edileceği gibi, rafine edilmiş olarak gönderilip Polonya’da yerli
firmaların markaları altında şişelenebilir.
Otomotiv Yan Sanayi: 1999 yılında 640 bin yeni otomobil satışı yapılan Polonya,
Avrupa’nın altıncı büyük otomotiv pazarı konumuna gelmiştir. Ülkemizde üretilen
otomobil markalarının Polonya’da da üretiminin bulunması, yan sanayiimiz için
önemli bir fırsattır. Bunun yanında otomotiv ana sanayiinde 2001-2002 döneminde
Türk firmaları önemli ölçüde ihracatlarını arttırmışlardır.
Konsantre Meyve Suları: Kişi başına meyve suyu tüketiminin AB ortalamasına yakın
olduğu Polonya’ya yönelik önemli ihracat potansiyeli bulunmakla beraber,
aşılması gereken en önemli engel, meyve suyu konsantreleri için konulmuş bulunan
standart ve normlardır.
Ayakkabı: Türkiye’deki ayakkabı üreten fabrikaların da, Polonya’da geniş bir
Pazar şansı bulunmaktadır.
Türkiye’deki Polonya Yatırımları
2003 yılı itibariyle, Türkiye’de 4 Polonya sermayeli firma faaliyet
göstermektedir. Söz konusu firmaların toplam sermayesi 206 milyar TL. Bu
sermayenin 123.2 milyarlık bölümü Polonya sermayesidir. Toplam sermaye içindeki
Polonya sermayesi payı % 59.85’dir.
İşbirliği Olanakları
Otoyol, telekomünikasyon ve köprü gibi alt yapı yatırımlarının yanı sıra, otel,
hastane, iş merkezi gibi büyük ölçekli inşaatlar ve askeri alanlarda yatırım
projelerine öncelik verilmesi nedeniyle, inşaat ve taahhüt alanında iş imkanları
yüksektir.
Polonya, 38 milyonu aşan nüfusuyla geniş bir tüketici pazarına sahiptir.Tekstil,
konfeksiyon ve deri ürünleri alanında faaliyet gösteren Türk firmalarının bir
marka yaratarak perakende sektörüne girmeleri önerilmektedir. Halihazırda
dağıtım ağlarının fazla gelişmemiş olması nedeniyle doğrudan perakende
sektöründe yatırım yapılması avantajlı olmaktadır.
Turizm, iki ülke arasında işbirliği olanakları sağlayan bir diğer önemli
sektördür.
Farklı iş deneyim ve becerilerine sahip iki ülke, üçüncü pazarlarda işbirliği
yapabilirler. Ayrıca, AB’nin sağladığı Çerçeve Programları gibi fonlara ortak
başvuru yaparak ortak projelerde yer alabilirler.
Türkiye ile Polonya, kimi sektörlerde stratejik işbirliği geliştirebilirler.
Örneğin tekstil alanında…Polonya tekstil sektörünün başlıca sorunları sermaye
eksikliği, ham hamde kaynaklarına ve modern makine parkına sahip olmayışıdır. Bu
nedenle rekabetçi ithal ürünlere ihtiyacı bulunmaktadır. 2001 yılında
Polonya’nın yıllık tekstil ithalatı 2.6 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir.
Özellikle iplik ve kumaş Polonya konfeksiyon sanayi izin vazgeçilmez ara
girdileri oluşturmaktadır. Ancak Polonya hazır giyim sektöründe faaliyette
bulunan çok sayıda küçük ölçekli firma bulunması, bunların tedarikçisi
konumundaki firmalar için pazarda özel bir yapılanmayı gerektirmektedir. Söz
konusu yapılanma kapsamında müstakilen Polonya’da pazarlama-depo ünitesi
şeklinde bir şirket açılabileceği gibi, ham madde Türkiye’den getirilmek üzere
üretim yapmak da mümkündür. Her iki alternatif için de Polonyalı firmalarla
işbirliği olanakları mevcuttur.
Yurt dışı taahhüt hizmetlerinde kendini kanıtlamış olan Türk firmaları, gerek
alt yapı yatırımları, gerekse konut yapımı konusunda Polonyalı firmalarla
birlikte ortaklıklar oluşturmak suretiyle önemli fırsatlar yaratabilirler.
Polonya açısından önemli ve ihracata dönük bir üretim sanayi konusundaki mobilya
sektöründe Türk firmalarıyla işbirliği fırsatları mevcuttur. Polonya ham madde
kaynakları ve eğitimli iş gücü ile başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine
bir fason üretim merkezi olarak hizmet vermektedir. Türk ve Polonya firmaları
mevcut üretim hattında mukayeseli üstünlüklerini kullanmak suretiyle ortaklıklar
oluşturabilirler.
Ham deri kaynakları açısından belirgin bir potansiyeli olan Polonya ile deri
işleme konusunda işbirliği yapmak suretiyle her iki ülkede mevcut ayakkabı,
mobilya ve deri konfeksiyon sektörüne hizmet verilebilir.
Tül, çarşaf ve havlu üretim sektöründe Polonya’nın yerli üretiminin yetersizliği
Ve hızlı gelişen tüketim potansiyeli dikkate alınarak ortak üretime yönelik
işbirliği olanakları değerlendirilebilir.
Polonya’da iklim kuşağına bağlı olarak yetişmeyen ürünlerin Türkiye’den
getirilmek suretiyle işleme ve ambalajlama sürecine tabi tutulması ve piyasaya
arzı konusunda da işbirliği olanakları mevcuttur.
Son yıllarda Fransa, Almanya ve Hollanda gibi Avrupalı ve Amerikalı firmalar
Polonya’da hipermarket zincirleri kurmaktadır. Hipermarket sektörü kısa sürede
perakende piyasasında % 22’lik bir paya ulaşmış olup, 2005 yılı itibariyle bu
oranın % 50’ye yükselmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Türk firmalarının bu
sektörle ilgilenmeleri salık verilir. Zira başta tekstil ve ham maddeleri, beyaz
eşya, mobilya, yaş ve kuru meyveler, mücevherat, oto yan sanayi olmak üzere bir
çok konuda Türk ürünlerinin fiyat konusunda rekabet gücünün bulunması,
hipermarket zincirlerinde yer almalarına olanak sağlayacaktır.
Polonya-Türkiye İş Konseyi
Varşova’da ziyaret ederek, görüşme yaptığımız yerlerden birisi de
“Polonya-Türkiye İş Konseyi” oldu. Başkanlığını Franciszek-Roman Kikut’un
yaptığı Konsey, Polonya Milli Ekonomi Odasına bağlı olup, Türkiye ile Polonya
arasındaki üst düzey temaslarda danışmanlık hizmeti vermektedir. Ticari
ilişkilerin çok iyi olduğunu belirten Kikut, geçen yıl T.C.Cumhurbaşkanının
ziyareti sırasında, Türk iş adamlarıyla ilgilendiklerini ve yararlı görüşmeler
yaptıklarını söyledi. O görüşmede Kikut’tan önemli bilgiler edindik.
“Türkiye-Polonya ticari ilişkileri XVI.Yüzyılda başladı. İki tarafın tüccarları
o denli iyi ilişkiler kurdular ki, Polonyalı aileler Türk giysilerine benzeyen
giysiler giyiyorlardı. Osmanlı etkisi, giysilerde somut olarak görülüyordu.
Dünya savaşları, ilişkilerin aksamasına ve yavaşlamasına neden oldu. 1945’den
sonra yeniden ivme kazanan ilişkiler 1960’dan bu yana sürekli bir gelişim içinde
oldu. Denizcilik ve otomotiv konusunda işbirliği yaptık; motosiklet parçalarını
gönderip, montajını Türkiye’de yaptık. 1970’de iş ilişkilerimiz en iyi seviyede
idi. O yıllar ideal yıllardı. Örneğin Almanlarla birlikte Tunçbilek Termik
Santralını yaptık ve Yatağan Santralı ihalesini kazandık. Bu 400 milyon dolarlık
bir projeydi…” Diyen Roman Kikut Elektrim-Megadex firmasının başında
bulunuyordu; uzmanlar Polonyalı, işçiler Türk’tü. Bu iş biterken, Polonya yeni
bir ihale daha kazandı; Japon, Alman ve Çek firmalarının katıldıkları 300 milyon
dolarlık Yeniköy Termik Santralı ihalesini de aynı firma kazandı. Polonyalılar
Türkiye’de kazandıkları işlere seve seve gidiyorlardı. Zira hem çalışıyor, hem
de çevredeki turistik yerlerde tatil yapıyorlardı. Uzmanların da dış görev için
tercih ettikleri yer Türkiye olunca, Polonya Gökova’da Kemerköy Termik Santralı
ihalesini de aldı. 1993 yılında bu inşaat tamamlanınca Türkiye’deki çevreciler
ayaklandılar. Bunun üzerine 1995’de 300 metrelik bir baca; üzerine zehirli
dumanı önleyen filtre ve küller için denizin içinde bir baraj yapıldı.
Polonya, Türkiye’de başka işler de yaptı. Örneğin 2 büyük feribot kısa sürede
yapılıp, teslim edildi…Bandırma’da Kürküt Asit Fabrikası; Ordu’da Ayçiçeği
Rafinerisi; Tarsus’ta Boya Fabrikası kurdular. Halen Kopex firması Zonguldak’ta
kömür madeni, Toroslar’da tünel kazıyor ve İstanbul’da metro çalışması yapıyor.
Roman Kirkut, o görüşmemizde şunları da sözlerine ekledi:
“Ben 7 yıl Türkiye’de kaldım. Ülkenizi iyi bilirim. İç ulaşımda, karayolları
yerine demiryollarına ağırlık vermenizde yarar var. Bu konuda Polonyalılar
uzmandır. Mevcut demir yollarınızın onarımında ve yeni demiryolu inşa
edilmesinde işbirliği yapabiliriz. İş Konseyimiz bu konuda çalışma yapmakta ve
bir teklif hazırlamaktadır.”
Kültürel İlişkiler
Türkiye ile Polonya arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilere paralel olarak,
kültürel ilişkiler de sürekli gelişmektedir. Türkiye’de düzenlenen folklor ve
müzik festivallerine, Polonya’dan mutlaka bir grup davet edilmektedir. Zira
Polonya halk oyunları topluluklarının zarif giysileri, oyun figürleri ve müziği,
Türk seyirci tarafından büyük bir beğeni ile izlenmektedir. Zaman zaman da, Türk
halk oyunları toplulukları, Polonya’daki festivallere katılmaktadır.
T.C.’ni yöneten hükümetler, tarihin her döneminde Polonya’yla sıcak ilişkilerin
kurulmasına özen gösterdi. Son savaştan sonra Polonya Hükümetini 17 Ağustos 1945
Tarihinde resmen tanıyan T.C. çok yönlü ilişkilerin başlamasına da önayak oldu.
Kısa sürede, iki ülkede yaşayan insanların kültürlerinde önemli benzerlikler
saptandı. Örneğin, Leh dilinde fincan, kilim, tütün, boncuk, garnizon, kumandan,
torba, şapka, vişne vb. gibi kimi Türkçe kelimeler bulunmaktadır. Bialistok
dolayında “Karakule”, Varşova’da “Ali Baba Bar” adlı yerlerin oluşu ve Varşova
kalesindeki burçlardan birinin “Barbakan” adını taşıması, kimi yer adlarının da
Türkçe’den esinlenilerek alınmış olduğu görülmektedir.
Esasen Polonyalıların doğululara, özellikle Türklere karşı sevgi beslediklerini
tüm seyahatlerimizde gördük. Yüzyıllarca Avrupa kültürü ile yetiştikleri halde,
müzelerde sergilenen eşyalardan anlaşılacağı gibi, giyim kuşamlarının
bazılarında, silahlarında, atlarında ve ev içi eşya ve dekorlarında Türk
geleneklerinin izleri görülmektedir. Dokudukları kilimlerin motiflerinde de
büyük benzerlikler vardır. Geçmişte Türk Evleri, Türk Salonları, Türk Odaları,
Türk Süslemeleri Polonyalıların yaşamına giren sanat tutkularından idi. Ev içi
dekorlarında bile, Türk süslemeleri revaçtaydı. İstanbul’daki hamamlardan
esinlenerek “Türk Hamamları” yapıldığı da bilinen gerçeklerdendir. Bu amaçla
Türkiye’ye mimarlar ve ressamlar gönderilerek yapıların incelendiği ve
planlarının götürüldüğü elimizdeki verilerden anlaşılmaktadır.
Polonyalı yazarların eserleri Türkiye’de, Türk yazarların eserleri de Polonya’da
yayımlanmakta; böylelikle iki ülke edebiyat severleri, birbirlerinin
edebiyatları hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Bu alanda Musa Şamgul’un
Türkçe’ye çevirip, yayınını sağladığı romanlar ve öyküler önemli yer tutar.
Bunlardan ikisi H.Sienskiewicz’in “Töton Şövalyeleri” ile “Ateş ve Kılıç” adlı
romanlardır. Krakov Üniversitesi’nde yüksek tahsil yapan ve Polonyalı bir kızla
evlenen Şamgul, daha sonra K.Pruszynski’nin “Semerkandlı Borazancı” adlı eserini
tercüme etti. Keza Borowski, S.Mrozek gibi yazarların öyküleri de Şamgul’un
Türkçesi’ye, Türk okuyucuya ulaştırıldı. Bu çalışmalarından dolayı Musa Şamgul’a
“Polonya Kültür Nişanı” verildi.
Lehçe’den, Türkçe’ye çevrilen bu eserlerden başka, çeşitli batı dillerinden
Türkçe’ye çevrilmiş olan, Polonyalı yazarlar da vardır. Örneğin
J.Andrejewski’nin “Kül ve Elmas”, I. Jurgielewicz’in “Önemli ve Önemsiz”, J. St.
Stawinski’nin “Kanal”, H. Senkiewicz’in “Qou Vadis” ve J.Korczak’ın çocuklar
için yazdığı “İ. Macius Kral” adlı eserleri bunlar arasındadır.
Kuşkusuz Polonya’da da Türk Edebiyatının önemli yazarlarının eserleri Leh
dilinde yayımlandı. Yarı Polonyalı sayılan Nazım Hikmet’in bütün eserlerinden
başka, Aziz Nesin ve Yaşar Kemal’in de birçok eseri. Polonyalı okuyucuyla
buluştu. Türkoloji ve Türkologlar’dan söz ederken, Türk Edebiyatı hakkında
yapılan öteki çalışmalara da değineceğiz. Ayrıca Ankara Üniversitesi DTCF Leh
Dili ve Edebiyatı Bölümün’de görevli bilim adamlarının yaptıkları yayınlar da,
Türkiye-Polonya, kültür ve edebiyat ilişkilerinin boyutlarını ortaya
koymaktadır.
Tiyatro alanında da yoğun bir işbirliği mevcuttur. Ancak daha çok Polonya
tiyatrosunun Türkiye’yi ziyaret etmekte olduğu gözlenmektedir. Türk tiyatrosunun
Polonya sahnelerinde sergilendiği nadiren görülmektedir. Türkiye’de sahnelenmesi
yasak iken, Nazım Hikmet’in eserleri Polonya’da tanındı ve sahnelendi. Örneğin
Fransızca ve Rusya’ya verilmiş olan “Yusuf İle Menofis” Jaroslaw Iwaszkiewicz’in
Lehçe çevirisiyle hem kitap bütünlüğünde yayımlandı, hem de sahnelendi… Lodz
şehrinde Nowy Tiyatrosunda Polonya’nın önemli yönetmenlerinden Kazimierz Dejmek,
çeşitli metinlerin adaptasyonu olan “Opowiesc o Turcji (Türkiye’den Bir Öykü)”
adıyla bir oyun sahneledi…Ewa Fiszer’in çevirisiyle “Aşkname” adlı bir Türk
Dramı “Legenda o Milosci” adıyla, başta Varşova ve Krakov olmak üzere çeşitli
şehirlerin tiyatrolarında sahnelendi…1962 yılında M.Labecka-Kocherowa
çevirisiyle Demokles’in Kılıcı (Miecz Damoklesa), Bielsko-Biala Şehir
Tiyatrosu’nda , daha sonra da Varşova Klasik Tiyatrosu’nda sunuldu. “Allem Kalem
Oyunu” gibi M.Labecka-Kocherowva adaptasyonları olan Nazım Hikmet oyunları,
kukla çocuk tiyatrolarına girmiştir. Nazım’ın “Sevdalı Bulut” adlı eseri de
birkaç yıl önce, Bialistok Devlet Akademisi Kukla Tiyatro Yönetmenliği bölümü
mezunları Tadeusz Wierbicki ve Marek Pawlowski tarafından sahneye konuldu.
Polonya’da Diyalog dergisinde yayımlanan Yük adlı monodram, Torun’da Tek Oyuncu
Tiyatrosu Festivalinde, 1976 ve 1977 yıllarında iki kez gösterildi.
Leh diline çevrilmiş ama sahnelenmeyen Türk Tiyatro eserleri arasında Haldun
Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”, Melih Cevdet Anday ve Necati Cumalı’nın bazı
eserleri, Bilgesu Erenus’un “İkili Oyunlar” gibi eserler bulunmaktadır.
Boğaziçi Üniversitesi yayını olan Mimemis Dergisi 1992 yılında, Grotowski’nin
Yoksul Tiyatrosunu konu alan özel bir sayı çıkararak, Polonya Tiyatrosu hakkında
yüzeysel de olsa bir verdi.
Zeynep Oral ve hayati Asılyazıcı’nın Çağdaş Polonya Tiyatrosu üzerine
yayımladıkları yazılar da, Türk tiyatro meraklılarına Polonya Tiyatrosu hakkında
özlü bilgiler verilmesini sağladı.Jerzy Grotowski’nin Laboratuar Tiyatrosu’na
1968’de Oben Güney ve 1974’de ise Tuğrul Çetiner gibi sonradan bu alanda ünlü
olan i iki Türk sanatçının burslu olarak gitmeleri ve burada eğitimlerini
tamamlamaları; Leon Kruczkowski’nin “Almanlar”, “Szaniawski” ve “Szajna”
oyunları, Tadeusz Rozewicz’iın “Pulapka (Tuzak)” gibi Polonya oyun metinlerinin
Türkçe’ye başarılı çevirisine katkı sağladı.
1977’de Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından Türkiye’de ilk kez, Polonya
Ulusal Operası Stanislaw Moniuszko’nun “Halka”sı, M.Foltyn adlı Polonyalı
sanatçı yönetiminde sahnelendi. Daha sonra aynı sanatçının 1987’de bir başka
ünlü Polonya eseri olan “Straszny Dwor (Perili Köşk)” Operası, Türk ve Polonyalı
sanatçılar tarafından ortaklaşa sahnelendi.
Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali’nde Jozef Szajna’nın “Dante ve Replika”
(Replik) oyunları sahneye taşındı. 1984 yılında Ayla ve Beklan Algan’ın
katkılarıyla Replika’nın Polonya-Türkiye versiyonu hazırlandı.Olsnienie
(Kamaşma), oyunuyla Janusz Wisniewski Tiyatrosu ve sonra dans tiyatrosu “Teatr
Ekspresji Zun” gösterisiyle festivalin Türk seyircilerinden çok sıcak ilgi
gördü. Ankara’da Ewva Wycichowska’nın Modern Dans tiyatrosu “Faust goes rock”
gösterisini sergiledi.
Türkiye - Polonya kültür anlaşmasının imzalanmasından sonra Witold Gombrowicz’in
“Iwona Ksiezniczka Burgunda” oyunu Ewa Bulhak yönetimiyle Ankara Devlet
Tiyatrosunda sahnelendi ve bu oyunun getirdiği başarının peşi sıra Jozef
Szajna’nın “İzler” adlı eseri, 1993 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda
sahnelendi. Ankara Opera sahnesinde Ewa Szelburg -Zarembina’nın bir masalına
dayanan ve müziği Krysztof Penderecki ve Marek Stachowski tarafından yazılan
“Cesur Şövalye” çocuk operası , Wojciech Wieczorkiewicz yönetimiyle ve Jan
Berdyszak sahne dekoruyla seyirciye ulaştı.
Türk ve Polonya tiyatrolarında farklılıklar olmasına karşın, temelde bazı
benzerliklere rastlamak mümkündür. Doyumsallık duygusuyla algılama bakımından
anlamsızlık ile grotesk eğilimi gösteren çağdaş Polonya sanatının ortak halk
geleneklerinden, derbeder edebiyatından ve halk tiyatrosu biçimlerinden büyük
ölçüde yararlanmasıyla Türk geleneksel sanatına benzer olduğunu söylemek
mümkündür.
1995 yılında Wroclaw kentinde Jerz Grotowski Sanatı ve Teatral-Kültürel
Arayışlar Araştırma Merkezi tarafından “Türk Tiyatrosu-Bugünü, Kaynakları ve
Gelenekleri” Semineri düzenlendi. Bunun karşılığında Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünde “Polonya Tiyatrosu” üzerine bir
seminer düzenlendi ve bu seminerde sunulan bildirilerle Polonya Tiyatrosu
enine-boyuna irdelendi. Ertesi yılın Nisan ayında Ankara Üniversitesi DTCF
Tiyatro Bölümünde “Polonya Tiyatrosu” konusunda ikinci bir seminer düzenlendi.
Polonya tiyatrosu ile ilgili bildiriler, daha sonra “Agon” Tiyatro Dergisinde
yayımlandı.
Poznan Polonya Bilimler Akademisi’nin Ankeoloji ve Etnoloji Enstitüsü ile Poznan
Üniversitesi’nin Prehistorya Enstitüsü’ne mensup arkeolog ve öğrenciler
Çatalhöyük’ te kazılar yaptılar. Bu kazı projesinin amacı Çatalhöyük I ve II
olarak bilinen ve M.Ö.7. Bin yılın sonuna tarihlenen, son iki Neolitik yerleşim
evresini incelemektir. Yapılan çalışmalar sonunda, yeni yerleşim birimleri
saptandı. Polonya ekibinin bu saptamalarıyla, Çatalhöyük’ün Neolitik dönemden
çok sonralara değin süren uzun ve karmaşık bir tarihinin olduğu görüldü.
Neolitik dönemle birlikte sona ermeyen höyüğün öyküsü, Helenistik, Roman ve
Bizans dönemlerinde de devam etmektedir. Çevrenin önemli bir parçasını oluşturan
höyüğün, yaşayanlar ve ölüler için sıklıkla kullanılmış bir mekan konumunda
olduğu anlaşıldı.
Polonya Kültür ve sanat Bakanlığı, tüm bu etkinliklere rağmen, Türkiye-Polonya
Kültür İlişkilerini yeterli bulmuyor. Bize göre de yeterli değil. Ne var ki, iki
ülke arasındaki kültür ilişkilerini düzenleyen anlaşma 1990 yılında yapılmış ve
maalesef 2005 sonuna kadar yenilenmemiştir. Birçok kültür ilişkisi de, anlaşma
dışında, iyi iyi niyetli yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Polonezköy’ün kültür
yapılarının düzenlenmesi yapılmış ve Polonya Kültür ve Sanat Bakanı İstanbul’a
gelerek, Polonezköy’e bir piyano hediye etmiştir. Öte yandan, iki ülkenin devlet
arşivlerini yönetenler, kendi aralarında sıkı bir işbirliği kurmuşlardır.
Dostluk Dernekleri
Türkiye ile Polonya arasındaki çok yönlü araştırmalar devam ederken, iki ülkede
dostluk dernekleri kuruldu. Bu konudaki ilk atılım, Varşova’da yapıldı. 24 Nisan
1979 Tarihinde “Polonya-Türkiye Dostluk Derneği” kurulurken, Başkanlık görevini,
Polonya’nın Ankara eski Büyükelçilerinden Ignacy Loga-Sowinski, Genel
Sekreterliğini de Türkolog Dr. Danuta Chimielowska üstlendi. Buna mukabil
İstanbul’da Necla Kavala başkanlığında, bir dernek kuruldu. Bu Derneğin
Ankara’da da bir şubesinin açılması için yapılan girişimler sonuçsuz kalınca,
Dr.İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun girişimi ve çabasıyla Ankara-Varşova Dostluk
Derneği kuruldu; Başkanlığını Kamil Özdemir, Genel sekreterliğini ise İrfan
Ünver Nasrattınoğlu üstlendiler. Halen Varşova’daki derneğin başkanlığını Danuta
Chimielowska, Ankara’daki derneğin başkanlığını Ahmet Sevgi, Genel
Sekreterliğini de K.Nezih Demirtepe yürütmektedir. Bu dernekler,
Büyükelçiliklerle temasta bulunarak, zaman zaman iki ülkenin kültürel
değerlerini konu alan etkinliklerde bulunuyorlar.
Ekselansları Grzegorz Michalski’nin Büyükelçi olarak Türkiye’ye, tekrar
gelişiyle birlikte olumlu yönde ivme kazanan Türkiye-Polonya ilişkileri,
Ankara’da yeni derneklerin kurulmasına yol açtı. Örneğin Okan Atilla
başkanlığında “Türkiye-Polonya Dostluk, Kültür, Yardımlaşma, Turizm İşbirliği
Derneği” kuruldu. Yeni dernek kurma girişimlerinin bilinmesi sevindirici olsa
da, maddi ve manevi güçlerin bölünmesi Büyükelçi Ekselansları Michalski’nin,
derneklerin bir çatı altında toplanmaları konusunda harekete geçirdi.
Türkiye-Polonya İlişkilerinin Gelişimine Katkıda Bulunanlar
Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler, son derece olumlu yönde gelişimini
sürdürmektedir. Kuşkusuz bu gelişimde öncelikle, iki devleti yönetenlerin
katkıları vardır. Bundan sonra, iş adamlarıyla, kültür ve sanat adamlarının
katkılarını kaydetmek mümkündür. Fakat bize göre en büyük katkıyı, Varşova ve
Ankara’da görevli olan Büyükelçiler yapmaktadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye-Polonya diplomatik ilişkilerinin tarihi
epeyce eskidir. Örneğin, Polonya daha XV.Yüzyılda, İstanbul’a resmi temsilciler
göndermeye başladı. Gora’mı Skarbek ile Ermeni Gregor bu konuda öncülerdir. O
yüzyılda, bilahare üç temsilci daha gedi. XVI. Yüzyılda, tam 42 temsilci Osmanlı
Padişahı nezdinde temsilci olarak görevlendirilirken, bu sayı XVII.Yüzyılda 35;
XVIII.Yüzyılda 26’da kaldı. XIX.Yüzyılda gönderilen temsilci sayısı, sadece 4.
Ve XX.Yüzyılda önce Elçilik, sonra da Büyükelçilik düzeyinde açılan misyon
temsilciliğinde, değerli diplomatlar görev yaptılar. Geçen yüzyılda açılan
Elçilik görevinde Roman Knoll, Karol Baber, Jozef Wierusz-Kowalski ve Kazimierz
Olszowski elçi sıfatları ile 1924-1928 yılları arasında görev yaptılar. O arada
kısa bir süre de Kazimierz Papee, Maslahatgüzar sıfatiyle Polonya’yı Ankara’da
temsil etti.
1930’lu yıllara girerken, Polonya Elçiliği, Büyükelçilik düzeyine yükseltildi ve
son Elçi, K.Olszowski, Büyükelçi kariyerine yükseltildi. O’nu aynı sıfatla Jerzy
Potocki, Michal Sokolnicki, Romuald Buczynski, Jan Druto, Janusz Zambrowicz,
Kazimierz Dorosz, Boleslaw Gebert, Stanislaw Piotrowski, Ignacy Loga-Sowinski,
Kazimierz Sidor, Kazimierz Michalski, Miroslaw Palasz, Wojciech Hensel, Miroslaw
(İkinci kez), Andrzej Ananicz ve Grzegorz Michalski Polonya’nın Ankara
Büyükelçiliğine atandılar. Bu arada Romuald Buczynski, Stanislaw Sosnicki,
Tadeusz Bieganski, Romuald Kunat, Michal Sieczkowski, İrena Tatarzynska,
Grzegorz Michalski, Lech Faszcza ve Pawel Czerwinski Büyükelçi yetkisiyle
Maslahatgüzar görevi yaptılar.
Bu Büyükelçilerden Miroslaw Palasz, Türkiye’de 1987-1991 ve 1997-2000 yılları
arasında iki kez Büyükelçi olarak Ankara’da görev yaptı. Ne yazık ki talihsiz
bir şekilde, Ankara’da yaşamını yitirdi. Aynı talihsiz sonla, Ülkemizde yaşamını
yitiren bir başka Büyükelçi de, Türkolog dostumuz Wojciech Hensel oldu.
2005 yılında Büyükelçi olarak Ankara’ya gelen Grzegorz Michalski, daha önce iki
kez Türkiye’ye geldi. İlk gelişinde, Kültür ve Basınla ilgili Ataşe konumunda
görev yapan Eksalansları .Michalski, daha sonra Müsteşar sıfatıyla Ankara’ya
geldi ve o arada, Maslahatgüzarlık görevini de üstlendi. Bu değerli diplomat,
nihayet Büyükelçi olarak Türkiye’yi onurlandırdı. Türkçe’yi ve Türk milletini
çok iyi bilen Ekselansları . Michalski’nin Türkiye-Polonya ilişkilerinin
gelişimi için yaptığı hizmetler saymakla bitmez.