|
Türkiyedeki kırsal kesimde dağ ve orman köylerinin
barındırdığı
çeşitli yöresel kültürler:
gelenkler, sosyal yaşamı ve ekonomik etkinlikleri.
(İşbu çalışma 23 Şubat 2006 tarihinde
T.C. IX. Cumhurbaşkanı Ekselansları S.
Demirel'in yüksel himayelerinde
Polonya Büyükelçiliğinde sunulmuştur)
Bu çalışmanın dağ köyleri üzerine olan kısmı, Dr. Nurettin Elbirin Tarım ve
Orman Bakanlığında 1950den itibaren çalışma hayatı boyunca sürdürdüğü
araştırmalara, edindiği kaynaklara ve gözlemlere dayanmaktadır.
Polonezköyü konu alan kısım ise, Polonezköy sakinlerinin arşivlerinden ortaya
çıkmış ve Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğinin Kültür Bölümü tarafından
kaleme alınmıştı
İçindekiler:
Amaç
Giriş
Orman köylerinin kuruluş sebepleri
Sosyal ve kültürel araştırma
Polonezköy: özelliğini koruyan ve kültür sentezi olan bir örnektir.
* * *
* * * * * *
Amaç
Evrensel olan kültürün tüm toplumlarca paylaşılması ancak yapılan araştırmalarla
elde edilen belge ve bilgilerin değişik ülke insanlarına iletilmesi ile mümkün
olabilir.
Kırsal kesimdeki dağ köylerinde yaşayan, Polonya kökenli göçmen köylüler de
dahil, insanların yaşamlarını, kültürlerini belgeleyen ve 50 yıllık bir
araştırma sürecinde derlenmiş fotoğrafların, Polonyanın büyük kentlerinde
sergilenmesinin; söyleşi ve konferanslarla Leh ve Türk toplumlarına sunulması
olanağının yaratılmasının, hem Anadolu kültürünün çok renkliliğiyle ve hem de bu
kültüre rengini veren unsurlardan birinin Polonya oluşuyla, her iki ülke insanı
için de çekici bir konu olabileceği düşünülmektedir.
Sözü edilen etkinlik ve ülkeler arası işbirliği ile kırsal kesimdeki köylülerin
yaşam kültürü evrensel bir kültür mirası olarak korunabilme amaç ve şansının
elde edilebileceği inancı ile işbu önerimizi taktirlerinize sunuyoruz.
Giriş
Gelişmiş bulunan Batı Ülkelerinde, kırsal kesim yaşamının azalması ve modern
yaşamın kırsal kesimin en uzak noktasına kadar ulaştırılması nedeni ile köy
sosyo-ekonomik altyapısına özgü kırsal kesim kültürü eriyerek kaybolma
aşamasındadır.
Bu nedenle Türkiyede dağ köylerindeki göçmenlerin süregelen yaşam kültürünün
gelişmiş ülke insanlarına tanıtılması için değişik etkinlikler yapılmalı ve
toplanan kültür belgeleri topluma izletilmeli ve bir yandan da ülkeler arası
işbirliği ve destek kendine özgü kırsal kültür korunarak sınırlı da olsa
yaşatılmaya devam edilmelidir.
Türkiyede halen 20 bin dağ köyü bulunmakta ve bu köylerde 8 milyon köylü
yaşamaktadır. Söz konusu dağ köylerinde süregelen kültür zenginliği; kırsal
kesimde yaşıyan köylü göçmenlerin sosyal ekonomik ve kültürel yaşamını
araştırmaya sevk etmiştir.
Orman köylerinin kuruluş sebepleri
Coğrafi konumu itibarı ile Avrupa ve Asyanın arasında yer alan Türkiye, coğrafi
yapı olarakta dağlık bir ülke karakteri gösterir.
Türkiyenin bu coğrafi konumu asırlar boyunca doğudan orta Asya ve Kafkasya,
batıdan Balkan ülkelerinden gelen göçlerle gerçekleşen bir yerleşim merkezi
olmasını sağlamıştır.
Özellikle Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Anadoluya doğudan ve batıdan
gelen göçmenler Türkiyenin ormanlık dağ bölgelerine yerleştirilmiş ve
asırlardır yaşamlarını ve kültürlerini kurdukları köylerinde sürdürmüşlerdir.
Bunlar ilk ağızda, örneğin Balkan Savaşı sonrasında görüldüğü gibi, Osmanlının
yitirdiği topraklardan sürülen İslam-Türk kimliğine sahip muhacirlerdir. Ancak
Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluk olma durumunun bir gereği olan kozmopolit
yapısı nedeniyle, çok çeşitli ırk ve inançta insanlar için de bir yurt, bir
sığınak olabilmiştir. Bu son duruma çarpıcı bir örnek, Polonyalı siyasi
göçmenlerin, İstanbula yakın bir mesafede, dağlık ve ormanlık bir arazide yurt
edindikleri Polonezköydür.
Polonyanın Avusturya, Rusya ve Prusya tarafından parçalamasını asla tanımayan
Osmanlı İmparatorluğu, bu dostça tavrıyla özellikle 1831 savaşından, 1848 Macar
Ayaklanmasından, Kırım Savaşından ve 1863 Ayaklanmasından sonra yurtsuz kalan
Polonyalı askerlerden oluşan kitlelerin güvenli sığınağı haline gelmişti.
Polonezköye yerleşen ilk Polonya'lılar, bu dağlık ve yabani araziyi zorlu bir
çalışmayla islah ederek, bugün kendine has kültürlerini Türk komşularıyla tam
bir karşılıklı hoşgörü içinde sürdüren kuşakların yaşayabilecekleri şartları
yaratmışlardır. Polonezköy, bu özellikleriyle belki tek başına bir inceleme
konusu olacak kadar ilginç bir konudur ve zaten bu türden birçok çalışmanın da
ana konusu olmuştur.
Polonezköyü (Adampol) Polonya göçmenliği tarihinde bir fenomen oluşturmaktadır.
1842 yılında ıssız bir yerde kurulmuş köy, ilk göçmenlerin torunlarının
oturdukları yerleşim olarak mevcut olmaya devam etmektedir. Yaklaşık 160 yıl
boyunca, yabancı kültür çevresinde, köyde oturan topluluk, kendisinin etnik
açıdan Polonya topluluğu olarak nitelendirlimesini sağlayan bir çok kültür
öğelerini muhafaza etti. Köy olağanüstü özel siyasi ekonomik ve hukuki şartlarda
tüm arazinin sahibi olan Czartoryski Ailesi Vakfı'na tabi tutulan asker koloni
niteliğindeki yerleşim olarak kurulmuştur. Köy sakinleri, Polonya gelenekler ve
halen Polonya asıllı vatandaşların hemen hemen hepsinin konuştukları Polonya
dilini koruyabildiler. İlk Adampol yerleşimcileri Polonya dilinin çeşitli
lehçelerini kullanırlardı. Sonraki nesiller Polonya gelenek, görenek ve diline
sadık kalmaları, Lehçe kitapları okumaları ve aralıklı olarak süregelen Polonya
dili ve tarihinin öğretilmesi sayesinde çok güzel edebi Lehçeyi kullanıyorlardı
ve halen kullanmaktadırlar. Ayrıca talepte bulunan her yerleşimciye ve işçiye
okuma, yazma ve hesap yapma dersleri verirlerdi.
20. yüzyılda cereyan eden medeni ve siyasi değişiklikler, köyün giderek dış
etkilere açılmasına ve temasların Türk çevresiyle genişletilmesine neden oldu.
60 - 70'li yıllardan beri köyün ekonomi yapısı değişmeye başladı. Halen köyün
ekonomisinde en önemli rol oynayan turizm ve otelcilik, tarıma dayanan
ekonominin yerine geçti. Ayrıca, köyün, köylülerin daha iyi yaşayabilecek olduğu
yere kadar taşınması ile ilgili planlar ortaya atıldı. Eğitim gördükten sonra
bir çok köylü gerek İstanbul'a gerekse de diğer Türk şehirlere göç etti.
Sosyal ve kültürel araştırma
Osmanlı İmparatorluğunun göçlerle gelen göçmenleri, dağlık orman bölgelerine
iskan etmeleri sonucu, orman köylüleri yaşamalarını hayvancılık, orman işçiliği
ve ormandan açtıkları topraklarda tarım yaparak sürdüre gelmişlerdir. Bu sınırlı
ekonomik kaynak ve güç yaşam koşulları orman köylerinde ekonomik yaşamda kadınla
erkek arasında herhangi bir çalışma alanı ayrıcalığı yaratmamış ve köylü kadını
evin içinde ve dışındaki her türlü iş alanında çalışmıştır.
Orman köylerinde yaşayan göçmenler asırlar boyu sürdüregeldiği ekonomik
üretkenliğin yanında bulunduğu yörelere göre değişen zengin bir kültür yaşamı
vardır.
Dağ köylerinin sakinleri aile içindeki ekonomik rolü tamamen üretkinliğe
dayanmaktadır. Araştırmalarım sürecinde dağ köylerinde; çobanlık, çift sürme,
bahçelik, ürettiği ürünü ambarına ve pazara taşıma, hasat etme, biçtiği otları
kurutma, pazarda pazarlama işlerini yapma, orman işçisi olarak ağaç kesmek,
taşımak, fidan dikmek, evinin tahtasını biçmek gibi işler yanında; evinin içinde
kadınların yaptığı çocuğunun bakımı, dikiş, nakış, temizlik işleri fotoğraflarla
belgelenmiştir.
Asırlardır sürdürüle gelen kırsal kültür yaşam tarzının sonucu olarak ortaya
çıkmıştır. Örneğin Akdeniz ve Ege yörelerinde yaşıyan yörüklerin yaşadığı
çadırlar kilim ve halılar kadınlarca dizayn edilerek dokunmaktadır.
Kadının giysileri, yaşadığı yörenin iklim koşullarına göre bölgeler itibarı ile
çeşitlilik gösteren, folklorik bir zenginliğin doğmasını sağlamıştır.
Türkiye'de orman köylerinde kadın ve erkek birlikte çalışır. Bir aile iş timi
yaratmışlardır. Yukarda dağ köylerinde kadının tarlada ormanda pazarda evde
yaptığı işlerden örnekler vermiştik. Köylü erkekler kadınların yaptığı bu işleri
devamlı olarak yaparlar. Ancak bir kısım ağır işler özellikle köy erkekleri
tarafından yapılır.
Örneğin evlerin inşaat işçiliği, maden ocaklarında çalışma orman işçiliği ailece
birlikte üretilen ürünleri pazara taşıma erkeklerin benimsediği işlerdir. Ahşap
el sanatına dayalı işlerde erkeğin önceliği vardır.
Bir noktayı daha vurgulamak gerekirse dağ köylerinde kadın, evin dışında yapılan
her türlü çalışma katılmasına karşılık erkeğin ev işlerinde kadına iş iştiraki
olmamaktadır. Bu durum asırlardır devam edegelen töre ve kültür anlayışından
ileri gelmektedir.
Anadolu'da, dağlardaki ormanlık alanlara yerleştirilen; doğuda Orta Asya ve
Kafkasya'dan, batıda Balkanlar'dan gelen göçmenlerin, geldikleri yerlerdeki
yaşam tarzı ve kültürlerinde farklılıklar vardı. Gelen gçmenler, aslında
hayvancılık, tarım ve orman işçiliği ile geçimlerini sağlamakla birlikte,
getirdikleri farklı kültür özelliklerini, yerleştirdikleri orman köylerinde
sürdüre gelmişlerdir.
Örneğin; Orta Asyadan gelen yörükler asırlar boyunca, koyun ve keçi sürüleri ile
birlikte sürdürdükleri yaşamda, yazın orman içindeki yaylalarda konaklıyarak,
kendilerinin ve pazar ihtiyacını karşılayacak kaymak, yağ, peynir üretirlerdi.
Bu ürünlerin imalatı kadınların iş alanı idi. Sürüleri otlatma, hayvanların
kırkılması, ürünlerin taşıması erkeklerin iş alanı idi. Yayladan, ovaya, ovadan
yaylaya göçlerde tek taşıma aracı develerdi. (Ancak son yıllarda develerin
yerini motorlu araçlar almaya başlamıştır.)
Göçerlerdeki, yayla hayvancılığı, kendine özgü bir kültür yaratmıştır.
Göçerlerde kadınlar için renkli giysiler (kırmızı, yeşil, sarı, mavi ağırlıklı)
vazgeçilmez bir modadır. Bu renk tutkunluğunu, göçerlerin develerinin
süslenmesinde de görürsünüz. Göçer ana ve kızları, kendi giysileri, develerinin
çul ve süslemelerini kendileri üretir, sözünü ettiğimiz renk çümbüşlü motifleri,
giysilerine aktarırlar.
Balkan göçmenlerinde; bu denli göçer hayvancılığı görülmemektedir. Bahçecilik ve
orman işçiliği daha çok ön plana çıkar. Bu yaşam giysilerde ve evde kullanılan
eşyada farklılıklar meydana getirmiştir. Balkan göçmenlerinde; kadın
giysilerinde, büyük renk çümbüşü görülmez. Şalvar, işlemeli cepken, düz baş
örtüleri modadır. Erkeklerin giysilerinde sadelik vardır.
Aile yaşamına bakıldığında, genelde orman köylerinde büyük aile yaşamı ön plana
çıkmaktadır. Bu durum dağ köylülerinin yaşam koşulları gereğidir. Aile tim
halında çalıştığı için ve daha ekonomik olması nedeniyle birlikte yaşamayı
tercih etmişlerdir. Zamanla bu gelenekte yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır.
Türkiye'de, köylülerimizin geleneğe bağlı tatilleri, dinlenme günleri yoktur.
Ancak dini bayramlar, düğünler ve sünnet düğünleri en önemli tatil günleridir.
Örneğin; müslüman olan Türk köylüsü için, Ramazan ve Kurban bayramları en büyük
bayramlardır. Asırlardır süregelen İslam dini kültüründe, sevgi, saygı ve
dayanışma ön plana çıkmakta, yaşama sevinci aile içinde, akrabalar ve komşular
arasında birlikte paylaşılmaktadır.
Ramazan ve Kurban bayramlarında, evlerde yılın en özlenen yemekleri yapılır. (Pilav,
yaprak sarması, hamur tatlıları v.s.). Üç gün Ramazan Bayramı, 4 gün Kurban
Bayramı süresinde, önce ailelerin büyükleri ziyaret edilir, birlikte yemek yenir,
sonrada akraba ve komşulara bayram ziyaretlerinde çocuklara hediyeler verilir.
Özellikle Kurban Bayramı'nda kesilen kurbanların etleri akrabalara, komşulara ve
fakir ailelere dağıtılır, bir kısmında evde yenir.
Bayram günleri, çocuklar ve büyükler en güzel ve yeni alınmış giysilerini
giyerler. Bu arada fakir ailelerde hediyeler alınır. Ramazan ve Kurban
bayramları camilerde bayram namazı kılındıktan sonra başlar.
Müzik ve eğlence kültüründe; evlenme ve sünnet düğünleri asıldır. Evlenme eski
geleneğe göre, aile büyüklerinin öncülüğünde, kız istemi ile başlar, sonra nişan
ve düğün yapılır.
Düğünlerde kız, babasının evinden ata binerek çıkar ve düğün evine at sırtında
gider. Düğüne köyün tamamı katılır. Köy sakinleri kazanlarla yemek yapıp,
birlikte düğün sırasında yenilir. Düğünlerde davul ve ney ön planda olmak üzere,
değişik enstrümanlarla müzik çalınır, birlikte oyun oynanır ve halay çekilir.
Köylerde asırlardır süregelen önemli bir eğlence de sünnet düğünleridir. Köyden
köye küçük farklılıklar olmakla birlikte, sünnet düğününe akrabalar ve köy
katılır. Davul ve zurna eşliğinde, güzel sünnet giysileri giydirilmiş erkek
çocukları atlara bindirilerek köyün içinde gezdirilir. Daha sonra evde sünnet
düğünü başlar. Sünnet düğününde gelen konuklara yemekler ikram edilir,
konuklarda sünnet çocuğuna hediyeler getirir ve sünnet düğünleri hep birlikte
kutlanır.
Polonezköy: özelliğini koruyan ve kültür sentezi olan bir örnektir.
Polonezköy'de eskiden genelikle tarım, büyük baş ve küçük baş hayvanları
yetiştirme, tarım ürünleriyle ticaret ve sınırlı ölçüde misafirler konaklamakla
geçinen köyde, ekonomi modeli tamamen değişti. Ağır bir çalışma temposuna rağmen
yalnızca çiftçilik yapmak karın doyurmuyordu. Halen ancak köyün en yaşlı iki
Polonya asıllı sakinine ait olan çiftlikler vardır. Buğday, çavdar ve patates
ekiliyordu ve hayvancılık yapılıyordu (domuz, koyun, dana ve evcil kuşlar
yetiştiriliyordu). Kok kömürü üretiliyordu. Ulaşım başlangıçta yaya veya atlarla
olup sonradan eşyaların taşınması için basit at arabaları, insanlar için ise
yaylar üzerinde oturma yerleri olan ve üstleri keten bezi ile kaplı "çardak"
denen özel at arabaları kullanılmaya başlandı.
Av ağır çiftçilik işlerinden sonra bir çeşit rahatlama oluyordu ve köydeki
yaşantıda değişiklik demekti. Adampol'lular çok iyi avcılardır. Her birinin
çiftesi ve çoğu cins köpek sürüsü vardı. Kış dönemi avcılar için cennettir.
Ayrıca kadınlar ormanda mantar, böğürtlen, meşe palamudu, kesane toplarlar ve
bunlarla ev hayvanları, özellikle de domuz beslerlerdi. Köylüler inek, keçi,
koyun ve kümes hayvanları yetiştirirdi. Gerekli olan şeyleri Adampol'da üretmek
mümkün değildi. İstanbul'daki tereyeğı yumurta domuz eti ve tavuk satışından
sağlanan gelirle Polonezköy köylülerinin giysisi, tarım aletleri gibi
gereksinimleri karşılanıyordu.
Adampol'da gerçekten de çok çalışmak gerekiyordu. Yaz döneminde gün doğduktan
hemen sonra tarlaya gidilir, gün batarken dönülürdü. Adampol'lular beş günü
böyle çalışırlardı. Cumartresi ise tarlada işlerini biraz daha erken
bitirirlerdi, çünkü akşamları evde ve evin çevresinde genel temizlik yaparlardı.
Pazar günü Katolikler için dinlenme günüdür. Adampol'da bütün Polonya köylerinde
olduğu gibi herkes sabahları ayin için kilisede toplanırdı. Dinin köy
yaşantısında büyük bir rolü vardı. Adampol sakinleri ibadetlerinde tam bir
rahatlığa sahiptiler ve dinsel hayat burada herhangi bir Katolik Polonya köyünde
olduğu gibi sürdürülürdü.
Dini bayramlarda en önemlisi Hz. İsa'nın doğum günü olan Noel bayaramdı (25-26
Aralık). Bu bayramın arifesi (24 Aralık) her zaman çok gösterişili bir şekilde
kutlanırdı. Önemli bir sembol olan arife gecesi yemeği, bütün yıl içinde
kutlanan en büyük dini-alevi bayramdı. Özellikle bu bayram için hazırlanan
yemekler vardı. Örneğin balık, kırmızı pancar çorbası, nohutlu lahana, kutia (aşurelik
ve bal ile yapılan bir tatlı) gibi. Yemeğe güneş battıktan sonra oturulurdu.
Başlamadan önce ekmek bölünür ve dilekler iletilirdi. Yemekten sonra
Adampol'lular Noel ağacını şekerlemeler, çeşitli cam ve kağıt süsler ile
süslerlerdi. Gece yarısında ıse Adampol'lular, Katolıklarde gece yapılan tek
tören olan Noel ayini için kiliseye giderlerdi. Çocuklar bayramın ikinci
gününden itibaren bir kaç kişilik gruplar halinde Noel şarkıları söyleyerek
evleri dolaşır, bayram dileklerini iletir ve buna karşılık ev sahibinden çeşitli
bağışlar, çoğunlukla da bayram kekleri toplarlardı.
Önemli bir diğer dini bayaram, çarmıha gerilmiş Hz. İsa'nın dirildiği gün olan
Paskalya'dır. Paskalya'dan bir önceki gün olan Cumartesi günü rahip sırayla
bütün evleri ziyaret eder ve bu mutlu bayramın simgesi olan yumurtaları kutsardı.
Paskalya Pazar bu büyük bayram ciddiyeti içerisinde sakince geçerdi. Köylüler bu
günü genellikle aile içinde kutlarlardı. Ancak gece, gelenek haline gelmiş
şakalar yapılırdı. Paskalya pazartesi - Islak Pazartesi olarak da adlandırılır.
Bu günde sulya yapılan bütün şakalar hoş görülür.
Dini bayramlar arasında önemli olan bir diğeri de Meryem Ana Tahıl Bayramıydı
(15 Ağustos). Bu günde daha sonra evlerin duvarlarına asılacak olan büyük buğday
çelenkleri kutsanırdı.
Adampol'lular boş zamanlarını sık sık müzikli toplantıları düzenleyerek
değerlendiriyorlardı. Çocuklar meydanda oynar, büyükler de birer kadeh votka
içerken sohbet eder, akşam için sözleşirlerdi. Ortak eğlenceler için zaman
ayırırlardı. Hemen her Pazartesi akşamı bir evde dans düzenlenirdi. Hatta kimi
zaman hafta içinde de dans düzenlenir, cümbüş haftalar boyu sürerdi. Ayrıca
Polonezköyün sakinleri karnavalın son günlerini, nikah ve düğün gibi aile
törenlerini de gösterişli bir şekilde kutlarlardı.
Polonya geleneklerine göre köyü ziyaret edenlere tütsülenmiş et ve ev elkmeği
ikram edilirmiş, yemekle birlikte iyi bir şarap ve lezzetli, soğuk, cana can
katan bir su ikram edilirmiş. Köy sakinleri ise çoğu zaman üzerine yağ
gezdirilmiş patates, ekşi süt (bir çeşit kefir), etli ve lahanalı patates, "jur"
(bir çeşit ekşi çorba), ayrıca "pierogi" (içine peynir ve patates konan mantı),
"leniwe" (kalın doğranıp suda haşlanmış hamur) yerlerdi. Pazar günü genellikle
domuz kızartması ya da yabani kuşlar yenirdi.
Ana geçinim kaynağı hafta sonlarında köye gelen İstanbul'lulara yönelik
pansyonculuk, otelcilik ve lokantacılık hizmetleridir. Köyde oturan Polonya asıl
. lı sakinlerin çoğu otel, pansyon ve restoranlar işletiyor. Fakat köydeki
işletmelerin çoğu (pansyon, otel, restoran, bakkal, içinde kiralık daireler
bulunan siteler gibi) Türklere aittir. Polonya asıllı köy sakinlerinin hem
İstanbul'a hem de yurtdışına devamlı göç etmesi, mülkiyet ve etnik ilişkilerin
köyde değişmesine neden oldu.
********
Önerilerinizi ve yorumlarınızı iletmek için tıklayınız
|