1989-1999 DÖNEMİNDE POLONYA SİNEMASI
Oscar’la taçlandıran on yıllık dönem
On yıllık dönemlerin değişimi, sinema hayatında çok belirgin olmayan bir sınırdır. Yıllar geçtikçe teknik ve teknolojik imkanlar değişime uğrar, genç aktörler popüler olur, genç yönetmenler yeni olayları yeni bir şekilde göstermeye, ekranlara aktarmaya çalışır, fakat bu değişimler aniden değil, yavaş yavaş olmaktadır. A
ncak Polonya sinemasındaki 1989/1990 yıllarının dönüm noktası fırtınalı olmalıydı – zira Polonya’da komünizm devrilmişti. Filmcilerin üzerinden sanatsal yaratıcılık özgürlüğünü sınırlama tehditleri kalkmış, fakat seyirci için mücadele ve rekabet koşulları gibi serbest piyasanın getirdiği problemler ortaya çıkmıştı. Aslında bu süreç daha önce, seksenli yıllarda başlamıştır.
Daha önceki yıllarda gösterimine nadiren izin verilen Amerikan filmlerini, komünist rejimin son on yılında, o zamanki iktidar sınırsız olarak göstermeye müsaade ediyordu. Genç seyirci kitlesi merakını bu tarafa yönlendirirken, orta yaş grubu ve yaşlı nesil, bu önceki zor on yılda neredeyse tamamen sinemaya gitmekten vazgeçti. Polonya sineması boşlukta kalmıştı. Doksanlı yılların başında
ekranlarda fiilen yoktu. Galalar yapılırdı, fakat birkaç gün sonra (bazen galanın ertesi günü bile) Amerikan filmlerine yer açmak için - gösterimden kaldırılıyordu. Ancak yeni filmler halen çevriliyordu. Yapımı için gereken bütçeler devletin sübvansiyon veya devlet televizyonun desteği ile sağlanıyordu. Birkaç sene sonra Polonya’daki film yapımcılığına özel “ Canal + ” televizyon kanalı katkıda bulunmaya başladı, ardından film dağıtım şirketleri de katıldılar. Henryk Sienkiewicz’in “Ateşle ve Kılıçla” / “ Ogniem i Mieczem “ / (XVII. yüzyılda geçen tarihi seyir; kitabı ise Polonyalıların birkaç nesli için en popüler romanlar arasında yer almaktadır) romanının beyaz perdeye uyarlanmasının getirdiği çok büyük mali başarı film yapımcılığının bankalar tarafından kredilendirilmesine imkan yaratmıştır. Fakat bu duruma ancak doksanlı yılların ikinci yarısında gelinmiştir.
Doksanlı yılların başındaki ani özgürlük patlaması sanatsal bir olay olarak kabul edilen sinemada şaşırtıcı bir şekil almıştır, ancak zaman açısından bakıldığında, böyle bir reaksiyon anlaşılabilir gibi geliyor. İşte o zaman, bir önceki on yılın tüm ümitsizliği gecikmeli olarak ekranlara akmıştır. 13 Aralık 1981’de ilan edilen sıkı yönetimin kaldırılmasından sonra (19 ay boyunca süren sıkı yönetim
in sebebi, demokratik değişimleri hayata geçirmeye amaçlayan ‘Dayanışma’ /‘Solidarność’/ İşçi Sendikası’nın yasal kimliğini kaldırıp, yok etmekti) durum ağırdı, günlük hayatın zorlukları ise çok büyüktü ve bu durumun değiştirilmesi için artık hiç umut yok sanılıyordu. 1989’daki siyasi devrimden sonra Polonya sinemasında boşvermişlik ve insanın kara vizyonu havası hakim olmuştur. Yaşlı sinema sanatçıları, yeniden seyirciyle anlaşabilmenin çok güç olacağını hissederek, şimdilik sessizlik içindeydiler. Bu durumda ortaya çıkan kendine has bir ‘nesil boşluğu’nu yeni çıkanlar doldurdu. Çok sayıda başarısız film yapıldı. Bu zor dönemin değerlendirilmesi, 1999 yılında Gdynia’da düzenlenen Polonya Film Festivali sırasında toplanan Filmciler Forumu’nda üstün Polonyalı yönetmen Wojciech Marczewski’nin sorduğu önemli bir sualde saklıydı. Soru şöyleydi: “ Arkadaşlar, tüm bu filmleri yapmak zorunda mıydınız ? “ Marczewski’nin kendisi 1990 yılında (dokuz yıllık suskunluktan sonra) bu dönemin tek olağanüstü filmine imza atmıştır – “ ‘Özgürlük’ Sinemasından Kaçış ” / “ Ucieczka z kina ` Wolność ` “ /. Filmin öyküsü komünist iktidar yıllarında geçer ve başkahraman bir sansür memurudur. İlginç ve en azından sıradışı biri : geçmişte edebiyat eleştirmeni, belki biraz da şair, biraz sinsi ve hilekar, biraz da arsız ve yüzsüz zekasına sahip, şahsi başarısızlık duygusu içinde yaşayan ve kaçışı alkolde arayan kuşkucu bir kişi.
Polonya sinemasındaki çöküşü ve seyircide oluşan güvensizliği bir şeyle merak uyandırıp tekrar sinema salonlarına çekebileceği duygusunu ancak 1992’de
Władysław Pasikowski’nin “İtler” /”Psy”/ filmi kırabildi. Filmde “insanın en iyi dostları olan” köpeklerden bahsedilmiyor; komünizm döneminde polisler için (o zamanki adı ile ‘milicja’) “itler” kelimesi kullanılıyordu. Ancak bu film o dönemin polislerini suçlamıyordu. Sinema eleştirmenleri şoktaydılar : genç yönetmen, komünizm iktidarının devrilmesinden üç yıl sonra, o dönemde en çok nefret edilen polis tipini göstermiştir – istihbarat memuru, fakat güçlü karakterli, kendi değerinin farkında , şahsi cesareti olan ve kendiyle alay edebilen, ilgi çekici zeka sahibi bir erkek tipi. Film çok iyi yapılmış – Polonya Film Festivali’nde beş tane ödül almıştı – fakat öncelikle seyirci tarafından benimsenip kabullenildi, daha doğrusu, genç seyirci kitlesi tarafından ki, onlar Polonyalı aktörlerini (Cezary Pazura ve Bogusław Linda) genellikle Amerikan filmlerinde rol alan ve kendilerine hayranlık duydukları yıldızların grubuna kabul etmişlerdi. Bu filmin ilgi çekici özellikleri çok belirgindi, “ İtler “ aksiyon türü bir filmdi, Amerikan sinemasının ilk başarılı “ taklidi ” idi, çekici diyaloglardaki sokak dili, argo kelimelerle doluydu, başkahraman ise bu yeni, zor gerçeklerin ilk yıllarındaki özellikle önemli varsayılan gizlenmiş şahsi cesaret dürtüsüne cevap veriyordu. Ancak filmde yetişkin seyircileri öfkelendiren bir sahne vardı ; polisler - eski istihbarat görevlileri – tersane işçilerinin ayaklanmasını kanlı olaylarla susturmanın parodisini yaptılar ( menteşelerden sökülen kapı kanadı üzerinde öldürülen arkadaşın cesedini taşıyan işçiler ) – bu sahne 1981’de Andrzej Wajda tarafından çevrilen “Çelikten Adam” / “ Człowiek z Żelaza “ / filminde de gösterilmiţtir. Neden, Pasikowski böyle bir sahneyi filmine koymaya karar vermişti ? Neden, genç seyirciler bunu kabul etmişlerdi ? Cevap olarak, sadece psikolojik kategorilere gönderme ( tabuları yıkma eğilimi her genç neslin tipik bir özelliğidir ) yeterli midir ? Bu da herhalde ayrı bir araştırmanın konusu olabilirdi.
Pasikowski’nin filmi, sinema hakkında o zamana kadar Polonyalı sinemacıların yabancı oldukları, yeni bir düşünce ve değerlendirmenin başlangıcı olmuştur; film artık kar getiren bir mal olmalıdır. Takip eden senelerde kar amaçlı filmlerin pozisyonu daha da güçlendirilmiştir, ancak – ne mutludur ki bu – sanatsal değeri olan sinemanın yok olduğu demek değildi.
Son on yıl içinde en değerli önemli sanatsal film yönetmenleri arasında
Jan Jakub Kolski yer almaktadır. O da yönetmenliğe Władysław Pasikowski gibi, 1989’deki devrimden sonra başlamıştır. Ancak bunların dışında çok farklı kişiliklerdi onlar. Bir süre sonra bu iki yönetmen de kendi ilgi alanlarını çok detaylı belirleyecekti. Pasikowski bugüne dek (bir film hariç) aksiyon sinemasından yana tercihini kullanmış, Kolski ise mitolojik, ancak gerçekçi temellerde inşaa edilmiş köyün portresini çizmektedir (yönetmen çocukluğunda köyde yaşamıştır).
“ İtler “ filminin hemen ardından sinemalarda gösterime giren Kolski’nin
“ Kova Burcu Jancio “ / “Jańcio Wodnik “ – 1993 yapımı / filmi de seyircinin beğenisini toplamıştı, ancak seyirci sayısı daha az, seyirci kitlesi ise farklıydı. Bu filme hayran kalan insanların arasında genç olanlar da vardı, fakat öyküsü ile değil, daha çok yönetmenin sanatsal vizyonu ile ilgilenenlerdi onlar. Bu kitle ile iletişim kurmanın şartı, estetik sunumun orijinalliği, yenilikliği ve ilginçliği idi.
Bir serap gibi olan “ Kova Burcu Jancio “ ‘nun Polonya sinemasında ne selefi, ne de halefi vardır, hatta dünya sinemalarında benzerlerini bulmak güç olabilirdi.
Sonraki yıllarda Kolski, benzeri stildeki filmlere imzasını atmıştır (“ Harika Yer “
/” Cudowne Miejsce “/, 1994; “ Komutan’dan Gelen Kılıç “ / ” Szabla od Komendanta “ /,1995; “ Tabakla Çalan “ / “Grający z Talerza “/, 1995). Kolski’nin son filmi olan “ Popielawy’daki Sinemanın Tarihi “ / “ Historia kina w Popielawach “ /, 1998 – en olgun, en çok disipline olmuş filmidir. Bu film, sinemanın genel olarak bir öyküsü, bir tarihçesidir, ancak bu yönetmenin tüm filmlerinde olduğu gibi çok fantastik, hayalcı bir filmdir. Kolski’nin filminde sinema yüz küsur sene önce Popielawy köyünde keşfedilmiş, keşfeden ise balık mesanesi üzerinde çizilen resimleri kaydırmak için atlara çektirilen harman makinesini kullanan bir nalbanttır. Devirler, dönemler geçer, sinema tutkusu ise bu ailede daha değişik, daha ilginç bir dünya düşü olarak devam eder, aynı zamanda dileyenlerin gerçek hayatlarını mahvederek. Bu film hem Kolski açısından çok kişisel, özel bir yapıttır (yönetmen, üç nesildir sinema ile ilgilenen bir aileden geliyor), hem de Polonya tarihine ve değişen geleneklere göndermeler mevcuttur, sonunda da Kolski için tipik olan fantastik fikirler (at arabasını kullanan adam atla birlikte buzdan heykele dönüşüyor, daha sonra - tabii ki - çözülüp hayata dönmek için) vardır.
Doksanlı yılların ortalarındaki sinemanın en önemli sanatsal olayı ise,
Krzysztof Kieślowski’nin “ Weronika’nýn Çifte Hayatı “ / “ Podwójne życie Weroniki “ / ve “ Üç Renk “ / “ Trzy kolory “ / toplu adı altında olan “ Mavi “/ “ Niebieski “ /, “ Beyaz “/ “ Biały “ / ve “ Kýrmızı “ / “ Czerwony “ / filmleriydi. Fransa ile ortak yapım olup, Polonya tarafından Krzysztof Zanussi’nin yönetimindeki “ Tor “ Stüdyosu yapımcı olarak yer almıştı. Sadece “ Weronika’nın Çifte Hayatı “ ve “ Beyaz “ ‘ın öykülerinin bir kısmı Polonya’da geçer fakat Kieślowski, hayatının son döneminde filmlerini yurt dışında yapmasına rağmen, sonuna kadar bir Polonyalı yönetmen olarak kalmıştır. Bu konu ile ilgili şöyle söylerdi : “ Yurt dışında filmler çeviriyorum, fakat o ülkelerde yaşamıyorum ve yaşamak da istemiyorum. Doğrusu, burada olup bitenleri çok ince detaylarına kadar anlayabildiğim için Polonya’da yaşıyorum. Örneğin, sokaktaki tartışmayı duyduğum zaman her kelimeyi işitmem şart değil, çünkü tartışanların niyetlerini sezebiliyorum ve ne için kavga ettiklerini anlayabiliyorum. Her şey bana aşinadır. Esas bu nedenle hiç bir zaman burayı terk etmedim ve burada yaşıyorum. “ Fakat eklerdi : “Sanıyorum, öyküleri anlatırken onlara öyle bakmak gerekir ki, hem bunlarda bireysellik bulunmalı, hem de aynı zamanda çok geniş, tüm insanları kapsayan bir yelpaze olmalı. Diğer bir şekilde, dünyadaki her insanı ilgilendiren konular hakkında filmler yapmak denebilir. Dünyadaki her insanı yalnızlık ilgilendirir, dünyadaki her insanı korku ilgilendirir, dünyadaki her insanı sevgi ilgilendirir, dünyadaki her insanı sevgisizlik ilgilendirir. Her insanı. Ve işte bunları Kieślowski yaptığı filmlerde anlatırdı.
Yıllar sonra, Kieślowski’nin sadece nasıl yaşadığını değil, nasıl vefat ettiğini de bildiğimiz zaman, “ Weronika’nın Çifte Hayatı “ ‘nın endişelendirici anlamı da ortaya çıkmıştır. Polonya’da yaşayan kalp hastası genç ses sanatçısı Weronika, sanatını icra etmekten vazgeçmek istemez ve konser sırasında sa
hnede can verir. Fransa’daki Weronika ise farklı, ama sanki aynı kişi, ötekinin ikiz versiyonu, değişik bir çözüm seçer ; yaşayabilmek için sanatını bırakır. Yönetmenin kaderinde de bu ikilemden birşeyler vardı, fakat sanki gizemli bir Büyük Alaycı tarafından ters – yüz edilmiţti. Çünkü Kieślowski’nin en yođun yaratıcılık dönemi onun yurt dışında çalıştığı zamana denk gelmiştir. Hayatının son döneminde demiştir ki : “ Artık enerjim kalmadı. Ve doğru konuşmak gerekirse, özellikle şimdi hiç enerjim yok ”. Kendine şans olarak gördüğü “ Weronika’nın Çifte Hayatı “ ‘ndaki alternatifi gerçekleştiremeden kalp ameliyatından sonra vefat etti. Halbuki sinemayı bırakmak istemişti..
Diyordu ki : “ Ne mi yapacağım ? Yaşayacağım, okuyacağım, belki de birazcık yazayacağım. Fakat benim için ne yapacağımı bilmem o kadar da önemli değil; önemli olan neyi yapmayacağımı bilmem. İşte bunu kesin olarak biliyorum : artık filmleri yapmayacağım “. Ve yönetmenin tahminlerinin bu kısmı gerçekleşmişti, ancak çok acı bir şekilde.
Krzysztof Kieslowski’nin en trajik filmi olan “ Mavi “
‘de, trafik kazasında besteci kocası ve kızını yitiren genç bir kadın annesine der ki : “ Şimdi istediğimi yapacağım : yani hiç bir şey “. Geçirdiği şoktan sonra, şehrin ortasında hareketli bir semte taşınıyor, kalabalığa karışıp onunla bütünleşmeye, onun içinde kaybolmaya çalışıyor. Büyük şehrin kalbinde çöl arama denemesi mi bu ? Eğer bir insanın kaderi - kim bilir – hiçliktir, o zaman sevginin, hatıraların, eşyaların, sanat eserlerinin bile bir değeri yoktur ( Julia’nın ilk düşüncesi, kocasının bitiremediği bestesini imha etmektir ). Filmin sonunda duyduğumuz “ Aşk İlahisi “ ‘nin (güfte : Aziz Paul’ın Korentlilere Mektubu’ndan ; beste : Polonyalı besteci Zbigniew Preisner’in) anlamı bu durumda hakikaten çok acıklıdır.
Her halikarda son on yılın sanatsal Polonya sineması buna benzer derinliklere ulaşmasa dahi, varlığının problemlerine temas ediyordu. Bunu en orijinal şekilde ve en büyük sanatsal başarılarına ulaşarak
Andrzej Kondratiuk yaptı. Sıradışı bir sanatçı; sinemanın piyasa kurallarına göre çalışmaya başladığını her fırsatta göstere göstere kabul etmiyordu. Doksanlı yıllarda iki filmin altına imzasını attı ve ikisinin yapımını kendi imkanlarıyla finanse etti : “ Zaman Kirmanı “ / “Wrzeciono czasu “ / ve “ Güneş Saati “ /” Zegar słoneczny “/. Kondratiuk’un filmlerinde “kendinden bahsetmenin” anlamı sanılandan daha derin boyutlara ulaşır. Yıllar önce Kondratiuk bir çay kenarında ve neredeyse köyün dışında bir kır evi satın alıp orada hemen hemen temelli yaşamaya başlamıştır. Burada tek başına, kendinden ve aktrist eşinden ( Iga Cembrzynska ), daha önce de anesi, babası ve erkek kardeşinden bahsettiği filmleri çevirir. Filmlerinde gerçekleri hayallerle karıştırır, kendi işinin perde arkasını gösterir, bazen komşularını ve misafirlerini filmlerine dahil eder, bitkileri ve hayvanları yakından seyreder, gece – gündüzün ve çeşitli mevsimlerin getirdikleri değişiklikleri takip eder. Varlığı bu şekilde gösterirken gerçekten bambaşka bir şeyler anlatıyor ; dünya ve uzay ile kıyaslandığında insanın büyük yalnızlığı ve geçiciliğinin kaçınılmazlığı adındaki canavardan korkusu.
Bu yıllarda Polonya sinemasına orijinal yetenek ve gerçeklere kendi bakışını genç bir bayan yönetmen,
Dorota Kędzierzawska getirdi. O dönem ortalarının sanatsal olayı olan “ Kargalar “ /” Wrony “/ filmi, o zamanların sinemasında varolanın ve yeni doğanın her şeyin akışının tersine gider. Kedzierzawska, on yaşındaki kız tarafından kaçırılan ufak bir çocuğunun öyküsünü anlatırken ( başlangıç noktası ve ilham kaynağı gerçek bir olaydır ), bu kız çocuğun gördüğü gerçekleri göstermektedir. Bu kız çocuğu toplumun alt kesiminde yaşarken, onun farkına varmadığı bir zenginliği vardır – dünyaya olan hayranlığı. Başrollerde – duyarlı bir gözle incelenen çocuklar , eski şehrin ve denizin güzelliklerini gösteren Artur Renhart’ın çekimleri. Bunun gibi bir film fark edilmez diye sanılabilirdi. Fakat hakiki değerlerin kaybolmaz olduğu gerçeğinin kanıtı olan film hem seyirciler, hem eleştirmenler, hem de birkaç festivalın jüri üyeleri tarafından takdirle karşılandı.
Dört sene sonra Kędzierzawska’ný
n yaptığı “Hiçbirşey “/ “ Nic “ / filmi tamamen farklı olmuş, fakat aynı şekilde olağan dışı, kaldırabilmesinden fazla ağır olan bir sınava çıkarılan genç bir kadının çaresizliğini gösteren karamsar, iç kapayıcı bir tablo oluşturmuştur. Bu film de “ Kargalar “ gibi sanatsal bir olay yaratmıştır. Başlangıç noktası olarak gene bu filmde de gerçek bir olay baz olarak alınmıştır: bir kaç ufak çocuğun annesi olan genç, çaresiz ve beceriksiz bir kadın, yeni doğan bebeğini boğmuştur. Benzeri vakalar bazen gerçekte olabilir, ancak bu olay farklı ve olağanüstü idi. İşte bu kadın hasta ‘numarası ‘ yaparak hamileliğini kocasından gizlemiştir (değişen görünümünün büyüyen bir habisten kaynaklandığını savunarak). Gerçeği söylemeye korkuyordu, çünkü kocası tarafından, tekrar doğuracaksa terk edileceği tehditini almıştır. Kędzierzawska, başkahramanın ailesi olduğu halde, en derin yalnızlığın trajik tarafını göstermek istiyordu.
Polonya sinemasında yeni rastlanan bir gelişme, eski aktörlerin yönetmenliğe başlaması idi. Doksanlı yıllarda, sanatsal değeri yüksek filmler yapan yönetmenler arasına değerli aktör
Jerzu Stuhr da katılmıştı. Seneler önce Krzysztof Kieślowski ile beraber çalıştığı zamanlarda rolüne gereğinden çok fazlasını katarak, yönetmeninin filmlerine değer kazandırmıştır. Yönetmen olarak üç filmin altına imza attı : “ Kahpelerin Listesi “ / “ Spis cudzołożnic “ /, “ Aşk Hikayeleri “ / “ Historie Miłosne “ /, “ Erkeğin Hayatından Bir Hafta “ / “ Tydzień z Życia Mężczyzny “ /. 1995’te “ Çekirdek “ / “ Pestka “ / filmi ile meşhur Polonyalı aktrist Krystyna Janda da yönetmen olarak ilk denemesini yapar. 1999’da ise Marek Kondrat, “ Babanın Kanunu “ / “Prawo Ojca “ / filmi ile ilk yönetmenlik denemesini yapmıştır.
Geçen on yıl boyunca Andrzej Wajda, Krzysztof Zanussi, Kazimierz Kutz gibi üstadlar da kendilerinden söz ettirmişlerdi.
Andrzej Wajda bu dönemde beş filme imza atmıştı : “ Taçlı Kartal Armalı Yüzük “ / “ Pierścionek z orłem w koronie “ /, “ Nastasya “ / “ Nastazja “/, “ Kutsal Hafta “ / “ Wielki Tydzień “ / ve “ Bayan Hiçkimse “ / “ Panna Nikt “ / ve dönemin kapanýşı olarak ise müthiş başarılı bir yapıtı Adam Mickiewicz’in “ Bay Tadeusz “ / “ Pan Tadeusz “ / adlı milli destanını beyaz perdeye uyarlayarak noktalamıştı. “ Taçlı Kartal Armalı Yüzük “ / “ Pierścionek z orłem w koronie “ / filmini, yönetmen bügün kendi hatasý olarak değerlendiriyor. Filmin öyküsü 1945 yılında geçiyor. Ondan dolayı savaş – barış zamanına, sadakat ve ihanet ikilemlerine iki nesil gecikmeli olarak dönüş ortaya çıkmıştır. Filmin gösterimi sinemalarda fazla ilgi görmemiştir. “ Nastasya “ ise, yönetmenin Fyodor Dostoyevski’nin edebiyatına ve Japon tiyatrosuna beslediği özel ilgi ile çok yakından bağlantılıdır. Dostoyevski’nin “ Budala “ ‘ sının bu sıradışı uygulamasında hem Nastasya hem de Mışkin’in rolünü, “ onnagata “ olarak adlandırılan (klasik Japon tiyatrosunda kadın rollerini oynayan kişi) bir japon sanatçı canlandırmıştır. “ Kutsal Hafta “ ‘ da ise Wajda, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudilerin dramına dönüp, çok hassas olan Polonya’daki Yahudi düşmanlığı problemine temas etti. Bu film, mükkemel Polonyalı yazar Jerzy Andrzejewski’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında, Varşova’daki Yahudi kampındaki ayaklanmanın ardından yazılan romanın (“ Kül ve Elmas “ / “ Popiół i diament “/) adaptasyonudur. Bu film de sinema salonlarından sessiz, sedasız, neredeyse farkedilmeden, yönetmenin seyircilerle temasını iyiyce kaybettiği hissini daha da derinleştirerek geçti. Daha sonra, o zamanlar çok beğenilen ve kitabın kahramanları olarak onbeş yaşlarındaki kızlar olan Tomek Tryzna’nın “ Bayan Hiçkimse “ romanını beyaz perdeye taşıyarak seyircilerin ilgisini geri kazanmaya çalıştı. Bu, genç kızların dünyasında şaşırtıcı bir gezinti, onların bakış açısından bugünlerin hayatımızdaki farklılık ve kontrastlarını bir görüntüleme denemesiydi. Ancak bu filmde de, öyküsünün dışında fazla birşey gösterebilme umudu hayaller arasında kaldı.
Ancak “ Bay Tadeusz “
/ “ Pan Tadeusz “ / Wajda’ya seyirciyi geri getirmiş, hem de hiç kimsenin beklemediği bir sayıda : altı milyonu aşkın seyirci . Sinema sanatı sadece insanın bilinçaltını değil, toplumsal bilinçaltını da harekette geçirebilir; Andrzej Wajda bunu defalarca başardı. “ Bay Tadeusz “ ile bu başarıyı tekrarlayabildi. Bir kaç sene önce bir röportaj sırasında sıkı yönetim halinden (1981’de Polonya’daki komünist rejim tarafından ilan edilen) bahsederken : “ Polonya o zaman dağılmıştı ve bugüne dek bütünleşememişti “ dedi. Beyaz perdeye uyarladığı “ Bay Tadeusz “ , Polonyalıları tekrar birleştirebilen önemli kültürel olaylardan biri olmuştur. 1834’te yazılan Adam Mickiewicz’in “ Bay Tadeusz “’u, XIX. yüzyılın başlarındaki hem saray çevrelerinin hem de taşranın müthiş bir portresi olarak kabul edilebilir, aynı zamanda Napolyon’un vaad ettiği, bağımsızlığı tekrar kazanabilme ümidi ile canlandırılan, tüm ulusu resmeden milli bir destandır. Polonya Kültürünün başyapıtı olan “ Bay Tadeusz “ , Wajda’nın ustaca yorumu ile Polonyalı seyircileri hayran bırakmıştır. Polonya hakkında söylediği “ çocukluğumun memleketi “ ‘ nin mitolojik görüntüleri ile Polonyalılar hakkındaki acı gerçeklerin karışarak yer aldığı Mickiewicz’in şiirinden Wajda, metnin çok önemli tarafı da olan alay, şaka ve güldürü unsurlarını da ortaya çıkartabilmişti.
“ Bay Tadeusz “’ un ticari başarısı ise, gösterime bir yıl önce giren “ Ateşle ve Kılıçla “ / “ Ogniem i Mieczem “ / romanının uyarlamasının bir benzeriydi. Henryk Sienkiewicz’in “ Üçleme “ ‘sinin / “ Trylogia “ / ilk bölümü olan bu filme imzasını atan
Jerzy Hoffman, onu gerçekleştirmesi için rejimin değişmesini beklemesi gerekiyordu ( seneler önce ikinci bölümü “ Tufan “ / “ Potop “ /, ve üçüncü bölümü “ Bay Wolodıyowski “ / “ Pan Wołodyjowski “ / ‘yi beyaz perdelere taşımıştı ).
Henryk Sienkiewicz’in “ Üçleme “’si – öyküsü XVII. yüzyılda geçen tarihi bir fresk, anlatım ve konu açısından romantik - macera türü bir romandır. İlk bölümünde Polonya ile o zaman Polonya topraklarına dahil olan ve ayaklanan Ukrayna savaşı konusu işlenmiştir. Komünist rejim döneminde bu konu “ siyası açısından doğru olmayan “ idi, şimdi ise seyirciler bu filmi coşku ile karşılamıştı.
Andrzej Wajda’ya 2000 yılında sinemaya katkılarından dolayı
Oscar ödülü verildi. Bu konuya değinmişken, Steven Spielberg ile birlikte Polonya’da gerçekleştirilen “ Shindler’in Listesi “ filminin çekimlerinde ona yardım eden Polonyalı uzmanlara 1994’te verilen 3 Oscar ödülünü de hatırlatmakta fayda vardır. Oscar ödülünü alan kişiler : sahne düzenleme dalında Allan Starski, dekor tasarımı dalında Ewa Braun ve Amerika Birleşik Devletlerinde çalışan Polonyalı kameraman Janusz Kamiński.
Kaydedilmesi gereken düşündürücü bir olay vardır ; o da, beyaz perdede komünizm dönemi ile “ hesaplaşmalara “ duyulan isteksizlik : seksenli yılların sonunda hür Polonya’daki sinema artık o dönemi “ gösterir “, “ yargılar “ şeklindeki düşler hayal oldu. Bunu gerçekleştirebilen sadece iki film yapıldı, başarılı
ise sadece bir tanesi oldu; Kazimierz Kutz’un “ Bir Dilim Ekmek Gibi Ölüm “ / “ Śmierć jak kromka chleba “ /. Silesya bölgesini çok iyi bilen yönetmen, sýkı yönetim döneminin en büyük dramı olan, bu bölgedeki bir kömür madeninde meydana gelen ayaklanmanın kanlı bir şekilde susturulmasının beyaz perdede rekonstrüksiyonunu yaptı. Film değerli ve dokunaklı oldu olmasına, ancak onun sinema salonlarındaki ömrü kısa ve sessiz oldu.
Komünizm yılları derin bir geçmişte kaybolmaktadır. Genç filmciler için bu artık tarihtir, altmış yaş civarındaki yönetmenler için ise - “ çocukluk yıllarının diyarı “. Bu zamanlara
“ Dörtnala “ / “ Cwał “ / filminde Krzysztof Zanussi geri döndü. Bu filmin en büyük kozu, başkahramanı olan on yaşındaki oğlan çocuğun teyzesinin trajikomik karakteridir ( bu rolü muhteşem bir sanatçı – Maja Komorowska canlandırmıştır ). Savaş öncesi sosyetesinden gelen teyze, 1945’te değişen rejimden sonra kurnazca kalleşliklerle kendini kurtarmaya çalıştı, ancak - İkinci Dünya Savaşı’ndan önce gözükara cesareti için kullanılan tabirle – suvari fantazisini hiç kaybetmeden. Aslında filmde, hem teyzenin hem de yeğenin sevdikleri atların rolü de büyük ; “ asaletle “ çağrıştırılan at tutkusu, sosyalist rejimin iktidarı tarafından kötü olarak algılanıyordu. Belki de, Polonyalı’ların bu güne kadar hep sevdikleri atlar sayesinde film o kadar büyük ilgi ile izlenmişti.
Fakat gerçekten toplu seyirci kitlesini – tabii ki gençler arasında – ancak ticari amaçlı filmler toplamıştı. “ İtler “ ‘den sonra kurtlara sıra geldi. Daha doğrusu
“ Genç Kurtlar “‘a /“Młode Wilki“/. Bu ad altýndaki filmi, ilk yönetmenlik denemesi olan genç kameraman Jaroslaw Żamojda çekmişti. Genç Kurtlar – diğer sözcüklerle serbest, vahşi hayvanlar, filmde “ Akıllı adamda para vardır “ düşüncesi doğrultusunda çalınmış arabaların kaçakçılığı ile meşgul liseden yeni mezun olan çocuklardır. Büyük izlenim oranı ile başarısını kanıtlayan film, açık bir şekilde ticari amaç gütmekle birlikte şok eden, ancak gerçek payını da içeren sosyolojik keşifler içeriyordu. Daha sonra hiç kimse genç neslin o kadar uç tarafını gösteremedi.
Her zamanın moda konusu olan – yeraltı dünyasından o dönemin Polonya sineması da eğlence payı çıkardı.
Juliusz Machulski’nin iki komedi filmin - “ Kiler “ ve “ Kiler’lerin 2-si “ / “ Kiler-ów 2-ch “ / - başkahramanı katiyen bir “Killer” – yani paralı katil değildir; adamcağız taksicidir, kendini polisiye romanlarındaki gibi olayların içinde bulmasının tek sebebi ise, bir soyadı benzerliğidir. Jurek Kiler sempatik, kendi halinde “ bizden biri “ ‘dir, çok da ciddi bir şekilde gösterilmeyen mafyayı aldatmayı başarır ve seyirci tarafından çok beğenilen bir karakter olmuştur.
On yıllık dönemin sonunda, mütevazi ancak gelecek için vaad veren filmler yapan bir kaç genç yönetmen ortaya çıkmıştır. “ Sıcak Perşembe “
/ “ Gorący czwartek “ / filmi ile en iyi çýkış dalında ödüllendirilen Michał Rosa, ikinci filmi “ Boya “ / “ Farba “ /’yı da tamamlamıştır. Sanatçı olduğu halde, onun dünyaya bakış açısı biraz toplum bilimcisi, biraz da ahlakçı – nasihatçı gibidir. Rosa’nın filmlerinin kahramanları – ufak tefek hırsızlıklara teşebbüs ettikleri halde hiç bir zaman genç kurt olamazlar - ne “ Sıcak Perşembe “ filmindeki oğlanlar gibi, ne de dolandırıcılıkla üç-beş kuruş kazanmaya çalışan “ Boya “ ’daki çift gibi. “ Kurtlaşmak “ için birşeyleri fazla : içlerindeki frenleme sistemi mi ?; ve birşeyleri eksik : kurnazlık, uyanıklık, kararlılık, riske girme cesareti, gözükaralığı mı ?
Sanatsal değerleri yüksek olan ve ticari amaçlar gütmeyen Polonya sineması, öncelikle ve özellikle orta direk insanlarla ilgilenir - ne zengin ortamda, pahalı evlerde ve garajlarında muhteşem, pahalı arabaları olan “ kurtlarla “, ne de evsizler için yapılan kampvari sitelerde yaşayan “ kuzularla “. Çağdaş sinemanın sanatsal değerleri yüksek filmlerinin genç Polonyalı yönetmenleri, film konusu ve kahraman tipi arayışlarında Amerikalı tarzından ziyade Avrupalı yönetmenlere daha yakın olarak gözükürler. Ve , çok sık ifade edilen “ Polonya sineması Amerikan filmlerini
taklit etmeye çalışırken onun tekrarı oluyor “ kuşkularına rağmen, genç yönetmenlerin filmleri bu durumun değişeceği ümidini vermektedir. “ Ray Hattı “ / “ Torowisko “ / filminde çok değerli yeteneğini sergileyen Urszula Urbaniak’ın yeni filmini beklemeye değer. “ Ray Hattı “ filminde çizilen karakterlerle – küçük kasabada yaşayan ve eskiden “ hayatını yaşamayı bekliyor “ dediğimiz kızların yerine kendini koyabilmiş ve sunduğu karakterlerle bir nevi dayanışma hissi ortaya çıkartabilmesi özelliğini göstermiştir. Aynı şekilde, 1996’da “ Izgara “ / “ Kratka “ / filmiyle kariyerine başlayan Paweł Łoziński’nin yeni filmini sabırla beklemekte fayda var. Yönetmen, daha önce yürünmeyen yollarda kendine has bir şeyler arıyor, gerçek hayatı gözlemleyerek, bir çeşit hikaye yaratıyor. (film, “ Öylesine Bir Öykü “ / “ Taka historia “ / adlı belgeselini baz almıştır.). Herhalde, 1999’da “ Borç “ / “ Dług “ / adında, çarpıcı ve dokunaklı bir filmin yönetmeni olan Krzysztof Krauze de ilerde yapacağı filmlerle beklentilerimizi boşa çıkartmayacaktır.
Andrzej Wajda’nın “ Bay Tadeusz “’unun yanında
“ Borç “ filmi de 1999 / 2000 sezonunda Polonya sinemasının en büyük olayı olarak nitelendirilebilir. Krzysztof Krauze, ilk olarak, hiç bir ticari amaçlı kolaylığı veya kestirmeleri kullanmadan , tüm dehşeti ve son şiddet mekanizmaları ile birlikte yeni çaresizlik şekillerini tüm çıplaklığıyla ekranlara yansıtmıştır. Devlette olmaması gereken durumlar vardır, kendi kendine varolan bir yapıya benzer, vatandaşlara karşı taşıdığı sorumluluklardan kurtulmaya çalışır. Hukukta da bir terslik vardır : hukuk var, ancak adalet yoktur; insan kendi kendine adaleti aramaya çalışırsa, baskı ve zulümla karşı karşıya kalır. Birlik olmakta da bir gariplik vardır : toplumsal dönüşümcülük gözümüzün önünde birlik – beraberliği geri dönülmezcesine mahvetmektedir. Değer sistemine de birşeyler olmaktadır : ilk defa, en temel soruya cevabın nasıl olması gerektiğini hiç kimse bilemez : hayat nasıl yaşanmalıdır ?
“ Borç “ filminin konusu ise : aydınlar sınıfı mensubu iki genç adam bir şirket kurmak istemektedir. Banka kredisi beklentileri boşa çıktığı sırada birinin eski komşusu, onların yaşıtı olan ve kendisini işadamı olarak tanıtan bir kişi rastlantı sonucu onlarla karşılaşır. Bu kişi, banka kredisi için ger
ekli olan teminatı halletmeyi teklif eder – tabii ki – belli bir “ komisyon “ karşılığında. Ancak bir sonraki görüşmede “ komisyon “ oranı artar, iki kafadar vazgeçmek isterken, öteki adam bazı masraflar yaptığı için, onların karşılanmasını talep eder ve ödenmediği halde borç miktarı her gün 1000 dolar daha artacaktır. Eli mahkum ödemeyi yaparlar, ancak cevap olarak, verilen dolarların sahte olduğunu duyarlar (aslında sahte değillerdir). Borçlulardan birine ait olan arsanın satış sözleşmesi silah tehdidi ile zorla imzalatıldığı halde sorunu çözmek için yetmez, çünkü borç inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Konu ile ilgili haberdar edilen bayan savcı, hiç bir şey yapamayacağını, öteki kişiyi ancak çağırıp ikaz edebileceğini bildirir. Bu arada öteki adamın istekleri devamlı artmakta, kiralık kabadayılarla kapıya dayanarak kendine ait şeyleri almaya geldiğini söylemektedir ...
Bu öykünün – gerçeklere dayanılarak kurgulandığını da ekleyelim – hazır kalıplardan hiç bir şey içermediği halde, aslında her şey mevcuttur. Yeni ortamda, yeni gerçeklerle bir şey yapmaya kalkışırken “ halledilen “ teminat için istenen “ komisyonu “ doğal bir şey olarak kabul etmek zorunda kalan, ancak dolandırıcılık ve şiddet karşısında çaresiz bırakılan dürüst insanların portreleri. Anlaşma
şansı imkansızdır, çünkü tek amacı kurbanın her şeyini almak olan şantajcının karakter portresi çizilmiştir. Ve sonunda, kendine zulüm yapılan ve zor altında bırakılan vatandaşa yardım etme sorumluluğundan sıyrılan, ancak taciz edildiği insanın metodlarıyla kendini savunmaya çalışan, kurbana karşı baskı uygulama hakkı saklı tutulan devletin görünümü.
Bu on yıllık dönemde hem seyirciler hem de sinema eleştirmenleri bir konuda hemfikir kaldılar : artık sadece Polonya'daki değil, yurt dışındaki seyircileri de etkileyecek bir film yapıldı. Ve şaşkınlıkla bu fikrin doğru olmadığını öğrendik; film yurt dışındaki festivallere kabul edilmedi. Şaşırıyorduk ve - anlayamıyorduk.
Polonya sinemasının son on yılında en çok hissedilen problemi - onun dünyadaki yokluğudur. Senelerdir, Polonya menşeli filmler bir çok ülkede biliniyordu, bu yüzden şimdiki farklı durumu kabullenmek pek de kolay değildir. Özellikle bunun nedenini anlayabilmek zordur. Amerikan filmleriyle rekabet edemeyiz - bu apaçık ortadadır. Aynı şekilde b
aşka bir gerçek, tüm Polonya yapımı filmler için ülkemizde ilgiye değerdir diyemeyiz, ancak bu tür neticeye her ülke için de varılabilir. Fakat, neden en iyi filmlerle bile Avrupa'ya ulaşılamadığı sorusuna cevap vermek hiç de kolay değildir. Beğenilerin iniş - çıkışlarının, zevk ve beklentilerin değişmesi, modaların geçici olmasına mı bağlı ? Belki cevabı gelecek getirir.
1.
Yönetmenlerin özgeçmişleri :
Wojciech Marczewski (d.y. 1944)
Yönetmen ; " Kabuslar " / " Zmory " / (1978), "Titremeler " / " Dres
zcze " / (1981), " ' Wolnosc' Sinemasından Kaçış " / " Ucieczka z kina ' Wolność ' " /, (1990) filmlerinin yönetmenliđini yapmıştır. Yönetmenlik konusunda Bern, Kopenhag ve Berlin'de hocalık yapmış, 1992’de Britanya'daki " The National Film and Television School " 'da dekanlık görevine başlamıştır. 2000 yılı başında Pawel Huelle'nin " Weiser Dawidek " romanından uyarlanan filmin çekimlerini tamamlamıştır.
Andrzej Kondratiuk (d.y. 1936)
Yönetmen, kameraman, yapımcı. Doksanlı yıllarda " Zaman Kirmanı " / "
Wrzeciono czasu " / (1995), " Karun Hazinesi " / " Złote runo " / (1996), " Güneţ Saati " / " Słoneczny zegar " / (1997), " Müsrif Kýzın Dönüşü " / " Powrót córy marnotrawnej " / (1999) gibi filmleri çevirdi.
Juliusz Machulski (d.y. 1955)
Yönetmen, yapımcı ( " Zebra " film stüdyosunun yöneticisi). Varşova Üniversitesi'nde Leh Dili ve Edebiyatı okudu, California'daki Cal - Arts'ı bitirdi. Defalarca ödüllendirilen, orjinal komedi filmlerine imzasını attı : " Vabank " (1982), " Seksmisyonu " / " Seksmisja "
/ (1983), " Deja vu " (1989), " VIP " (1991), " Kiler " (1997) ve " Kiler'in 2-si " / " Kiler-ów 2-ch " / (1999).
Krzysztof Krauze (d.y. 1953)
Kameraman, yönetmen, senaryo yazarı. İlk yapıtı olan " New York - Saat Sabah Dört " / " Nowy Jork - czwarta rano " / filmi ile 1988 yılında çıkış yaptı. Sonra 1996'da " Sokak Oyunları " / " Gry uliczne " /, 1999'da " Borç " / " Dług " / ve 2000'de " Büyük Şeyler " / " Wielkie rzeczy " / çevirdi.
Władysław Pasikowski
(d.y. 1959)
Yönetmen, se
naryo yazarı; Lodz Filmcilik Okulu ve Lodz Universitesi, Kültür Bilimleri Bölümü'nden mezun. İlk yapıtı olan " Kroll " filmini 1991'de çevirdi. Ticari açıdan başarıya 1992'deki " İtler " / " Psy " / filmi ile ulaştı.
Jan Jakub Kolski (d.y. 1956)
Yönetm
en, kameraman, senaryo yazarı, yazar. Defalarca Polonya ve yurt dışındaki festivallerde ödüllendirilen, özellikle " Kova Burcu Jancio " / " Jańcio Wodnik " / (1993), " Tabakla Çalan " / " Grający z talerza " / (1995) ve " Popielawy'daki Sinemanýn Tarihi " / " Historia Kina w Popielawach " / (1999) gibi filmleri için ödüllendirildi.
Dorota Kędzierzawska
( d.y.1957)
Yönetmen, senaryo yazarı. Ł
ódź Film Okulu`nun Yönetmenlik Bölümu ve Łódź Universitesi Kültür Bilimi Bölümü'nden mezun oldu. " Ţeytanlar, Ţeytanlar " / " Diabły, diabły " / (1991), " Kargalar " / " Wrony " (1994), ve " Hiçbirţey " / " Nic " / (1998) adlý filmleri çevirdi.
Jarosław Żamojda
( d.y. 1960)
Kameraman, yönetmen, senaryo yazarı. Kameraman olarak Krzysztof Zanussi ile birlikte çalıştı. İl
k yönetmenlik denemesi olan " Kurtlar " / " Wilki " / filmini 1995 'te çevirdi.
2.
Polonya Film Festivalleri :
Ocak
- Polonya Animasyon Filmler Festivali - Krakow
- Sessiz Filmler Festivali - Krakow
Şubat
- Kısa Belgesel Formların Panoraması - Szczecin
- Aylık "Film" dergisinin " Altın Ördekler " / " Zlote Kaczki " / ödülleri - Varşova
- " Taţradan " / " Prowincjonalia " / - Polonya Filmleri Festivali - Słupca
Mart
- " Crackfilm " - Reklam Filmleri Festivali - Krakow
- Film Klasikleri Festivali - Krakow
Nisan
- " Filmin Yarını " / " Jutro Filmu " Uluslararası Genç Amatör Filmleri Festivali - Varşova
Mayıs
- Film Müzikleri Festivali - Varşova
- Tarnow Film Panoraması - Tarnów
- " Ne Sinema Ama " / " Ale kino " / Uluslararası Çocuk ve Gençlik Filmleri Festivali - Poznań
- " Polonya Kartalları " / " Polskie Orly " / - Bağımsız Sinema ve Televizyon Filmleri Yapımcıları Derneği'nin himayesindeki film ödülleri
- " 21 Yaşına Kadar Seyirciler İçin " / " Dozwolone do lat 21 " / - Uluslararası Gençlik Film Festivali - Varşova
Haziran
- " Lubuskie Film Yazı " / " Lubuskie Lato Filmowe " / - Orta ve Doğu Avrupa Filmleri Festivali (bu festivalin çerçevesinde Polonya Filmciler Derneği'nin Forumu da düzenlenmektedir)
- Polonya Amatör Filmleri
Yarışması OKFA - Konin
Temmuz
- Yıldızlar Festivali - Mię
dzyzdroje
- Film, Müzik ve Plastik Sanatlar Festivali - (ve bu festivalin çerçevesinde Stüdyo Sinemaları ve Film Tartışma Kulüplerinin Forumu) - Nowogard
Ağustos
- " Filmlerin Yazı " / " Lato Filmow " / - Film ve Sanat Festivali - Kazimierz Dolny
- Insko Film Yazı ( ve bu festivalin çerçevesinde öğrenci etüd yarışması ve II. Ukrayna Sineması Festivali)
- " Gençler ve Film " / " Mlodzi i Film " / - Film Buluşmaları - Koszalin
- Polonya Komedi Filmleri Festivali - Lubomierz
Eylül
- Polonya Film Festivali - Gdynia
- " Yach Film " - Videoklip Festivali - Gdańsk
- " Sinema Dışında Sinema " / " Kino poza kinem " / - Amatör Filmler Festivali - Zielona Góra
Ekim
- Varşova Film Festivali - Varşova
Kasım
- " Camerimage " - Ulaslararası Kameramanlık Sanatı Festivali - Łódź
- " Etüd " / " Etiuda " / - Uluslararası Film Festivali - Krakow
- Avrupa Sineması Forumu - Ł
ódź
- " Tehlikedeki İnsan " / " Czlowiek w zagrozeniu " / - Media Festivali - Ł
ódź
- " Akım " / " Nurt " / - Bağımsız Belgesel Formların Panoraması - Kielce
Aralık
- Genç ve Çocuk için Filmler Festivali - Varşova
Bunların dışında Polonyalı filmciler Hartley - Merrill Uluslararası Senaryo Yarışması’nın yerel edisyonuna iştirak etmekte ve Robert Redford'un " Sundance Institute " tarafından düzenlenen Orta ve Doğu Avrupalı Senaryo Yazarları Seminerlerine katılmaktadırlar.
3.
1990 - 1999 arasında Gdynia'daki Polonya Film Festivali'nin ödül sahipleri :
1990
- " ' Özgürlük ' Sinemasından Kaçış " /
" Ucieczka z kina ' Wolność ' /, yönetmen : Wojciech Marczewski - " Altýn Gdansk Aslanları " / " Złote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Göklere 300 Mil " / " 300 mil do nieba " /, yönetmen : Maciej Dejczer - En İyi İlk Yapıt ödülü
- " Sorgulama " / " Przesłuchan
ie " /, yönetmen : Ryszard Bugajski - Jüri'nin Özel Ödülü
1991
- " Altın Aslanlar " ödülü verilmedi, Jüri'nin Özel Ödüllerini ise "Kroll " , yönetmen : Wł
adysław Pasikowski ve " Çocukyapanýn Ölümü " / Śmierć dziecioroba " /, yönetmen : Wojciech Nowak filmleri aldı.
- " Kroll ", yönetmen : Władysław Pasikowski - En Ý
yi İlk Yapıt ödülü
- " Çocukyapanın Ölümü " / Ś
mierć dziecioroba " /, yönetmen : Wojciech Nowak - En Ýyi Yönetmen ödülü
1992
- " En Önemli Olan Herţey " / " Wszystko co najważniejsze " /, yönetmen : Robert Gliński - " Altý
n Gdansk Aslanları " / " Złote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Cheat ", yönetmen Adek Drabiński - En Ý
yi İlk Yapıt ödülü
- " Kalkış " / " Odjazd " /, yönetmen - Magdalena ve Piotr Ł
azarkiewicz - Jüri'nin Özel Ödülü
- "
İtler " / " Psy " /, yönetmen : Władysław Pasikowski - En Ýyi Yönetmen ödülü
1993
" Duyguların Sırası " / " Kolejnoś
ć Uczuć " /, yönetmen : Radosław Piwowarski ve " Pekosinski'nin Vakasý " / " Przypadek Pekosińskiego " /, yönetmen Grzegorz Królikiewicz " Altın Gdansk Aslanları " / " Złote Lwy Gdańskie " / ödülünü paylaţtý
- " Parti " / " Balanga " /, yönetmen : Łukasz Wylężałek ve " Maria ile veda " / " Pożegnanie z Marią " /, yönetmen : Filip Zylber - En Ý
yi İlk Yapıt ödülünü paylaştı
- " Kova Bırcu Jancio " / " Jańcio Wodnik " /, yönetmen : Jan Jakub Kolski - Jüri'nin Özel Ödülü
- " İzinsiz Uzaklaşma " / " Samowolka " /, yönetmen : Feliks Falk - En İyi Yönetmen ödülü
1994
- " Geri Çevrilmiş " / " Zawrócony " /, yönetmen : Kazimierz Kutz - " Altın Gdansk Aslanları " / " Zł
ote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Sıcak Perşembe " / " Gorą
cy czwartek " /, yönetmen : Michał Rosa - En Ýyi İlk Yapıt ödülü
- " Kahpelerin Listesi " / " Spis Cudzołożnic " /, yönetmen : Jerzy Stuhr - Jüri'nin Ö
zel Ödülü
- " Kargalar " / " Wrony " /, yönetmen : Dorota Kędzierzawska - Jüri'nin Özel Ödülü
- " Bir Dilim Ekmek Gibi Ölüm “/ “ Śmierć jak kromka chleba “ /, yönetmen : Kazimierz Kutz - Jüri'nin Özel Ödülü
- " Mucizevi Yer " / " Cudowne miejsce " /, yönet
men : Jan Jakub Kolski - En İyi Yönetmen ödülü
1995
- " Girl Guide ", Yönetmen : Juliusz Machulski - " Altın Gdansk Aslanları " / " Zł
ote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Çekirdek " / " Pestka " /, yönetmen : Krystyna Janda ve " Genc Kurtlar " / " Młode Wilki " /, yönetmen : Jarosław Żamojda - En Ý
yi İlk Yapıt ödülünü paylaştı
- " Zaman Kirmanı " / " Wrzeciono czasu " /, yönetmen : Andrzej Kondratiuk - Jüri'nin Özel Ödülü
- " Baba " / " Tato " /, yönetmen : Maciej Ślesicki - En Ý
yi Yönetmen ödülü
1996
- " Altın Aslanlar " ödülü verilmedi, Jüri'nin Özel Ödüllerini ise Krzysztof Krauze'nin " Sokak Oyunları " / " Gry uliczne " /, Filip Bajon'un " Poznań
' 56 " ve Krzysztof Zanussi'nin " Dörtnala " / " Cwał " filmleri aldý.
- " Izgara " / " Kratka ", yönetmen : Paw
el Łoziński - En Ýyi İlk Yapıt ödülü
odko - gorzki ", yönetmen : Władysław Pasikowski - En Ýyi Yönetmen ödülü
1997
- " Aţk Hikayeleri " / " Historie miłosne ", yönetmen : Jerzy Stuhr - " Altý
n Gdansk Aslanları " / " Złote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " İhanet Zamanı " / " Czas zdrady ", yönetmen : Wojciech Marczewski - Jüri'nin Özel Ödülü
- " Polonyalı Beleşçi " / " Darmozjad polski " /, yönetmen : Ł
ukasz Wylężałek - Jüri'nin Özel Ödülü
- " Mutlu New York'lar " / " Szczęśliwego Nowego Jo
rku " / , yönetmen : Janusz Zaorski - En İyi Yönetmen ödülü
1998
- " Popielawy'daki Sinemanın Tarihi " / " Historia kina w Popielawach. " /, yönetmen : Jan Jakub Kolski - " Altın Gdansk Aslanları " / " Zł
ote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Cinnet " / " Amok "
/, yönetmen : Natalia Koryncka - Gruz - En İyi İlk Yapıt ödülü
- " Hiçbirţey " / " Nic " /, yönetmen : Dorota Kędzierzawska - Jüri'nin Özel Ödülü
1999
- " Borç " / " Dług " /, yönetmen : Krzysztof Krauze - " Altý
n Gdansk Aslanları " / " Złote Lwy Gdańskie " / ödülü
- " Ray Hattı " / " Torowisko " /, yönetmen : Urszula Urbaniak - En İyi İlk Yapıt ödülü
|