12. Ankara Filim Festivali ve Polonya Filim Okulu  


29 Mayis 2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinden:

Yönetmen Krzysztof Zanussi, Avrupa sinemasından çok parlak yetenekler çıkmadığı görüşünde 'Lars von Trier yeni lider olabilir' CUMHUR CANBAZOĞLU


ANKARA - 12. Ankara Uluslararası Film Festivali bu yıl Krzysztof Zanussi 'nin sinemasını altı filmle tanıttı ve ayrıca Polonya sinemasının seçkin örneklerine yer verdi. Zanussi de Ankara'ya gelerek filmlerinin gösterimine katıldı; birikimlerini sinemaseverlerle paylaştı. Polonyalı ustayla ülkesindeki sanatsal değişimleri ve Avrupa sinemasının son durumunu konuştuk.

- Sovyetler Birliği'nin dağılması Polonya sinemasına olumlu olumsuz ne gibi bir etki yaptı?
KRZYSZTOF ZANUSSİ
- Komünizmin yüce beklentileri vardı, hırslıydı ve Polonya'ya Sovyetler Birliği'nden ihraç edilmişti. Kırk yıllık bu dönemden sonra özgürlüğümüze kavuştuk. Biz Latin bir ırkız ve Batı dünyasıyla güçlü bağlantılarımız söz konusu; aynı düşüne ve geleneğe mensubuz onlarla. Ruslar ise Bizans kültüründen geliyor, davranışları ve değerleri apayrı. Sonuçta bu yapay etkiden kurtulduktan sonra hemen Batı'nın teknik uygulamalarını taklit ettik; İtalya ve Fransa'da olduğu gibi kanunla, televizyonlara sinemaya belli ölçülerle yatırımda bulunmaları şart koşuldu. Daha önce her şeyi Kültür Bakanlığı yaparken şimdi televizyonlarla bakanlık ortak destekliyorlar. Bu işin ekonomik yanı, ama sanat açısından sorun büyük. Seyirciyle ilişkimiz sağlıklı değil. Baskı döneminde sinema bir özgürlük sahasıydı. Örneğin basının yaşadığı kadar sansüre uğramıyordu, kaçıyordu bir şeyler. Şimdi özgürüz, basın özgür, politika iyi işliyor; ancak bu kez de sosyal ve derin konuları öğrenmek ya da beyazperdede izlemek insanların pek umurunda değil. Artık sinemamızda erotizm hâkim ve argo kapladı her yanı. Kültürel açıdan çok ilkel bir akımla karşı karşıyayız. Ancak bilet sayısına bakarsanız Polonya sinemasının pazarda yüzde 60'lık bir paya sahip olduğu ve Hollywood'u geçtiğini görebilirsiniz. Bunlar arasında iki piyasa filmi olmayan yapıtın topladığı ilgi beni çok umutlandırdı. Birincisi sizlerin de ilgisini çekebilecek bir yapım. Mekân 17. yüzyılda Ukrayna'daki Osmanlı-Polonya sınırı, filmde Türkçe konuşulan bölümler de var. Adı 'Ateş ve Demir'. Diğeri de Wajda 'nen tepkilerden. İnsanlar bunları anlatmamı istiyorlar şimdi.
- Avrupa sinemasının silkinip eski kimliğini sürdürebileceğiyle ilgili ümidiniz var mı hâlâ?
ZANUSSİ
- Ümidim var tabii. Yirmi yıl önce Amerikan sineması güçlüydü, ama kimse korkmuyordu, çünkü Avrupa hiçbir Amerikalının yapamayacağı filmler üretebiliyordu. Bir Amerikalı Bergman, Fellini ya da Bunuel düşünemezdiniz. Bugün ise müthiş boşluk var Avrupa'da, güzel şeyler sunamıyorlar insanlara. Avrupalılık ruhu yirmi yıldır depresyon içinde çünkü; umarım uzun sürmez. Avrupa Birliği iyi işlemiyor, çoğu insan hayal kırıklığına uğramış durumda ve yeni rolün ne olacağını tartışıyorlar. İki bin yıldır daha iyi bir yaşam için öncü olmuş bir kıtaya şimdi çocuğu Amerika yol gösteriyor, o da bunu hazmedemiyor.

'Bugün daha cesurum ama enerjim az'
- Pekiyi, hiç mi özgün isimler çıkmıyor Avrupa'dan?
ZANUSSİ - Öğrencim Kieslowski 'yle Almodovar bu dönemde farklı bir şeyler yapabildiler. Ancak çok parlak yetenekler yok karşımızda, belki Lars von Trier Avrupa sinemasının yeni lideri olabilir.
- Euroimages destekli ortak yapımların, hangi ülkenin filmi sayılması gerektiğinin tartışıldığı bir ortamda sizin görüşünüzü almak isteriz...
ZANUSSİ - Bir Amerikan filmi için böyle bir sorun söz konusu değil; Hollywood'da birçok yabancı var. Örneğin BillyWilder Avusturyalıdır, filmi Amerikan diye geçer. Hiç önemli değildir, hepsi Amerikandır. Avrupa'da da bu yerleşmeli. Nasıl bir Türk, Almanla evlenince doğan çocuk hem Türk hem Alman oluyorsa bu da böyle bir şey. Söyleyeceğim şey şu: Nasıl hoşunuza giderse öyle bir etiket konulsun filmlere. Sonuçta Avrupalı nasıl olsa.

- Ankara'da festivalde adınıza bölüm açıldı ve sinemanız tartışıldı. Siz kariyerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
ZANUSSİ - Geçmişe pek bakmıyorum ama bugün yaptığım filmleri otuz yıl önce yapabileceğime pek inanmıyorum. Tabii hepsinde benim olduğumu anlar meraklı bir göz, o da ayrı. Yaşam ilerledikçe daha filozof ya da daha akıllı olmuyoruz; bir insan yirmisinde aptalsa altmışında da aptaldır bence ya da akıllı adam yirmisinde de sekseninde de akıllıdır, sadece zevkleri değişir. Bana gelince, bugün daha cesurum ama enerjim az. Bugün sınırlarımı daha iyi biliyorum ve gelen tekliflerin ne kadar bana uygun olduğunu hemen tartabiliyorum kafamda. - Geri çevirip de pişman olduğunuz senaryo var mı otuz yıllık kariyerinizde? ZANUSSİ - Çok oldu, örneğin Mephisto. Almanca bilmeme rağmen onların düşünce yapısını iyi algılayamadığım için senaryoyu Szabo 'ya bırakmıştım. Szabo, Thomas Mann 'ın öyküsüne birebir sadık kalmadan daha çok konformizmi anlatarak güzel bir film çekti. Ben ise bu Thomas Mann'ın öyküsüdür, yıpranmamalı, diyordum kendi kendime. Sonradan pişman oldum ve belki de Oscar'ı kaçırdım. - Yeni film var mı sırada? ZANUSSİ - Yeni filmimi bitirmenin mutluluğunu ve heyecanını yaşıyorum şu anda; adı, Yaşam Seks Yoluyla Bulaşan Ölümcül Bir Hastalıktır. Adı komik ama kendisi ciddi bir film. Yaşam, ölüm, umut ve tinsellik üzerine bir öykü. Özellikle tinsellik; o olmazsa kültür olmuyor ve insan çok fakirleşiyor.


------------------------------------------------------

Radikal, 26.05.2000

Sinema çıkmazda 'Polonya Sinemasının 100 Yılı' adlı filmiyle Ankara Film Festivali'ne katılan Pawel Lozinski, Polonya sinemasının ciddi sorunlar yaşadığını belirtiyor

İPEK KARADAĞ
ANKARA - Pek çok sinemacının dediği gibi 'Sinema devinimi bol bir büyüdür, sessizken bile çok şey söyler'. Polonya sineması uluslararası platformlarda bugüne kadar çok ses getirdi. Özellikle de Kieslowski'nin 'Üç Renk: Mavi', 'Beyaz', 'Kırmızı' üçlemesini de içine alan ikinci dönemi. Ancak 12. Ankara Uluslararası Film Festivali için Türkiye'de bulunan Polonyalı yönetmen Pawel Lozinski, Polonya'da ulusal sinemanın son 10 yıldır sıkıntılı ve kritik bir dönemden geçtiğini belirtiyor.
Polonya sinemasının popülizmin tuzaklarına düştüğünü söyleyen Lozinski, genç kuşağın daha çok Amerikan sinemasına kucak açtığını savundu. Lozinski, Polonya'da sanat filmlerinin çok az olduğuna dikkat çekerken, bunların mevcut sinema seyircisi ile buluşmadığından yakınıyor. Polonya izleyicisinin, hatta sinemacısının bile dünya sinemasına 'yabancı' kaldığını dile getiren yönetmen, mevcut durumu, "Biz komşularımızın sinema diline çok yabancıyız" diye ifade ediyor.
Kieslowski'yi de eleştiriyor Lozinski: "Sorun, Kieslowski'nin çok fazla uluslararası olması ve ulusal olana dair söz söylememesi. Oysa ben başta olmak üzere Polonyalı izleyici bundan önceki Kieslowski filmlerini farklı açıdan değerlendiriyor ve onları beğeniyor. Çünkü onlardan olanı anlatıyor." Lozinski, Kieslowski'nin üçleme ile başlayan sinema dilini kurgusal ve içerik bütünlüğünde başarılı, ancak 'Polonya'ya sırtı dönük' olarak yorumluyor.
Polonya sinemasının bundan sonraki açılımını belgesel filmlerde sağlayacağını savunan Lozinski, "Ne yazık ki sonuç böyle olacak gibi görünüyor. Konulu özgün yapımlar, yeni sosyalizasyon ve ekonomik süreç nedeniyle seyirciyle buluşamıyor ve marjinalleşiyor. Ancak sinema adına konuşmak isteyenler Polonya sinemasında artık belgesel yapımlarla varlıklarını sürdürüyorlar. Genç kuşak sinemacılar da bu ekolü benimsemeye çok yatkın" diyor.


Cumhuriyet Gazetesi - 03.09.2000: KUŞBAKIŞI - Mehmet BAYDUR'un makalesi

Cumhuriyet Gazetesi - 10.09.2000: KUŞBAKIŞI - Mehmet BAYDUR'un makalesi






Ana Sayfa / Main Pageİletişim / Contact