
|

|
 
 
Ekselansları Prof. Bronislaw Geremek tarafından yapılan açıklama
Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 54. oturumunda
Polonya Cumhuriyeti Delegasyonu Başkanı
New York, 29 Eylül 1999
Sayın Başkan,
Genel Kurulun mevcut oturumunun başkanlığına seçilişiniz konusunda lütfen tebriklerimi kabul ediniz. Afrika'dan seçkin bir devlet adamının küresel güvenlik ve gelişmelerle ilgili önemli görüşmelere başkanlık yapmasına gerçekten çok memnunuz. Eminim ki, diplomatik tecrübeleriniz kadar kişisel nitelikleriniz Kuruldan beklenen başarıyı sağlayacaktır. Sayın Başkan, önemli görevlerinizde Polonya Delegasyonu size yardım için elinden gelen çabayı gösterecektir. Ayrıca başkanlığı sırasında göstermiş olduğu önemli çabalar nedeniyle, Genel Kurulun 53. Oturumuna Başkanlık eden Uruguay'dan Ekselansları H.E.Didier Opertti'ye şükranlarımı sunarım.
Memnunlukla aramıza yeni katılan Birleşmiş Milletlerin yeni üyelerine hoşgeldiniz diyoruz: Kiribati Cumhuriyeti, Nauru Cumhuriyeti ve Tonga Krallığı. Genel Sekreterin 'Organizasyonun çalışması hakkındaki raporu' nun tanıtımını büyük dikkat ile dinledik. İlginç ve önemli ölçüde teşvik edici fikirleri, Genel Kurulun 54. Oturumunda bize rehberlik edecektir.
Tüm çabalarından dolayı Genel Sekretere, en derin saygılarımızı ve desteğimizi sunuyorum.
Sayın Başkan, Sayın Genel Sekreter, Seçkin Delegeler,
Bugünkü açıklamamda bana göre, Organizasyon içerisinde tartışmaların merkezinde olan üç konu üzerinde durmayı arzu ediyorum.
1-İnsan hürriyeti ve özellikle milli egemenlik ve müdahale prensibinin yeniden
düşünülmesi (gözden geçirilmesi) sorusu
2-Birleşmiş Milletlerin yönetmelik esasına dayalı uluslararası güvenlik konusundaki
sistemin geçerliliğine karşı mevcut tepkiler.
3-Daha iyi uluslararası işbirliği ile küreselleşmenin çelişkileriyle başa çıkma.
Sayın Başkan,
Kosova'daki etnik nefretin acı verici görünümlerine tanık olmaktayız. Silahlı çatışmalar yine kuzey Kafkasya'yı sarsıyor. Doğu Timor hoşgörüsüzlüğün ve çılgınca bir vahşetin bir başka örneği. Bu vahşetin kurbanlarına saygı gösteriyoruz. Ama bu krizlerin vurduğu alanlardaki insanlar bizden, sempatiden daha fazlasını bekliyorlar.
Kendimize şu soruyu sormalıyız: Bu yeni patlak veren anlaşmazlıklar önlenmekte midir? Bunları gelecekten uzak tutacak politik irade mevcut mudur? Eğer cevap olumlu ise, politik sorumluluğumuzu etkili ve birleşmiş bir biçimde eylem haline dönüştürmek için ne yapılmalıdır? Uluslararası ilişkiler sistemi, soykırım ve çarpışmalardan etkilenme durumunda savunmasız bırakılmayacakları konusunda insanlara umut verecek şekilde nasıl geliştirilebilir?
Birleşmiş Milletlerin yönetmelik esasına dayalı uluslararası güvenlik sistemi, devletlerin egemenliklerinin açıkça ihlal edildiği yıkıcı dünya savaşından alınan derslerden doğmuştur. Bu gerçeği yönlendirmek için, uluslararası hukuk ve kuruluşlar sistemi
bu milletlere güvenlik hissi vermek ve devletler arası anlaşmazlıkları önlemek için doğru örgütlenmiştir. Günümüzün çoğu anlaşmazlıkları devletlerin içerisinde olagelmektedir. Bunlar, insan hakları ihlallerinden, sosyal gerilimlerden veya devlet yapılarının çökmesinden kaynaklanmaktadır. Sadece mevcut kavramlar ve görüşlerle bu yeni sorunlarla mücadele edebilecek miyiz?
Sayın Başkan,
Kesin egemenliğin ve tam bağımsızlığın artık savunulamadığını anlamaya başladık. Etnik temizlik ve soykırım için egemenlik hakkı yoktur ve olamaz. Ruanda krizi gibi geçmişte olan, kabul edilemez ataletin tekrar etmemesi gerektiğini öğrendik. Ruanda olayları, 1999 da müdahale edilmeseydi Kosova'da neler olabileceğini göstermiştir. Kosova ise, 1994 de Ruanda'ya müdahale edilmesi halinde neler olabileceğini göstermiştir. Sorumluluğun yükü çok ağırdır. Ders açıktır.
Aynı zamanda, tüm etnik gruplara karşı aynı sorumluluk prensibini izlemeliyiz. Kosova'da Arnavutların Sırplar tarafından etnik temizliğe tabii tutulması durdurulmuş ve durum tersine dönmüştür, fakat şimdi Kosova'da Sırpların ve Roma'nın mevcudiyetinin tehdit altında olduğuna tanık oluyoruz.
Son on yılda uluslar arası topluluk Kosova ve Doğu Timor'da etkinlikler uyguladı, insan haklarının sistematik ihlalini durdurmak için evrensel politik ve ahlaki zorunlulukları onayladı.
Devletler arası ve devlet içi anlaşmazlıklar arasındaki farkları bir kenara bırakırsak, bu onaylama Birleşmiş Milletlerin yönetmeliğinin ruhunu yansıtmaktadır. Aslında, Birleşmiş Milletler sisteminin merkezi yapısı insan olmalıdır- barış içerisinde bir yaşam, kişisel özgürlük, ölçülü ve saygın bir varoluş. İnsan hayatı ve özgürlüklere saldırıldığında, kişisel haklar ihlal edildiğinde ilgisiz ve kayıtsız kalmamalıyız, hareketsiz kalamayız
Sayın Başkan,
Hareket zorunluluğu, hareket etme hakkı sorusunu ortaya koyuyor. Biz, egemenlik duvarlarının, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlalini yasallaştıran ve saklayan bir duvar olarak kullanılamayacağını onayladık. Egemenlik, soykırım ve insan hakları ihlalleri için gerekçe olamaz. Hatırlayalım ki, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından birisi 'temel insan haklarında güveni sağlamaktır: insana değer veren biçimde, kadın ve erkeğin eşit olduğu, küçük büyük ayırmaksızın devletlerin eşit haklara sahip olduğu bir ortam oluşturmaktır'.
İnsanın ve insan haklarının önceliği uluslar arası hukukun uygulanmasında yeterince yansıtılmalıdır. Bu kolay bir iş değildir. Öncelikle, insan haklarını, politik gücü koruma pahasına sınırlamalar getiren, frenleyen ikiyüzlü ve yüzeysel davranışları içeren bir çok durum vardır. İkincisi, hızlı ve etkin davranış sağlayan müdahalenin yasal çerçevesi sık sık seçici ve öznel yorumlamalarla bozulmaktadır.
Diğer yanda, insani müdahale sloganı, dışarıdan politik kontrol ve idare uygulamak için bir bahane olarak kullanılmamalıdır. Biz egemenlik duvarlarını aşılabilir hale getirmek istiyoruz, ancak her amaç için değil. Diğer tarafta, insani müdahale prensibi çifte standarttan kaçınmak için, dürüstçe ve kararlılıkla uygulanmalıdır.
Uluslararası hukukun gelişimi, uluslararası ilişkilerde sürdürülebilir, uzun süreli ve güvenli bir düzenin sadece insan özgürlüğü üzerine kurulabileceği gerçeğini desteklemesine bağlıdır.
Birleşmiş Milletlerin görevinde başarılı olabilmesinin anahtarı olması nedeniyle, uluslararası ilişkilerde dayanışma ilkesinin önemi artmalıdır.
Sayın Başkan,
Egemenlik kavramının gerekli içeriğini korurken insan haklarına evrensel bir uyum sağlanması insani müdahale için en iyi stratejiler sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Kabul etmeliyiz ki, güç kullanarak yapılan müdahale en son başvurulacak yöntemdir. Tercih edilen, soruna neden olan etkenleri düzeltmek amacıyla erken bir işbirliği bağlantısıdır. Hiç şüphe yoktur ki, silahlı müdahale işbirlikçi metotların işe yaramadığının göstergesidir.
Yeni bir müdahale kültürü geliştirme konusundaki çabaları tüm kalbimizle destekliyoruz. Evrensel olarak kabul görmesi bu düşüncenin temeli olmalıdır böylece, suiistimal edilmesi halinde uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden bir tehlike haline gelmeden devletlerce insan hakları alanında yüklenilen uluslararası görevler, diğer devletler için direkt ve meşru olacaktır. İnsan hakları, devletlerin iç işlerine has bir mesele değildir.
Genel Kurulun mevcut oturumu, bizi 2000 yılına götürecektir. Millenium Zirvesini anlamlı bir olay haline getirmek için, bu sembolik tarih Birleşmiş Milletlerin misyonunu yansıtması bağlamında bize esin versin. Yeni milleniumun arifesinde Birleşmiş Milletler yeni bir vizyona gereksinim duyarken, dünya da hala BM'ye gereksinmektedir. Yeni ve daha fazla savaşım gerektiren sorunlarla karşılaştığımızda, bunlar için gereken çözümlerin devletler topluluğunun ortak ve bir arada hareketini gerektirdiği düşüncesindeyiz. Birleşmiş Milletler'in, üye devletler tarafından yönetmelik içerisinde saklanan prensiplere ve amaçlara karşı yüklendiği sorumlulukları güçlendirmeye gereksinimi vardır.
Birleşmiş Milletlerin entelektüel ve normatif köklerine ulaşarak organizasyon için yeni destekler bulmaya çalışalım. Bazı savlara karşı olarak BM yönetmeliğinin asıl mesajının eskimediği görüşündeyiz. Fakat onun gereksinimi olan şey, uluslararası gerçekler ve sorunlar bazında yeni ve taze vizyonu olan görüşlerdir. Örneğin, yönetmeliğin 8. Bölümü dikkate alındığında günümüzün anlaşmazlıklarının çoğunun yapısının yerel olduğu görülmektedir. Bu nedenle, BM ve bölgesel güvenlik düzenlemeleri arasındaki ilişkilerin daha fazla irdelenmesi gerekmektedir. Olaylara yakın olan ve bölgesel stabilitede daha çok payı olan bu aktörler daha çabuk ve kararlılıkla davranmaya istekli olanlar olabilirler.
İşte bu nedenle, Polonya, anlaşmazlıkları önlemek ve krizlerle başa çıkabilmek için bölgesel organizasyonların sorumluluklarının artmasını desteklemektedir. Gerekli potansiyele sahip olan bu tür organizasyonların olduğu bölgelerde sorunları çözümünde daha aktif olmalıdırlar. Bunları nasıl kullanacağımızın bir örneği Avrupa'daki Güvenlik Organizasyonu ve İşbirliğidir (Organization for Security and Co-operation).
Bu nedenle, ortaklık prensibinin etkin kullanımının anahtarı Güvenlik konseyi ve bölgesel organizasyonlar arasındaki yakın politik ve operasyonel işbirliğidir.
Sayın Başkan,
Birkaç senedir BM reformu üzerinde tartışmalar yapılmaktadır. Organizasyonun 50. Yıldönümü, değişiklikler için gereksinimlerin evrensel olarak anlaşılmasıyla sonuçlanan tartışmayı teşvik etmiştir. Böyle birçok değişiklik, Genel Sekreterin bitmeyen çabaları sayesinde uygulanmıştır. Ancak, bu işlem derinleştirilip, hızlandırılmıştır. BM Güvenlik Konseyi bu durumu ortaya koymaktadır.
Asli görevi uluslararası barışın ve güvenliğin sağlanması olan BM Güvenlik Konseyi, tehlikeli olan yayılma potansiyeli nedeniyle devletler arası veya yerel silahlı çatışmalarda harekete geçmekte ara sıra zorlukla karşılaşmaktadır. Geniş ideolojik motivasyonlar ve dar milli çıkarlar nedeniyle üyeler, gerekli olan kararlarını bloke ederek bazı bölgelerin güvenliğini olumsuz olarak etkilerler. Güvenlik Konseyinin sorumluluğunu yerine getirmesini engelleyen durumları nasıl ortadan kaldırabiliriz? Güvenlik Konseyinin etkisini geliştirilmiş temsilcilikle birleştirerek nasıl arttırabiliriz? Güvenlik Konseyi'nin reformu gecikmiştir. Onu gerçekleştirecek bir karar alma çabası gösterelim. Konseyin otoritesini güçlendirecek nasıl yeni bir çözüm düşünülmeli, bireysel devletler tarafından kararları dikkate alınmayan veya yanlış uygulanan bir olasılığı nasıl engellemeli.
Sayın Başkan,
Bir kaç hafta önce, iki genç Afrikalı, Conakry ve Brüksel arasında yapılan uçuşta donarak öldüler. Uçağın iniş tekerleklerinin durdukları bölmeye girmişlerdi. Arkalarında, Avrupa'nın ekselanslarına ve yetkililerine bu salonda da konusu geçen, bir dilekçe bırakmışlardı. Şöyle yazmışlardı: 'Yardım edin. Afrika'da çok acı çekiyoruz. Çocuk olarak hiçbir hakka sahip değiliz. Hastalık ve savaş var, yiyecek yok…Okumak istiyoruz, okuyup sizler gibi olabilmemiz için yardımlarınızı istiyoruz'.
Çocuklar tarafından yazılan böylesi ümitsiz sözcüklerin, insanların kalplerine ve akıllarına hitap ettiği kadar hiç bir özlü söz etkili olamaz.
Uluslararası işbirliği için mevcut çerçeveyi geliştirme gereksinimini yansıtırken, bireyler ve insanlar için sosyal ve ekonomik engellere, tehditlere ve fırsat eşitliği bulunmamasına çözümler getirmeliyiz. Sosyal olumsuzluklar ve hayal kırıklıkları anlaşmazlıkları ve istikrarsızlığa yol açmaktadır. Sosyo-ekonomik programları, yeni bir önleme kültürünün genel zorunlulukları ile nasıl entegre edeceğimizi düşünelim.
Polonya, bu prensiplere dayanan bir dünya kurulmasına yönelik çabalara katılmaya hazırdır. Ancak, yıllarca yanlış yönetimin ve komünist merkezi planlı ekonominin neden olduğu büyük ekonomik krizler nedeniyle çareler sınırlıydı. Bununla birlikte, gelişim için yoksulluk ve mahrumiyetin azaltılması konusundaki sorumluluğumuzu ortaya koyacak etraflı ve etkili bir işbirliği kurma girişimindeyiz.
Aynı zamanda, geçiş döneminin son on yılında politik ve ekonomik sistemlerde yapılan reformlardan alınan gelişim derslerini diğer ülkelerle paylaşmaya hazırız.
Sayın Başkan,
Küreselleşme insan tarafı olan bir süreç olmalıdır. Bazı genel kavramlar gelişme mekanizmalarına daha iyi entegre olmalıdır. Özellikle dayanışma, kapsamlılık, sorumluluk ve fırsat eşitliğinden söz ediyorum. Bunu şöyle açıklayabiliriz:Kapsamlılık- az gelişmiş ülkelerin henüz küreselleşmenin meyvelerini elde edememesi. Sorumluluk- hükümetlerin iyi yönetim politikaları uygulaması, insan haklarına saygı duyması ve dünyadaki her insanın refahının kendi milletinin refahı kadar önemli olduğunun dikkate alınması. Fırsatların eşitliliği- marjinalde kalanlar ve en yoksullar için. Dayanışma- ortak sorunları karşılamak için: terörizm, organize suç, çevresel tehditler, doğal afetler, AIDS.
Ne yazık ki, arzulanan hedeflere varmaktan uzaktayız. 1999 Birleşmiş Milletler İnsan Gelişimi Raporu sosyal parçalanma ve insan güvenliğini tehdidi hakkında yeni çarpıcı deliller sunmuştur.
Sözünü etmiş olduğum sorunlar dünyanın yeni gerçekleri karşısında nasıl davranacağımız sorusunun bir parçasıdır. Küresel politika üretimi, diplomasinin geleneksel metotlarıyla yönlendirilememiş olan, artan sayıda karmaşık ve karşıt olaylarla başa çıkacak şekilde düzenlenmemiştir. Politika yapılması, hala ağırlıklı olarak ulusal ölçekte kalırken, sorunlar küresel işbirliği gerektirmektedir. Bu nedenledir ki, ulusal hükümetler otoriter davranışlardan kaçınarak, ulusal politikalarında uluslararası işbirliği kavramıyla daha çok bütünleşmek zorunda olacaklardır. Bunun sonucunda, küresel seviyede politika üretmek için, ivedi olarak özellikle, ticaretin, finansın ve çevrenin en yeni ortaya çıkan ve en zor olan sorunlarını içeren kurumsal düzenlemelerimizi gözden geçirip, güçlendirmeye gerek duymaktayız.
Her seviyede ilişkilerin ve interfazların zengin dokusunun yansıması olarak, uluslararası işbirliği, sivil toplumun diğer aktörlerine daha açık olmalıdır. Bir çok ülke ulusal politikalarını yeniden değerlendirirken, toplumlar demokratize olurken, devlet ekonomileri özelleştirilirken, ekonomiler ve politik güçler de-sentralize edilirken uluslar arası seviyede konvansiyonel hükümetler arası işlemlerle sınırlanmaktayız. Birleşmiş Milletler, hükümetlerin ve sivil toplumun değişik sektörlerinin ortak amaçlara ulaşmak için birlikte çalışacağı aktif bir uluslararası işbirliğini desteklemelidir.
Bu bağlamda, UNCTAD Genel Sekreteri'nin, mevcut durumun aksine, kamu ve özel sektörün, hükümet temsilcilerinin, patronların ve entelektüellerin, karmaşık ve farklı gelişim sorunlarının çözümü için daha etkin katılımına olanak sağlayan girişimini memnuniyetle karşılıyoruz.
Sayın Başkan,
20. yüzyılın bize getirdiği kötü olaylarla birlikte büyük ilerlemelere de tanık olan birisi olarak, gelecek yüzyıla daha iyimser bakıyorum. Bu iyimserlik, öncelikle, insanların ve milletlerin bağımsızlıklarına kavuşmaları, demokrasi dalgası, tüm dünyada yapılan pazar reformları ve insan hakları ideallerinin evrensel olarak anlaşılması ile kanıtlanmıştır. Daha az insan keyfi tutuklanma korkusu, işkence korkusu ile yaşamaktadır. Ayrıca gelecek yüzyıla ümitle bakıyorum çünkü, hakim olanlar bu son gelişmeleri pekiştireceklerdir.
İlgilerinize teşekkür ederim.
|
|

|


|