İkinci Bölüm

 

GENEL BİLGİLER

 

Özerk Yerel Yönetimler

GÖRDÜĞÜMÜZ KENTLER VE SAPTAMALARIMIZ

 

 

 

GENEL BİLGİLER

Coğrafi Konumu
Polonya Avrupa’nın yeşili bol, güzel bir ülkesidir. uzeyinde Batlık denizi ve Rusya, doğusunda Lituanya, Beyaz Rusya ve Ukrayna, güneyinde Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, batısında ise Almanya ile çevrelenmiştir. Ülkenin kara sınırları 3.566; kıyıları ise 497 kilometredir. Polonya, dağlık ve kütle görünümünde olsa da, aslında bir ovalar ülkesidir. Slavlar burada oturan insanlara “ovalılar” demek olan, “Polan” adını vermişlerdir.
Polonya gerek yüzey şekilleri, gerek toprak yapısı yönünden büyük doğal bölgeler arasındadır. Ülkenin önemli üç bölgesi vardır. Bunlar “Kuzey Polonya”, “Orta Polonya” ve “Güney Polonya”dır.
Yüzey şekilleri yönünden karmaşık bir yapıya sahip olan Kuzey Polonya, buzultaş birikintilerinden oluşmuş, iklimi sert bir bölgedir. Tepeler, göller ve çöküntüler, yüzey şekillerinin başlıca öğeleridir. Birçok göl, Polonya’nın en önemli akarsuyu Vistül’ün aşağı havzası burada yer alır. İkili bir dizi oluşturan tepeler ise Odra ve Vistül arasındadır. Bunların aşağı vadileri çöküntülerle kaplıdır. Her çöküntü de bir koyla sona erer. Bu koylar Gdansk Koyu, Szczecin ve Pomeranya Koylarıdır.
Orta Polonya Bölgesinde daha çok ovalar yer alır. Tahıl tarımı ve hayvancılık yapılır. Ovaları Pomeranya (Pomorze) ve Mazurya adı verilen yükseklik dizilerinin arasındadır. Vistül Nehri’nin orta havzası kumlu topraklar, asitli şeritlerle batı-doğu yönündeki çöküntülerden oluşur. Bu çöküntüler dördüncü zamandan kalma, buzul öncesinde ortaya çıkmışlardır. En güneydeki çöküntüyü Bug, Vistül, Warta, Odra ve Obra aşar, kuzeydeki çöküntüyü ise, Vistül’ün orta çığırı Nolecz ve Aşağı Warta geçer.
Polonya’nın en farklı yapıya sahip olan Güney Polonya Bölgesi, dağlardan verimli topraklara, vadilerden maden kaynaklarına uzanan bir çeşitlilik gösterir. Güneydoğuda
Batı Karpatlar yer alır. Polonya Karpatları ile Moravya arasında 400 kilometrelik bir sıradağ oluşturur. En yüksek tepesi Yukarı Tatralar’dır, ki rakım 1499 metredir. Bu arada Vistül Nehri ile Tatrtalar arasında Beskidler yer alır. Bunların kumtaşlı dorukları 1500-1725 metre yüksekliktedir.
Polonya’nın yaylalar ve tepeler bölgesi, Batı Avrupa hersinyen kütleleri ve havzalarının uzantısı biçimindedir. Bunlar Gory Swietokrzyskie (Kutsal Haç Dağları) kütleleri ile Vistül ya da Odra Vadileri arasındadır. Yükseklikleri ise 611 metreden 150 metreye iner. Buradaki jeopolitik katmanlarda çok çeşitli maden kaynaklarına rastlanır. Küçük Polonya yaylalarında çinko, demir filizi bulunmaktadır. Yukarı Silezya’da Avrupa’nın en büyük kömür havzalarından biri vardır. Walbrzych da önemli bir kömür havzası durumundadır. Polonya’nın en verimli toprakları ise Güney Polonya’daki Aşağı Silezya kesimidir.
Polonya arazilerinin % 47’si tarıma uygundur. Bu alanın % 29’u ormanlık arazi, % 13’ü otlaklardır. Yaklaşık 1,000 Km. karelik sulanan arazi bulunmaktadır. Doğal kaynaklar ise kömür, sülfür, bakır, doğal gaz, gümüş, kurşun ve tuzdur.

Akarsular ve Göller
Polonya’nın başlıca akarsuyu Vistül’dür. Çeşitli kolları içine alıp Gdansk Körfezine dökülen Vistül, güneydeki dağların eteklerinden doğar. Vistül, Başkent Varşova ve önemli bir kent olan Krakov’dan geçerek Gdansk’a ulaşır. Bug, Narew, Sarı kollarını alır. Ülkenin batı sınırını da Warta Nehri çizer ve bu da Odra’ya karışır.
Kuzeyde irili ufaklı çok sayıda göller bulunmaktadır. Bunların en büyükleri Mamry ve Sniardwy’dır.

İklim
Polonya’da, Batı Avrupa iklimini andıran bir iklim hüküm sürer. Uzun ve sert kışlarla karakterize olan kıta iklimi görülür. Yağışlar genellikle yaz aylarındadır. Temmuz, yılın en çok yağış alan ayıdır. Güneye gidildikçe dağlık kesime uygun olarak, kışlar çok soğuk, yazlar da yine çok yağışlıdır. Doğuda ise bu soğukluk artar, yaz sıcaklarında da kuraklık görülür. Isı ocak ayında ortalama 4,3 derece; haziran ayında ise 17,9 derecedir. Yıllık yağış miktarı 465 milimetredir.

Yüzölçümü ve Nüfusu
Polonya’nın yüzölçümü 312,685 Kilometre kare olup, 2005 yılında yapılan saptamalara göre nüfusu 38.635.144’dür. Bu sayı, Avrupa nüfusunun % 5.3’ü demektir ve nüfusu ile Polonya, Avrupa’da 8. sıradadır. Nüfusun % 97.6’sını Leh’ler, % 1.3’ünü Alman’lar, % 0.6’sını Ukrayna’yılar, % 0.5’ini Beyaz Ruslar ve diğerleri oluşturmaktadır. Az sayıdaki Tatar Türkleri de Karay (Karaim)’lar da bizi ilgilendiren Polonyalı insanlardır. Ülke nüfusunun % 51.6'lık bölümü kadınlar, % 48.4’ü ise erkeklerden meydana gelmektedir. Halkın % 61.6’lık bölümü şehirlerde; % 38.4’ü ise köylerde yaşamaktadır. Nüfusun % 70,3 (13.506.153 erkek, 13.638.265 kadın)’lük kısmı 15-64 yaşlarında; % 13’lük kısmı ise 65 yaş (1.912.431 erkek, 3.108.260 kadın) ve üstündedir. Ülkedeki nüfus artışı da % 0,03 dolayındadır.
Polonya toplumunun gittikçe yaşlandığı görülmektedir. 1998 yılı rakamlarına göre 209,4 bin evlilik ve 45,2 bin boşanma; 395,6 bin doğum ve 3,8 bini bebek ölümleri olmak üzere 375,3 bin ölüm ( binde 9,5 canlı bebek doğmaktadır) kaydedilmiştir. Ülkedeki nüfusun hızla yaşlanması; ölenlerin yerlerinin, yeni doğanlarla doldurulamayışı, endişe yaratmaktadır.
Polonya’da yaşayan insanların % 99’u okur-yazardır. Halkın % 95’i Katolik, % 5’i ise Ortodoks, Protestan ve diğer inanç sistemlerine bağlıdır.
Ülkenin resmi dili Lehçe; para birimi Zloti’dir.
Ulusal Marş
“Jeszcze Polska nie zginela” (Polonya daha ölmedi)” dizesiyle tanımlanan ulusal marşın sözlerini Jozef Wybicki yazmış olup, M.Oginski tarafından bestelenmiştir.
Ulusal Günler
Polonya’nın Ulusal Günü 3 Mayıs (1791), Bağımsızlık Günü 11 Kasım (1918), Anayasa Günü 16 Ekim (1997) 'dir.
İdari Taksimat
1 Ocak 1999 tarihinde yürürlüğe giren yeni idari reformla, daha önce 49 idari bölgeye ayrılmış olan Ülke, 16 Vilayet, 308 ilçe ve 2,489 kasaba biçiminde düzenlenmiştir. Yerel yönetimler 4 yılda bir seçilen encümenler tarafından yönetilir. Yerel yönetimlerin mali kaynaklarının bir kısmı bölgelerinde tahsil edilen vergilerden, bir kısmı ise devletin tahsis ettiği genel bütçeden karşılanmaktadır. Aynı zamanda merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında bir bağ oluşturan bucak yönetimleri de bulunmaktadır. 40,000’den az nüfuslu yerleşim birimleri, encümenlerini en çok oy alanın daha az oy alanı geçtiği bir sistemle seçerler; nüfusu daha kalabalık yerleşim birimlerinde ise tek tek adayların değil, siyasi parti listelerinin aldığı oy oranları dikkate alınır. 1993’de uygulamaya konulan idari reform programına göre eğitim ve sağlık hizmetleri öncelikle küçük birimlere verilmektedir. 1998 idari reformu ise merkezi yönetimi ortadan kaldırmaktadır. Valinin görevi, vilayeti içerisinde bir nevi müfettişliktir. Buna karşın asıl yönetim erki seçilmişlerin elindedir. Bu durumda yerel yönetim başkanları, kendi halklarına daha etkili biçimde hizmet götürebilmektedir.
1.Dolnoslaskie (Aşağı Silezya) Vilayeti: Yüzölçümü 19,948 Km. kare; nüfusu 3 milyon, merkezi Wroclaw kentidir.
2.Kujawsko-Pomorskie (Kuavya-Pomeranya) Vilayeti: Yüzölçümü 17,970 Km. kare; nüfusu 2 milyon 100 bin, Merkezi Torun kentidir.
3.Lubelskie (Lublin) Vilayeti: Yüzölçümü 25,115 Km. kare; nüfusu 2 milyon 200 bin; merkezi Lublin kentidir.
4.Lubuskie (Lubus) Vilayeti: Yüzölçümü 14,000 Km. kare; nüfusu 1 milyon 20 bin; merkezi Zielona Gora kentidir.
5.Lodzkie (Lodz) Vilayeti: Yüzölçümü 18,219 Km. kare; nüfusu 2 milyon 700 bin; merkezi Lodz kentidir.
6.Malopolskie (Küçük Polonya) Vilayeti: Yüzölçümü 15,144 Km. kare; nüfusu 3 milyon 207 bin; merkezi Krakov kentidir.
7.Mazowieckie (Mazovya) Vilayeti: Yüzölçümü 35,597 Km. kare; nüfusu 5 milyon 65 bin; merkezi Varşova’dır.
8.Opolskie (Opole) Vilayeti: Yüzölçümü 9,412 Km. kare; nüfusu 1 milyon 91 bin; merkezi Opole kentidir,
9.Podkarpackie (Aşağı Karpatya) Vilayeti: Yüzölçümü 17,926 Km. kare; nüfusu 2 milyon 117 bin; merkezi Rzeszow kentidir.
10.Podlaskie (Podlasya) Vilayeti: Yüzölçümü 20,180 Km. kare; nüfusu 1 milyon 224 bin; merkezi Bialystok kentidir.
11.Pomorskie (Pomerya) Vilayeti: Yüzölçümü 18,293 Km. kare; nüfusu 2 milyon 200 bin; merkezi Gdansk kentidir.
12.Slaskie (Silezya) Vilayeti: Yüzölçümü 12,294 Km. kare; nüfusu 4 milyon 900 bin; merkezi Katowice kentidir.
13.Swietokrzyskie (Kutsal Haç) Vilayeti: Yüzölçümü 11,672 Km. kare; nüfusu 1 milyon 328 bin; merkezi Kielce kentidir.
14.Warminsko-mazurskie (Warmya-Mazurya) Vilayeti: Yüzölçümü 24,203 Km. kare, nüfusu 1,5 milyon; merkezi Olsztyn kentidir.
15.Wielkopolskie (Büyük Polonya) Vilayeti: Yüzölçümü 29,826 Km. kare; nüfusu 3 milyon 346 bin; merkezi Poznan kentidir.
16.Zachodniopomorskie (Batı Pomerya) Vilayeti: yüzölçümü 22,902 Km. kare; nüfusu 1 milyon 730 bin; merkezi Szczecin kentidir.
Polonya’nın başkenti Varşova (1,632,500) olup; önemli kentlerinden bazıları şunlardır: Lodz (829,000), Krakov (740.700), Wroclaw (650,000), Poznan (581,000), Gdansk (461,300), Szczecin (419,000), Lublin (356,000), Katowice (349,000), Czestochowa (258,100), Kielce (212,600), Torun (205,800), Zabrze (201,000), Bielsko-Biala (179,800), Rzeszow (161,300).

Özerk Yerel Yönetimler
Polonya’nın bölgesel özerk yönetimler alanında uzun bir geçmişi vardır; özerk yönetimler gelişimlerine 1918 yılında Polonya’nın bağımsızlığı kazanmasının ardından başlamışlar, ancak faaliyet alanı yekpare bir yapı olarak 1933 yılında çıkarılan yasalarla düzenlenmiştir. II. Dünya Savaşı’nın ardından bölgesel özerk yönetimler, bir süre nahiye meclisleri ve köy idari heyetleri, ayrıca il ve ilçeler meclis ve idari heyetleri olarak faaliyetlerini sürdürmüş, 1950 yılına gelindiğinde ise tasfiye edilerek yerlerine, artık özerk bölge yönetimlerinin bir uzvu değil, ama devletin bölgelerdeki temsilini üstlenen ulusal meclisler konulmuştur
1990 yılının Ocak ayı sonunda Polonya’da yerel yönetimler yeniden hayata geçirildi, ancak bu, o zaman için sadece en alt seviyede; mahalle, nahiye, ”gmina” seviyesinde gerçekleşti. Yerel Yönetimler yasası 8 Mart 1990 tarihinde yürürlüğe girdi. Mahalle, nahiye, ”gmina” reformu, Polonya idari bölümler haritasında değişiklik yapmaya gerek olmaksızın gerçekleşti, çünkü reform idari sınırların değiştirilmesini gerektirmiyor, ama idare ilkelerini yeniden yapılandırıyordu. Kamu yönetiminin yeniden yapılandırma sürecinin amacı, yerel halkın kendi mahalle, nahiye, ”gmina” yönetimine katılmasıydı, çünkü bu konularda merkeziyetçi bir yönetim şekliyle karar verilmesinin, toplumun dile getirdiği ihtiyaçlara kıyasla verimsiz kaldığı ve aralarında uyuşmazlık olduğu saptanmıştı. 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren ise, üç aşamalı bir idari bölümleme getirildi ve buna dayalı olarak mevcut mahalle, nahiye, ”gmina” yanında ilçe ve il yönetimleri oluşturuldu.
8 Mart 1990 tarihli, Bölgesel Özerk Yönetimler Yasası, idari görevleri yerine getirmek üzere bir “gmina” nın, yani Polonya’daki en küçük idari birimin, köyün ya da nahiyenin tüm sakinlerinin hukuken birleşerek oluşturdukları ve tüzel kişiliğe haiz bir birleşmeye dayalı bölgesel idare düşüncesine yeniden hayat kazandırmıştır.
1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Polonya’da yeni bir idari bölünme şeması yürürlülükte olup bu; büyüklüğüne göre:
1. İl
2. İlçe
3. Gmina (köy ile bucak idari yapısına benzeyen yerleşim birimi)
Bölgesel özerk yönetim dediğimizde; bundan il, ilçe ve bucak birimlerini ve bu üç bölgesel derecelendirmede konumlandırılmış bir özerk idari yapı anlıyoruz. Ancak idarenin bu tarz bir bölünmesi, karşılıklı bağımlılık ve ayrı ayrı birimler arasında bir alt-üst ilişkisi doğurmamaktadır.
Birliğin temeli “gmina” dediğimiz yapıdır; ilçe ve ilin biçimini ise “gmina” için geliştirilmiş çözümler belirler.
Polonya’da 1 Ocak 1999’da yeni bir idari bölgeler şeması kabul edilmiştir. Daha önceki idari bölgeler, iki kademeli olmak yerine, il, ilçe ve en küçük yerel idari birim “gmina” olarak üç kademeli şekilde bölünmüştür. Polonya 16 il, 379 ilçe ve 2478 “gmina” şeklinde idare bölgelere bölünmüştür.

''Gmina'' Özerk Yerel Yönetimleri
''Gmina'' en küçük yerel yönetim birimidir. Hudutları içerisindeki tüm nüfusunun idari ve icra işlerini yerine getirir. Yani bir ''gmina''da oturan herkes, hukuken tüzel kişiliği olan birlik oluşturmaktadır. Polonya'da birkaç ''gmina'' türü bulunmaktadır: Bunlardan en küçüğü KÖY'dür. Başında bir muhtar bulunur. Bunun ardından Köy-Şehir tipi ''gmina'' türü gelmektedir. Başında bir belediye başkanı görev yapar. En büyük ''gmina'' tipi ise Şehir'dir. Başında yine bir belediye başkanı bulunur. Her üç başkan da seçimle göreve gelirler. Bunlar yürütmeden sorumludurlar. Yasama ve kontrol görevleri ise her üç tür ''gmina''da mevcut olan meclis tarafından yapılmaktadır. Meclis üyeleri de yine halk tarafından 4 yıllık süreler için seçilirler. Her meclisin başında bir başkan bulunur. Meclis – diğer kuruluşların yetki sınırlarına giren ve haklarında karar alma yetkisine haiz olmadığı görevler dışındaki –her konuda kararlar almaya tam yetkilidir.
Polonya Anayasası’na göre “mahalle/nahiye/gmina” tanımı, yerel yönetim topluluğunu ve ilgili bölgeyi kapsar. Bundan dolayı mahalle, nahiye, gmina, yasada, tüzel kişilik verilerek devletten bir şekilde ayrı tutulan, yasal olarak bir bölge nüfusunun, bir özerk yönetim olarak örgütlenmiş birliğidir.
1997 tarihli Polonya Cumhuriyeti Anayasası’nın 169.madde, 1.bendinde “yerel yönetim birimleri, görevlerini yürütme organları tarafından yürütürler” denilmektedir. Yerel yönetim yasasına göre mahalle, nahiye, gmina ‘nın organları; meclis ve yönetim kuruludur.
“Mahalle, nahiye, gmina” meclisi, karar alma ve denetleme görevlerini yerine getirir ve referandum kapsamına (bütçe ve ticari programların, mahalle, nahiye, gmina statüsünün, yönetim kurulunun atanma ve azlinin oylaması gibi) girmeyen tüm konularda bağlayıcı kararlar alabilir. Mahalle, nahiye, gmina konseyi genel seçimlerde seçilir. Yönetim kurulu, mahalle, nahiye, gmina’ nın yürütme organıdır. Yönetim kurulunun tüm üyeleri meclis tarafından, meclis üyeleri arasından veya dışarıdan seçilirler. Öncelikle meclis, gizli oylamada mahalle, nahiye, gmina Başkanını seçer. Başkanlar ise yönetim kurulunun çalışmalarını organize ederler, günlük konularını yönetir ve dışarıda temsil görevini yerine getirirler.
“Mahalle,nahiye,gmina”nın görevi, bölgesel konularla ilgili projelerin yürütülmesidir. Bunlar arasında hem kendi işleri hem de devlet idaresi tarafından verilen işler yer alır. Kendi işleri, “mahalle/nahiye/gmina”nın ana görev alanıdır ve özellikle çevre düzeni, alan kullanımı, yollar, caddeler ve köprüler, su, kanalizasyon ve su arıtma, toplumsal yardımlaşma, eğitim, kültür ve diğer konuları kapsar.
Bu görevler, (yasaların elverdiği ölçüde) yerel yönetimler tarafından yürütülür Mahalle/nahiye/”gmina”ya verilen işleri ise, kamu faaliyetlerinin çeşitli alanlarını düzenleyen yasalar tespit eder. Bu işlerin gerçekleştirilebilmesi için, özellikle bu amaçla sağlanan ödeneklerden yararlanılır.
Ülkenin merkeziyetçi yönetim tarzının değiştirilmesi sürecinde mahalli idarenin finansmanını, görevlerini, yapısını, örgütlenmesi ve mülkiyet konularını yasalar düzenlemekteydi, ki bunlar arasında özellikle şu yasaları saymak gerekir :
-8 Mart 1990 tarihli, Yerel Yönetimler Hk. Yasa,
-22 Mart 1990 tarihli, Yerel Yönetim Çalışanları Hk. Yasa,
-17 Mayıs 1990 tarihli, özel yasalarda belirtilen görev ve yetkilerin “mahalle, nahiye, gmina” idaresi ile devlet idaresi arasında paylaşımı hk. ve bazı yasaların değişmesi hk. yasa,
-14 Aralık 1990 tarihli “mahalle, nahiye, gmina”ların gelirleri ve onlara 1991-1993 yıllarında verilecek sübvansiyon şartları ile Yerel Yönetimler Yasası’nın değiştirilmesi hk., (sonra 10 Aralık 1993 tarihli “mahalle, nahiye, gmina”ların finansmanı hk. yasa ile değiştirilmiştir) 16 Kasım 1998 tarihli kamu maliyesi hk. yasa.
1997 yılından itibaren Polonya‘da yürürlükte olan yeni Anayasa, yerel yönetimlerin yapısal ve organizasyon çerçevelerini belirlemektedir. Anayasa’nın öngörüsüne göre :
-Polonya Cumhuriyeti’nin topraklarının idari bölümlere ayrılması, kamu yönetimin merkeziyetçi olmamasını temin eden bir düzenlemedir,
-Her bölgesel birimde ikamet eden tüm nüfus, yasa gereği yerel yönetim açısından bir birlik teşkil etmektedir,
-Yerel yönetim, kamu idare görevini ifa etmeye katılır. Yerel yönetim, yasalardan doğan diğer kamu görevleri, kendi adına ve kendi sorumluluğu altında yürütür,
-Yerel yönetim, Anayasa veya diğer yasalar gereği başka kamu idarelerine saklı tutulan görevlerin haricindeki kamu görevlerini yürütür,
-Yerel yönetimin temel birimi “mahalle, nahiye, gmina”dır. Yerel yönetimin diğer bölgesel veya yöresel birimleri yasalarca belirlenir,
-Yerel yönetim birimlerinin tüzel kişiliği vardır. Mülk edinme ve diğer mülkiyet hakları da mevcuttur,
-Yerel yönetim birimlerinin bağımsızlığı adli koruma altındadır,
-Yerel yönetim birimleri kendi görevlerini, karar ve yürütme organları aracılığıyla ifa ederler,
-Yerel yönetimin organlarının seçimleri genel, doğrudan ve gizli yapılır,
-Yerel yönetimin faaliyetleri yasal olmaları açısından denetime tabidir,
-Yerel yönetim birimlerinin birlikler oluşturma (dernekleşme) hakları vardır.

İlçeler
Polonya’da ilçelerin iki türü var. Birincisi ''kentsel ilçe'' – 1990 idari reformunda önce mevcut olan 49 ilin başkentleri, şu anda ''kentsel ilçe'' statüsündeki görevlerden sorumludur. İkinci tür ise ''kırsal ilçe'' olmaktadır. Bu ikincisinin idarî hudutları içerisinde birkaç (bir ya da birden fazla) ''gmina'' bulunur. İlçe yönetimi, kendisinin sorumlu olduğu bölgede idare ve icra görevleri yapar. ''Gmina'' örneğinde de açıklandığı gibi, ilçe yönetimlerinin görevleri, ancak diğer kurum ve kuruluşların görev ve sorumluluk alanları dışında kalan konularda faaliyetler sürdürmektir. İlçe yönetiminin başında ilçe başkanı bulunur (''starosta'', yani ihtiyar heyeti başkanı). Kendisi ilçe meclisi tarafından seçilir. İlçe yönetimi, (ilçe belediyesi) icra faaliyetlerinden sorumludur. İlçe meclis üyeleri, doğrudan halk oylamasıyla 4 yıllık süreler için seçilmektedir. Her ilçe meclisinin başında bir başkan bulunur.
Burada altı çizilmesi gereken nokta, ilçe yönetiminin (yani ilçe belediyesinin) kendisinden daha küçük bir idari birim olan ''gmina'' için herhangi bir üst kurum oluşturmaması ve ''gmina”nın yetkililerine ne müdahil olarak ne de herhangi başka bir bağımlılık şeklinde karışamamasıdır. Yani ''gmina'' yönetimi ile ilçe yönetimi (belediye) arasında hiçbir ilişki yoktur. Her ikisi de birbirlerinden bağımsız iki idarî birimdir.

İller
İlde mahalli idareyi, özerk idareler ve devletin bölgedeki yetkili kurumları yapar. İlde özerk idareyi, genel ve doğrudan seçimlerde 4 yıl için seçilen il meclisi ve icra organı olarak ilçe meclisi tarafından seçilmiş belediye başkanının bulunduğu il belediyesi oluşturur. Bölgede devlet, başında başbakanın atadığı ve il özerk idaresi icraatlarının kanuna uygun olup olmadıklarının kontrolünü yapan valinin bulunduğu valilik tarafından temsil edilmektedir

Polonya’da Ulaşım
Polonya’da toplam karayolu uzunluğu 147 bin 680 Kilometredir. Bu yollarda seyreden otomobil sayısı 3 milyon civarında olup; ayrıca 700 bin civarında kamyon, 2 milyona yakın motosiklet bulunmaktadır.
Demiryollarının uzunluğu, 27 bin 232 kilometreyi bulmaktadır. Bunun yaklaşık 10 bin kilometrelik kısmı elektriklidir.
Resmi havayolu şirketi olan LOT, Türkiye’de dahil olmak üzere, 40’a yakın ülkeye uçuş yapmaktadır.
Baltık Denizinden dolayı, Polonya’nın deniz ulaşımı da vardır.Belli başlı limanları Gdynia, Gdansk ve Szczecin şehirlerindedir. Ulaşım yapılabilen denizyolu ulaşımının mesafesi 5 bin kilometreye yakındır.Ülkeniz deniz filosu Polonya-Okyanus hattı (179 gemi) ve Polonya gemicilik şirketi (331 gemi)’nden oluşmaktadır. Polonya gemicilik şirketi, deniz ticaret filosunu meydana getirmektedir.
Polonya’da yaklaşık 2 bin kilometrelik petrol boru hattı vardır.

Polonya’nın Üye Olduğu Uluslar arası Kuruluşlar
ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC-KEİK (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü), CBSS (Batlık Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE-AK (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü), EAPC (Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), AB (Avrupa Birliği), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslar arası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslar arası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Uluslar arası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslar arası Serbest Ticaret Birlikleri Federasyonu), ICRM (Uluslar arası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslar arası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslar arası Enerji Ajansı), IFC (Uluslar arası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslar arası Kızılay ve Kızılhaç Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslar arası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Örgütü), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), MINURSO (Birleşmiş Milletler Batı Sahra Referandum Misyonu), MONUC (Birleşmiş Milletler Kongo Operasyonu), NAM, NATO, NSG, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), OPCW, OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), PCA (Daimi Hakemlik Mahkemesi), PFP (Barış İçin Ortaklık), UN-BM (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (B.M. Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNDOF (B.M. Ateşkes Gözlem Misyonu), UNESCO (B.M. Eğitim - Bilim ve Kültür Örgütü), UNHCR (B.M. Mülteciler Yüksek Komiserliği), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü),UNIFIL (B.M. Geçici Gücü),UNIKOM (B.M. Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu), UNMEE (B.M. Etyopya-Eritre Misyonu), UMMIBH (B.M. Bosna-Hersek Misyonu), UNMIK (B.M. Kosova Geçici Yönetimi), UNMOP (B.M. Prevlaka Gözlem Misyonu), UNMOT, UNOMIG (B.M. Gürcistan Gözlem Misyonu), UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WEU (Batı Avrupa Konseyi), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Konfederasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTOO (Dünya Turizm Örgütü), WTRO (Dünya Ticaret Örgütü) ve ZC.





GÖRDÜĞÜMÜZ KENTLER
VE SAPTAMALARIMIZ



VARŞOVA
Orijinal yazılışı Warszawa olan, Polonya’nın başkenti Varşova, Avrupa’nın sayılı başkentlerinden biridir.
XIII.yüzyıla kadar küçük bir köy olan Varşova, varlıklı kişiler tarafından inşa edilen görkemli yapılarla büyümeye başladı. XVIII.Yüzyılda, o zamanki adı (Fransızca) Jolibourg ve Marymont kasabaları ile Lazienki Parkı arasında gelişti. Kalenin kuzeyinde Stare Miasto (Eski Şehir) kuruldu ve ilk varoşlarına Nowe Miasto (Yeni Şehir) adı verildi. Sakson Sülalesi şehri ırmağı aşan yol boyunca geliştirmeye çalıştı. Bu şehircilik denemesinden bugüne, kuzey-güney yönünden şehrin eksenini kesen geniş bir meydan ile bugünkü tasarılarda yer verilmeye başlanan bir genişleme fikri kaldı.
Töton Şövalyeleri 1431’de Varşova’yı yakıp, yıktılar. Sonra şehir yeniden kuruldu. 1569’da Varşova, Polonya Krallığı’nın başkenti ilan edildi ve bundan sonra bütün kralların göz bebeği oldu.
Varşova İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, nüfusu bir milyonu aşan ve eski şehrin kenarında, yani kuzeyinde, çok sayıda Yahudi’nin yaşadığı Muranow adlı kalabalık bir ticaret semti bulunan güzel bir şehirdi. Güneyde resmi binalar uzanıyordu. Vistül’e paralel iki eksen, büyük caddeleri meydana getiriyordu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası, Varşova’yı sistemli bir şekilde acımasızca bombaladılar. Muranow semti yerle bir edilmiş; Eski Şehir’in yüzde 90’ı harabe haline gelmişti. Şehirde sadece 12 bin kişi kalmıştı. Savaştan sonra kent, yeni baştan, ama kurtarılabilmiş projeler sayesinde tıpkı savaş öncesindeki görünümüyle kuruldu. Savaşın ardından gelen zorluklarla boğuşmakta olan Polonya halkı, başkentlerinin yeniden inşasına bütün imkanlarını seferber etmişlerdi.

Eski Şehir
Varşova’nın en ilginç ve nostaljik bölgesi Eski Şehir Meydanı’dır. Şehrin ortasındaki bu meydan son derece renkli, etrafında lokanta ve kafelerin olduğu, resimlerin sergilendiği, müzelerin ve küçük dükkanların bulunduğu çok sevimli bir yer. Varşova’ya gidenlerin, mutlaka burayı ziyaret edip, gezip görmeleri gerek. Aksi halde Varşova tam anlamıyla görülmemiş olacaktır.

Vilanov Sarayı
III.Jan Sobieski’nin, artık Varşova’nın bir banliyösü konumuna gelen Vilanov Köyü’ndeki yazlık sarayı, görülesi yerlerden biridir. Bu sarayı uzun uzadıya anlatmak için bu kitabın çok miktardaki sayfalarını ayırmak gerekecektir. Ancak şu kadarını belirtmek lazımdır ki; bu muhteşem saray, muazzam bir parkın içerisinde olup bahçenin ortasında bir göl; gölün çevresinde, hepsi de birer sanat şaheseri olan heykeller bulunmaktadır. Bu ve başka sarayları gördükten sonra, ilk Osmanlı padişahlarının çok mütevazı bir yaşam sürdürmüş olduklarını anladık. Dolmabahçe ihtişamında bir saray, değil Avrupa’da, dünyada bile ender rastlanan bir örnektir.
Sobieski’nin sarayında küçük bir de kilise var.Kilisenin etrafında ise, hanedana ait oldukları anlaşılan birçok anıt-mezar görülüyor. Saraya bitişik olan binalardan birisi ise, “Poster Müzesi” olarak kullanılıyor. Bundan da anlaşılıyor ki Polonya’da, poster sanatı oldukça ileri seviyede ve halk bu sanata büyük ölçüde ilgi gösteriyor.
Bizim Varşova seyahatlerimizde mutlaka uğradığımız yerlerden birisi olan Vilanov’daki Kraliyet Yazlık Sarayı, her zaman yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır. Bu nedenle burada, bir de kaliteli yiyeceklerin sunulduğu kafeterya vardır ve bu kafeterya daima tıklım tıklım dolmaktadır.

Asya ve Pasifik Müzesi
Varşova’da gezdiğimiz müzelerden birisi son derece ilginçti. “Asya ve Pasifik Müzesi” adını taşıyan müzenin kurucu müdürü Andrzej Wawrzyniak adlı, gerçek bir kültür ve sanat adamıdır. Wawrzyniak, yarım yüzyıla varan bir zaman süreci içerisinde topladığı, muhteşem koleksiyonu, devlete bağışlamış; devlet de bir müze oluşturarak, bu zengin koleksiyonun sürekli olarak sergilenmesini sağlamış.
Andrzej Wawrzyniak, diplomat olarak tam 26 yıl Asya’da dolaşmış. Pakistan ve Endonezya’da Büyükelçi olarak görev yapmış. Kendi deyimiyle O, “Önce bir koleksiyoncu, sonra diplomat!...”
Bizim ziyaret ettiğimiz müzede, 16 bin parça malzeme varmış. Bunların 12 bini O’nun koleksiyonundan, 4 bini ise devlet tarafından derlenmiş.
Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etmiş olan, Müzenin kurucu müdürü, Türkiye ile yoğun bir işbirliği arzusunda. Bu arzu, O’nun düşündüğü boyutta olmasa da, Ankara-Varşova Dostluk Derneği’nin girişimleriyle eyleme dönüştü. Müze elemanlarından Marzena Godzinska’nın getirdiği, poster ve fotoğraflarla, önce Ankara’da, sonra da Eskişehir’de “Polonya Tatarları ve Müslümanları Tarihi Kültürü ve Gelenekleri” Sergisi açıldı. Bu münasebetle bir de panel düzenlendi.

Lazienki Parkı
Yeşile önem verilen Varşova’daki mekanlardan birisi de Lazienski Parkı’dır. Kral Stanislaw’ın yazlık evinin bulunduğu bu park, çok geniş bir alana yayılmış durumdadır. İçinde gezip dolaşılacak, keyifle yürüyüş yapılabilecek çok yer var. Parkın ortasındaki gölde yüzen ördekler, ağaçların dallarında oynaşan sincaplar, çocuklar için, çok önemli bir eğlence kaynağıdır. Dinlenirken ve gezerken ihtiyaç duyulabilecek yiyecek ve içeceklerin temin edilebileceği kafe ve restoranlar da burada mevcuttur.

Hokus Pokus Parkı
Her yaştaki çocukların keyifli ve sağlıklı bir biçimde avutulabileceği parkların yanı sıra içinde büyük bir oyun alanı, top havuzu, tırmanma duvarları, kaydıraklar vb. bulunan Hokus Pokus adı verilen bir başka park daha vardır ki, burası da Varşova’nın ilginç bir yeri olan Sadyba Best Mall’dadır. Burada Imax sinemaları da var ve dev ekranlarda film izlemek mümkündür.

Polonya Evi
Varşova’da ziyaret ettiğimiz mekanlardan biri de Polonya Evi oldu. Burada verilen bilgiye göre, Polonya dışında halen, 15 milyondan fazla Polonyalı yaşamaktadır. Bunların 8 milyondan fazlası ABD’nde, 1,5 milyonu Rusya’dadır. Bu ev, dışarıdaki Polonyalılar ile anavatan arasındaki ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesini amaçlayan çalışmalar yapmaktadır.
Dışarıdaki Polonyalılar davet edilmekte, açılan kurslarla dildeki gelişmeler anlatılmakta, sanat ve folklor dersleri verilmektedir. İsteyenlere, öğretmenler, kitaplar ve başka malzemeler gönderilmektedir. Zaman zaman çeşitli yarışmalar düzenlenerek, dışarıdaki gençlerin anavatanlarındaki bu yarışmalara katılmaları sağlanmaktadır. Keza halk oyunları topluluğu kurmak isteyenlere, öğretici gönderilmekte, oluşturulan ekiplere kostüm ve enstrüman temin edilmektedir.
Üç yılda bir Polonya’da düzenlenen festivale, dışarıdaki bütün ekipler davet edilmekte, yaklaşık 1500 kişi katılmaktadır. Festivalde, özellikle halk kültürü ve müzikle ilgili değişik alanlarda yarışmalar yapılmakta, ödüller verilmektedir.
Ayrıca, yurt dışındaki Polonyalıların oluşturdukları spor takımları da zaman zaman davet edilerek, kendi aralarında maçlar yaptırılmaktadır. Rzeszow’daki dans, Krakov’daki spor, Zakopane’deki kış olimpiyatları, Sopot’taki tenis müsabakaları büyük ilgi görmüştür. Böylelikle, gurbette yaşayan Polonyalı gençlerin birbirlerini tanımaları da sağlanmış olmaktadır.
Polonya Evi, hariçteki Polonyalıların ihtiyaçları ve arzuları doğrultusunda kurslar düzenlemektedir. Örneğin Polonya Mutfağı konusunda açılan kurs, bunlardan biridir.
Tüm bu etkinliklerin önemli bir yararı da, kimi gençlerin anavatanlarında iş bulmaları; kimilerinin de, iş yerleri açabilmeleridir. Kuşkusuz ülke turizmine de böylelikle önemli katkı sağlanmaktadır.

Varşova’yı Sevenler Derneği
Polonya’nın başkenti, gerçekten sevilecek bir kent… Bu nedenle, bu kadim, bu tarihi kente gönül veren insanların olması doğaldır. Nitekim, siyasetle de meşgul olan tarih bilgini Dr. Lech Krolowski, “Varşova’yı Sevenler Derneği”ni kurmuş. Kendisinden, Varşova hakkında bilgi almak isteyenlere, gönüllü rehberlik ediyor ve hatta işini gücünü bırakıp, konukları bizzat gezdiriyor.
Birkaç kez ziyaret etmek fırsatını bulduğumuz, ünlü Vilanov Sarayı’nı biz, bir de Dr. Krolowski’nin rehberliğinde gezdik ve bu sarayın ihtişamını daha iyi gördük. Bu gezi esnasında Krolowski’nin söylediği sözlerden birisini burada nakletmek isteriz:
“Vilanov Sarayı, Kral Jan Sobieski’nin malikanesidir. Sobieski, seçimle işbaşına gelen bir Polonya Kralı’dır. (Polonya’nın soylular tarafından seçilmiş ilk kralı, Henryk Walezy’dır (1551-1589) Sobieski Osmanlı-Rus savaşında Rus tarafını desteklemekle belki de Polonya’nın işgali ve bölünmesine yol açmış olduğu, bazı Polonyalı ve Türk tarihçilieri ortak görüşe sahip.

Varşova Kültür Vakfı
Varşova seyahatlerimizde, Vali ve Belediye Başkanları ile de temaslarımız oldu. O arada, Belediye bünyesinde kurulmuş olan “Varşova Kültür Vakfı” yöneticileri ile de görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerden birisinde Vakıf Başkanı Jerzy Zass, İstanbul Belediyesi ile temaslarından söz etti ve Zeytinburnu’nda dikilmiş olan “Türk-Leh Dostluk Anıtı”nın varlığını O’ndan öğrendik.
Zass, girişimci ve ilginç fikirler üreten bir insan. Burada açık yüreklilikle itiraf etmeliyiz ki, Ankara’da kurduğumuz, Ankara-Varşova Dostluk Derneği’nin isim babası O’dur. Biz bu adla bir dernek kuracak ve Varşova ile çok yoğun ilişkiler oluşturacaktık. Hatta, o tarihte Belediye Başkanı olan Stanislaw Wuganowski’nin danışmanlığını da yapan Dr. Danuta Chmielowska ile birlikte hazırladığımız protokolü törenle imzalamıştık. Ne yazık ki, o görüşmeler ve imzalanan protokolde yer alan hususları gerçekleştirebilecek finansmanı temin edemedik.

Dört Kıtayı Sevenler Derneği
Polonya’da yaşayanların büyük çoğunluğu, üst düzeyde eğitim görmüş ve kültürlü insanlar. Bu nedenle çok yönlü girişimlerde bulunuyor ve bunu da örgütlü bir şekilde yapıyorlar. İşte bu örgütlerden birisi de “Dört Kıtayı Sevenler Derneği”dir. Bu dernek öncelikle Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya ile ilgili etkinliklerde bulunmuş ve bu dört kıtada, temsilcileri varmış.
Dernek her ay bir ülkeyi konu alan toplantılar yapıyor. Bu toplantıda uzmanlar, o ülkenin çeşitli yönlerini ele alan konuşmalar yapıyor. Düzenleme, Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Odası tarafından da desteklenip, yönlendiriliyor. Toplantıya dernek üyelerinin yanı sıra, iş adamları ve gazeteciler katılıyor. Polonya-Türkiye Derneği ile işbirliği yapılarak, birkaç yıl önce Türkiye hakkında da bir toplantı düzenlendi.

Varşova Sokak Festivali
Bir eylül ayı seyahatimizde Varşova’da, “Sokak Festivali”ni de yaşama şansını elde ettik… Akşam saatlerinde defile yürüyüşü ile başlayan festivalde atlar, atlı arabalar, çok eski model otomobiller, motorlu araçlar, kent merkezindeki ana caddeden, Eski Şehir Meydanı’na doğru yürüdüler. Sonra burada, Belediye Başkanı, festivali açış konuşması yaptı. Ardından da bir açık hava konseri verildi.
Festival, hemen hemen Varşova’nın bütün semtlerine yayılmıştı. Her meydanda bir sanat şöleni; kapalı mekanlarda da konserler, tiyatro, opera ve bale gösterileri vardı. Biz “Krakovlular ve Dağlılar Operası” nı tercih ettik. Polonya’nın ünlü kompozitörü Wojciech Boguslawski’nin eseri olan bu opera ilk kez XVIII. yüzyılda sahnelenmiş. Eserin yaratıcısı Boguslawski, 1757 yılında Poznan’da doğmuş, 1829’da Varşova’da ölmüş.
“Krakovlular ve Dağlılar Operası” tamamen folklor gösterisi niteliğini taşımaktadır. Zira, kostümler, geleneksel Leh giysileridir; eserin musikisi, tamamen, Polonya halk müziği motiflerini taşımaktadır; eserin içeriğinde yer alan danslar, tamamen Polonya halk oyunlarıdır. Keza, konu da, geleneksel halk yaşamından alınmıştır. Biz benzeri özellikleri, yıllar önce Azerbaycan’da seyrettiğimiz “Arşın Mal Alan Opereti”nde de, görmüş ve bizde böylesi eserlerin yaratılmamış olmasından üzüntü duymuştuk…
Festivalin bir başka akşamında da “Varşova Opereti”nde, Jacques Offenbach’ın “Paris’te Hayat” adlı operetini seyrettik. Geniş kadrolu bu sahne eserinin en göz alıcı yanı, kostümlerin zenginliğiydi.
O günlerde Varşova’da, festival içinde festivaller de yaşadık. Zira, bir akşam üzeri, gerçekten çok muhteşem bir “Caz Festivali” seyrettik Çoktandır, hasret kaldığımız caz müziğini de bu vesileyle doya doya dinleme olanağı bulduk.




KRAKOV

Polonya’nın güneyindeki Tatra Dağları ve bu dağların eteklerindeki yerleşim merkezleri hariç, tamamı ova…Varşova’dan, yepyeni Polonez marka otomobille Krakov’a müteveccihen hareket ettiğimizde, önümüzde alabildiğine düzgün bir ova uzanıyordu. Asfalt karayolu da düzgün olunca üç yüz küsur kilometrelik yolda sarsılmadan, yorulmadan yolculuk yaptık.
E-16 karayolu Krakov’a 60 kilometre kala, Katowice istikametine devam ediyor. Bu nedenle biz E-16’yı terk ederek Krakov yoluna girdik ve tam dört saatlik bir yolculuktan sonra Krakov’a ulaştık.
Orijinal yazılışı Krakow olan şehir, adını eski bir efsane kahramanı olan Krakus (veya Krak)’tan almış. Tarihçiler IX.yüzyıldan önce kurulduğunu tahmin ediyorlar. Polonya’da Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Krakov, XI.yüzyılda piskoposluk haline geldi; XIV.yüzyılda da Polonya’nın başkenti oldu.
1241’de Tatarların saldırısına uğrayan Krakov, Alman Kolon’arın buraya yerleşmeleriyle yeniden kuruldu. Kralların taç giydiği ve mezarlarının bulunduğu Stanislaw Katedrali’yle ve Sigismund’un küçük kilisesi olan zengin sanat hazinesiyle Krakov, kadim Polonya’nın manevi merkezi olarak kaldı.
Krakov’daki ünlü Jagiello Üniversitesi, 1464 tarihinde kuruldu.
1815-1846 Viyana Anlaşmasıyla yarı özerk bir cumhuriyet halini alan Krakov, 1846-1918 yılları arasında Avusturya işgali altında kaldı.
Eski dönemlerde Voyvodalık merkezi olarak bilinen Krakov, ünlü Vistül Nehri’nin kenarında bulunmaktadır. Tarihi eserler bakımından Polonya’nın en zengin şehri olması nedeniyle, çok sayıda turist gelmektedir. Örneğin XV.yüzyıldan kalan Kale; XIII. yüzyıldan kalan ve şehrin en eski kapısı olan (Aziz) Florian Kapısı ve eski surlar dikkati çeken eserlerdir. Yabancıların en çok ziyaret ettiği ve hayranlıkla seyrettikleri yer Rynek Glowny, yani Ana Meydan’dır. 40 bin metrekare genişliği olan meydanın etrafındaki büyük yapılar ayrı bir önem taşımaktadır. Meydanda her zaman büyük bir kalabalık toplanmaktadır; bir yanda gelip geçen kızlara takılan gençler, öte yanda akordeon ya da başka bir enstrümanlar eşliğinde konser veren kişi veya topluluklar, dans edenler, güvercinlere yem atan meraklılar, meydanı alabildiğine renklendiriyorlar.
Ünlü Notr-Dame Kilisesi (XIII-XIV.yy.) buradadır. Kilisenin çok renkli tahta mihrap arkalığı, Wit Stwosz tarafından yapılmış, Almanlar tarafından alınıp götürüldükten sonra, Nürnberg’de bulunmuş ve uzun uğraşlar sonunda getirilerek tekrar yerine konmuştur. Ana Meydan’da o kadar çok kilise var ki; hani adım başında kilise var denilse yeridir. Büyük bir Katolik merkezi olan Krakov şehri içinde 80 civarında kilise bulunmaktadır. Bunların çoğu tarihi eser olarak tescil edilip koruma altına alınmıştır.
Belediye Sarayı denilen XV.yüzyıldan kalma büyük çan kulesi; Rönesans üslubundaki kumaş hali, görülesi yerler arasındadır. Bütün bunların dışında Krakov’un sembolü haline gelmiş olan Wawel Şatosu, eski kentin güneyindeki bir tepede bulunmakta olup Vistül Nehrine hakim, Kraliyet Şatosu’dur. Eski şehirdeki kırmızı surlar planty’ler (kırmızı surlar) ağaçlıklı büyük bir meydanla çevirilidir. Eskiden Krakov’un Yahudi mahallesi olarak bilinen Kazimierz Mahallesi, Planty’nin ötesinde, bir yanda Wawel ile Eski Şehir, öte yanda Vistül arasında uzanmaktadır. XVI. ve XVII. yüzyıldan itibaren, Ortaçağ kentini, bir takım yeni mahalleler çevreledi ve bulvarlar açıldı. Daha ötede XVIII. Yüzyıl, özellikle de XIX. Yüzyılda yapılan semtler uzanıyor. Her şeyden önce büyük bir kültür merkezi olan Krakov, aynı zamanda bölgesel bir idare ve Güney Polonya’da büyük bir voyvodalığın merkezidir. Bütün mallar burada toplanıp, buradan dağıtıldığı için, aynı zamanda çok çeşitli ticaretin yapıldığı bir merkezdir.
Krakov’da, XIX. yüzyılda zanaatçılıktan sınaiye geçildi. Dökümhaneler, demiryolu ve ziraat için gerekli malzemelerin üretildiği fabrikalar kuruldu. Ama Krakov, her zaman eski görünümünü muhafaza etti. Yukarı Silezya’nın yakınlığı, demir-çelik ve ağır metalürji sanayiinin kurulmasını kolaylaştırdı. Bu kuruluşlar Polonya’nın en yoğun köylü nüfusunu barındıran bu bölgede hızla gelişme olanağı buldu. Fabrikalarda yeni işçi semtlerini eski Krakov’a bağlamak yerine, eski şehirden ayrı bir sanayi uydusu kurma yolu seçildi. Böylece şehrin merkezine 10 Km. uzakta olan ve kente geniş bir caddeyle bağlanan Nowa-Huta meydana geldi.


ZAKOPANE
Merkezi Krakov olan Malopolskie Vilayeti’ne bağlı bir kent olan Zakopane’de, Avrupa’nın ünlü bir festivali yapılmaktadır. Uluslar arası düzeydeki bu festivale, zaman zaman Türkiye’den de halk oyunları toplulukları iştirak etmektedir. Dağlık bölgelerde yaşayan insanların oyunlarının sergilendiği Zakopane Festivali’ne, bir ara bizim aracılığımızla, Silifke Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu da katılıp Toros Dağları’nda yaşayan Türkmenlerin oyunlarını sergilemişti. O vesileyle davet edildiğimiz festivali biz de izleme olanağını bulduk.
Krakov’dan Zakopane’ye E-7 karayolu ile ulaşılmakta olup iki kent arasındaki mesafe 120 Km.dir. Tatta Dağlarının doruklarındaki, denizden yüksekliği 1700 m. olan Zakopane, doğaldır ki, öteki kentlere nazaran daha soğuktur. Nitekim, eylül ayındaki festivali izlemek üzere gittiğimiz gün Tatra’ya kar yağdı ve biz alelacele, bir gocuk satın alıp, üşümekten korunmak mecburiyetinde kaldık. Bu Tatra sıradağlarının uzunluğu 40 Km. olup, en yüksek tepenin rakımı 2660 m.dir. Dağların üzerinde ünlü Morskie Oko (Deniz gözü) Gölü ile birlikte 5 tane de küçük göl bulunmaktadır.

Hasior’un Evi
Bize ev sahipliği yapan Belediye Kültür Müdürü Dr.Andrzej Krupinski, çok iyi bir insandı ve kısa zamanda çok şey göstermek istiyordu. Turistlerle dolu Gazda Oteli’ne yerleştikten sonra kenti gezmeye çıkmıştık. Bu gezi sırasında Polonya’nın ünlü ressam ve heykeltıraşı Hasior’un evine de uğrayıp, sergiyi görmüştük. O arada Hasior ile de bir süre sohbet etmek fırsatını bulmuştuk. Hasior giyinişiyle, saçı, sakalı ve tavırlarıyla ilginç bir insandı. Bir başka deyişle tam bir sanatçı görünümündeydi. Orada resimleri sergileniyordu ama; heykel ve grafik sanatı üzerine de eserleri vardı. Eserlerindeki ana temanın geleneksel şiir, efsaneler ve halk hikayeleri oluşu, bizi daha da ilgilendiriyordu. Eserlerini yaratırken malzeme olarak ne bulursa onu kullanıyordu. Örneğin tırpan, çatal, kaşık, bıçak vb. İnsan faktörü ise, ön plandaydı.Kısacası Hasior insanı düşünce potası içinde yoğuruyordu… O’nunla sohbetimizi, özel odasında yapmıştık. Devletin inşa edip ona tahsis ettiği galerinin üst katını mesken olarak kullanıyordu. Bu değerli sanatçıya veda edip ayrılırken, bize bir de albüm-kitap imzalayıp vermişti.
Zakopane’deki bir başka sanat galerisinde de ünlü sanatçı Stanislaw Ignacy Witkiewicz’in resimleri sergileniyordu. Bu bir portre ressamıydı ve teşhir edilen eserler, özel şahıslardan toplanarak buraya getirilmişti. Sergilenme işi bittikten sonra, eserler, sahiplerine iade edilecekti. Witkiewicz ressamlıkla üne ulaşmıştı ama, aynı zamanda iyi bir tiyatro yazarı idi ve sembolizm akımının öncüsüydü. Bu sanatçının ilginç bir yanı da esrarkeş olmasıydı. Bazı resimlerinin altına, aldığı uyuşturucuların formüllerini yazıyordu. Nitekim bazı resimlerin altındaki bu formülleri biz de görmüştük. Sevdiği kadınları çok güzel, sevmediklerini ise çirkin gösteren bu büyük ressam, neticede intihar ederek yaşamına kendi eliyle son vermişti!...
Zakopane 34 bin nüfuslu bir kent. Ama yaz aylarında nüfus ikiye katlanıyor ve bölgeye, yılda yaklaşık bir milyon turist geliyor. XIX.yüzyılda burası bir köy iken, Varşova’dan gelen bir doktorun, buranın havasının solunum yolları hastalıkları için fevkalade iyi geldiğini saptaması ve bu keşfin geniş ölçüde duyurulması ile birlikte hızla gelişmeye başladı. Doktorlar şimdi, sinirlerinden rahatsız olanlara ve nekahet dönemlerini geçirmek isteyenlere de burayı tavsiye etmektedir.
Kentte, XIX.yüzyıldan kalma ahşap bir kilise var, ki bir orman kenti olan Zakopane’ye yakışıyor. Kilisenin yanı başındaki mezarlıkta da, birçok ünlü kişinin yatmakta olduğunu söylediler. Esasen kentteki evlerin büyük çoğunluğu ahşap ve villa tipinde inşa edilmiş. Çeşitli sanat dallarına mensup insanların burada evleri varmış. Mevcut evlerin en eskisi 1830 tarihinde yapılmış. Modern evlerin yapımına ise 60 yıl önce başlanmış. Ne var ki, özellikle ahşap ve eski mimari tarzda ev inşa etmeye özen gösteren kişiler de az değil. Hatta Krakov Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesi, Zakopane’de bir şube açmış.

Chocholow
Kültür Müdürünün otomobili ile bir gün dağlara tırmandık ve Çek Cumhuriyeti sınırına kadar gittik. Karlı dağlarda muhteşem görüntüler vardı. Yolumuzun üzerindeki Chocholow adlı köy, öteki bütün köylere nazaran önemli ayrıcalık gösteriyordu. Tamamen ahşaptan yapılmış olan evler, yılın belirli günlerinde, köyün bütün kadınları tarafından sabunlu su ile yıkanıyormuş. Aslında bu Silezya Bölgesi’ndeki bir gelenekmiş. Bu ilginç köyde iki tane etnografya müzesinin bulunuşu ise, her türlü takdirin üzerindeydi.
Biz orada iken Chocholow’a lapa lapa kar yağıyordu. Bu bölgeyi bilen turistler hazırlıklı gelmişlerdi; kalın giysileriyle, dağ ayakkabılarıyla, kardan da, soğuktan da yılmıyorlardı. Türkiye’den ayrılırken ceketsiz gezen biz; Zakopane’de yana döne bir de kazak satan mağaza aramıştık!...
Dağ yollarından Zakopane’ye dönerken bir çadırda, Zych Mieczyslaw adlı bir çobanla tanıştık. Çoban, tepelerdeki Witow adlı köyden, 100 kadar koyununu otlatmak için gelmişti. Bu koyunların sütünden ürettiği peyniri turistlere pazarlıyordu. Bize de kaşara benzeyen peynirini ve yanında bulunan votkayı tattırmış; ağaç fıçılar içerisindeki süt ve ayrandan da ikram etmişti.


LODZ

Lodzkie Vilayeti’nin başkenti olan Lodz, Polonya’nın önemli kentlerinden biridir. Bu kent için, “Polonya sanayinin doğuş yeri… tekstil sanayinin merkezi” gibi tanımlamalar yapılmıştır. Kentin bir özelliği de, nüfus bakımından Varşova’dan sonra, ikinci büyük kent oluşudur. Zira burada yaşan insanların sayıları 900 bine yaklaşmıştır. Ancak, alan olarak küçük olup, kilometrekareye 4000 kişi düşmektedir. Oysa, Polonya ortalaması 755’dir.
Lodz nüfusunun yarısı sanayi kuruluşlarında çalışmaktadır. Polonya’da kadına ne denli önem verilmekte olduğunun somut kanıtını Lodz’da görmek mümkündür. Kent içindeki önemli bir hastanenin adı, “Polonyalı Ana” Sağlık Merkezi Enstitüsü’dür.
Lodz’da biri askeri, iki tıp üniversitesi bulunmaktadır. İkinci savaştan sonra burada 8 tane yüksek okul kuruldu.Güzel Sanatlar Akademisi, Müzik Y.Okulu, Yabancı Diller Okulu, Sinema Y.Okulu bunlar arasındadır. Bu nedenle buraya akademik kent de denilebilir. Gençlerin hemen hemen tamamı yüksek tahsil yapabilmektedir. Halen Lodz’daki yüksek okullarda 20 bin dolayında genç öğrenim görmekte olup, yaklaşık yılda 4 bin genç yüksek okulu bitirip hayata atılmaktadır.
Yüksek Okullar arasında yer alan Film,TV, Tiyatro Yüksek Okulu, 1948 yılından bu yana faaliyette olup, Polonya dışında da şöhreti olan bir eğitim kurumudur. Bu okuldan yetişen çok sayıdaki rejisör, aktör-oyuncu, kameraman vb. sadece Polonya’nın çeşitli kentlerinde değil, başka ülkelerde de başarılı biçimde çalışıyorlar. Zira, yaklaşık 50 ülkeden gençler burayla gelip, öğrenim görüyorlar… Andrej Wajda, Roman Polanski, Skolimowski gibi ünlü sinemacılar bu okuldan mezun oldular.
Lodz’da çok sayıda bebeğin ölmekte olduğunu söylediler. Bu bilgiyi verenler; bu ölümlerin nedeni olarak, sanayide çalışanların yarısının kadın olmasına bağlıyorlar.
Aynı zamanda bir kültür kenti olan Lodz’da çok sayıda tiyatro, müze ve kültür evleri bulunuyor. Burada eski ile yeni yapılar, yan yana ve iç içe, güzel bir görüntü vermektedir.Yeni binaların arasında XIX. Yüzyıldan kalan binalar da vardır. Kentin içme suyu, 56 Km. uzaktaki Pilca nehrinden getiriliyor. Binalarda ısıtma, genellikle merkezi sistemle yapılıyor.
Tekstil Sanayi tesislerinin Lodz’da bulunması nedeniyle, “Polonya Tekstil, Dericilik ve Elbise Sanayi Sendikaları Federasyonu” Genel merkezi de buradadır. Tüm Polonya’da yaklaşık yarım milyon insan, bu sanayi iş kolunda çalışmaktadır. Federasyona bağlı 540 sendika vardır.



POZNAN

Polonya’da enine boyuna gezip gördüğümüz şehirlerden birisi de Poznan’dır. Wielkopolskie vilayetinin başkenti olan Poznan’da 600 bine yakın insan yaşamaktadır. II. Dünya Savaşı’ndan önce burada 250 bin kişi yaşıyordu. Savaşta binaların yarısından çoğu Nazi Orduları tarafından yerle bir edildi. Mevcut binaların % 70’i savaştan sonra yapılanlardır. Bu arada barok, gotik, romans ve rönesans dönemi yapıları restore edilerek korundu. Korunan bir başka yapı ise,Warta nehrinin kıyısındaki katedraldir. Katedralin içinde altın şapel var. İlk iki kralın mezarları da buradadır. Zira eski Polonya’nın ilk başkenti, Gniezno kentiyle birlikte Poznan’dır. Eski Poznan’ın güzel izleri, eski şehir alanında görülmektedir.
Poznan da bir sanayi kenti olup, burada elektro mekanik, kimya, gıda sanayi fabrikaları bulunuyor. Çok sayıda kültür ve eğitim kuruluşları var. Kuzeye doğru gelişen kent içindeki ulaşım sorunu çözülmüş.
İşgal sırasında Poznan’a Almanlar yerleşmişler. Bu nedenle Alman izleri, kimi konularda hala görülmektedir. Örneğin, Alman’lardan kalan at yetiştirme geleneğini bugün bile sürdürenler var. Poznan’lılardaki titizliğin de Almanlardan mülhem olduğunu söylüyorlar.

Fuar Kenti
Poznan’ın en önemli özelliği, buranın bir fuar kenti oluşudur. 80 yıldır düzenlenmekte olan Uluslar arası Poznan Fuarının ünü dünyaya yayılmıştır. 70 bir metrekarelik fuar alanında, büyük fuarın dışında, çeşitli konularda fuarlar düzenlenmektedir. İç Ticaret Fuarı, Uluslar Arası Elektronik Telekomünikasyon ve Bilgisayar Fuarı (İnfosistem), Uluslar Arası Matbaa Makineleri Sergisi (Poligrafia), Uluslar Arası Ölçme ve Kontrol Aletleri Sergisi Enviromes), Polonya Mobilyaları İhracatı Geliştirme Fuarı , Ev Eşyaları Fuarı, Uluslar arası Gıda Sanayi Fuarı (Polagra), Uluslar arası Ambalaj Depolama Taşıma Sergisi (Taropak), Üretim Ticareti Fuarı (Kooperasya) ve Uluslar Arası Sanat Fuarı (Interart) Poznan’da düzenlenen ve artık geleneksel hale gelen fuarlardır.
Bundan başka, Lodz kentinde Uluslar Arası Kumaş Tekstil Örgü ve Deri Mallar Fuarı (PIF-INTERFASHION-LODZ) ve Katowice’de sonbaharda, Silezya Uluslar Arası Hafif Sanayi ve Metalürji Ticareti Fuarı (Simmex) gibi fuarlar düzenlenmektedir.

Kuyumculuğun Merkezi
Poznan kentinde ziyaret ettiğimiz Argentum adlı ilginç bir kuruluştan da burada söz etmek isteriz. Bu kuruluşun çalışma alanı kuyumculuktur ve bu konunun, Polonya’da köklü bir geleneği vardır. Zira geleneğin kökü, ortaçağağ’a kadar gitmektedir. O çağda Polonya’da beş kuyumculuk merkezi vardır. Krakov, bunların en eskisidir. O’nu Lwow kenti izlemiştir. Altın Ermeniler tarafından doğudan getiriliyor; burada işleniyordu. Uzmanlar, altına bakınca, nereden geldiği anlaşılıyordu. Lwow altını doğuyu andırıyor, Krakov altını ise Avrupa stilindeydi. Bu kuyumculuk merkezleri XIII-XVIII. yüzyıllarda çok faaldi.
XV. yüzyıldan itibaren Poznan ve Gdansk’ta da kuyumculuk faaliyetleri yoğundu. Başkent olduktan sonra ve kralla birlikte Varşova, kuyumculuğun ana merkezi oldu. Ama mücevherat yapımında Krakov öndeydi.
İlk kuyumculuk katalogu, XVI.yüzyılda Poznan’da çıktı. Önceleri ülke dışından getirilen altın ve gümüş, Polonya’da üretilmeye başladı. Ne var ki, işgaller nedeniyle bu konuda gerileme oldu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra devlet eliyle “Jubiler” adlı firma kuruldu. Bu firmanın açtığı mağazalarda altın ve gümüş mücevherat satışı yapıldı. 1976 yılında bu firma kapatıldı, yerine “Polsilver” adıyla yeni bir firma kuruldu. Devlet bu firmaları kurarken, geleneği olan yerlerde değil de başka kentlerde mağazalar açtı. Yani ustalar başka yerde, mağazalar başka kentlerdeydi.
Devletin kurduğu bu ikinci firmanın genel müdürlüğünü yapan Dr. Jozef Jasinski, arzu ettiği çalışmaları yapamadığı için buradan ayrılıp, merkezi Poznan’da bulunan, “Argentum”u kurdu. Kurslar açılıp yeni ustalar yetiştirildi ve böylelikle Poznan, Polonya kuyumculuğunun merkezi oldu.
Polonya, Rusya’dan sonra, gümüş yatakları en bol olan ikinci ülkedir. Burada yılda ortalama olarak 1000 ton gümüş elde edilmektedir.

Müzeler ve Eski Eserler
Poznan, aynı zamanda bir Müzeler kenti… Saptamalarımıza göre tam 18 tane müze var. Bunlar; Arkeoloji Müzesi, Antika Müzesi, Poznan Askeri Müzesi, Etnografya Müzesi, Poznan Tarihi Müzesi, “Marcin Kasprzak” Çalışma Tarihi Müzesi, Müzik Aletleri Müzesi, “H.Sienkiewicz” Edebiyat Müzesi, Şehitler Müzesi, Milli Müze, Artistik Sanat Müzesi, Halk Sanatları Müzesi, Çevre Koruma Müzesi, Polonya Askeri Müzesi, Poznan Devrim Müzesi, “H.Cegielski” Koleksiyonu Müzesi, “K.Illakowiczowna”nın Ev ve İşyeri (bu kadının özel yaşamına ilişkin eşyaların sergilendiği müze), “J.I.Kraszewski’nin İşyeri Müzesi (Özel koleksiyon ve kütüphane)…
Müzelerden başka Poznan Belediyesi’nin koruması altındakilise, katedral, binalar gibi, 27 tane tarihi yapı var. Poznan’ın çevresindeki kasaba ve köylerdeki müzeler ve eski eserler, bu rakamın dışındadır. Fuar alanından başka, 12 tane sergi ve sanat galerisi bulunuyor. Şehirde 11 tiyatro salonu (kukla tiyatrosu, kabare, filarmoni orkestrası vb.), 15 sinema, 17 park-bahçe ( biri botanik, ikisi hayvanat bahçesi) yer almaktadır.
Poznan’a içten ve dıştan çok sayıda turist gelmektedir. Özellikle fuarların açıldığı günlerde, oteller tıklım tıklım dolmaktadır. Otellerin yanı sıra motel, pansiyon ve kamp yerleri de konukları ağırlamaktadır. Doğal olarak çok sayıda lokanta, bar, kafeterya, kahvehane ve pastane hizmet vermektedir. Şehir içerisindeki turizm büroları da, turistlere yardımcı olmaktadır.

Kornyk Kütüphanesi
Poznan’a kadar gitmişken, 20 Km. ötedeki Kornik Köyü’ne de gidip, buradaki tarihi kütüphaneyi de görmek istedik. Bu kütüphane, XIX. yüzyılda Titus Javinski adlı bir zatın şatosunun içerisinde oluşturulmuş. Javinski, Polonya’yı ilgilendiren ne kadar kitap varsa, bunları toplayıp, kütüphanesine mal etmiş. Ayrıca, Polonya tarihi ile ilgili belgeleri de arşivlemiş ve kütüphane içinde muhafaza altına almış. Dolayısıyla, Polonya-Türkiye ilişkileri ilgilendiren birçok belgeler de bu arşivde yer almaktadır. Keza, tarih içerisinde Lehistan topraklarına yerleşmiş olan Tatarlar hakkında de bir hayli belge bulunmaktadır.
Javinski, Lehistan’ın işgal edilip, bölünüp paylaşılmasını tanımayan Osmanlı padişahına saygı duyuyordu ve bu saygı nedeniyle de Türklere karşı büyük sevgi beslemişti. Ne var ki, sevdiği Türkiye’ye gidebilmesi kısmet olmadı. Ama ölümünden sonra, kızı Dzialynskich Zamojska eşi ve çocuklarıyla birlikte, Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a giderek, oradaki Polonyalılarla görüştü ve onları Polonya’nın istiklali için örgütledi. Zamojska İstanbul’a giderken, şatodaki tablolardan ikisini İstanbul’a götürdü. İstanbul’da bir yıl kadar kaldıktan sonra Poznan’a döndü, doğum yaptı ve tekrar İstanbul’a gitti. İstanbul’daki günlerini yazdığı mektuplar, Kornyk Kütüphanesi’nde saklanmaktadır. O mektuplar, o günlerin İstanbul’unu, Anadolu’yu ve Türk insanını kaydetmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Kornyk Kütüphanesi Polonya İlimler Akademisi’ne bağlı olarak faaliyetini sürdürmektedir. Kuşkusuz bunun büyük yararı olmaktadır. Çünkü, çalışmalar akademik düzeyde ve bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır. Lehistan Kralı III.Sigismund’un 1588-1612 yılları arasında Osmanlı Sarayı’na yazdığı mektuplar ve III. Jan Sobieski’nin özel mektupları da burada arşivlenmiş. XVII. yüzyıla ait deri ciltli ve altın yaldızla kaleme alınan yazma bir Kuran’ı Kerim; bir yeniçerinin günlük notlarını içeren anı defteri de kütüphanedeki, bizi ilgilendiren eserler arasında yer almaktadır. Müzede ayrıca çeşitli silahlar, zırhlar ve kimi etnografik malzemeler de sergilenmektedir.
Şatonun sahibi Titus Javinski ölünce, oğlu Jan Javinski, şatonun sahibi oldu. O’nun evladı olmayınca, tek varis olan Wladislaw Zamoyski şatoyu sahiplendi. O ise hiç evlenmemiş ve arkasında varis bırakmamıştı. Bunun üzerine, Polonya’nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra şatoyu, ulusuna bağışladı. Daha sonra da şatonun ve kütüphanenin yönetimi İlimler Akademisine devredildi.
Bu muhteşem şatoyu ve içindeki kütüphaneyi saatlerce gezip incelemelerde bulunduk. Şatonun çevresi suyla kaplıydı ve yanında bir de göl bulunuyordu.
O arada, Kornyk Kasabası’nı da gezip gördük. Temiz, bakımlı, pırıl pırıl bir yerleşim yeriydi. Burada hali vakti yerinde insanların oturdukları da hemen belli oluyordu.